Şiir roman tarzında olan kitabın hikayesi, 1940’ların 50’lerin İstanbul’unda masalsı bir evde başlıyor. Olay, romanın anlatıcısı Lahzen’nin çocuk dünyasında, gerçekle düş arasındaki zamanda geçiyor. Okul duvarlarında asılı duran tarih cetvelleri gibi akıyor zaman, öfkeli bir kız çocuğu anlatıyor hikâyeyi. Şiir gibi, destan gibi... Birinci bölüm, şiirin kimi zaman yerini öyküye bıraktığı parçalarla ilerliyor. Her bir parça İstanbul’un eski günlerini anlatıyor; Rum, Ermeni, Musevi ailelerin bir arada yaşadığı, insanların birbirlerini ayakkabılarından tanıdığı günleri... Eski bir halk dansı olan faradolada çember oluyor herkes duymayan, gelmeyen kalmıyor. İkinci bölüm kısa bir finalden oluşuyor. “Hakikatinin özünü” arayan Lahzen’in sürpriz finali.
KÜLTÜR SERVİSİ