Onurlu yaşamının bedelleri vardır. Öyle ki en küçük bir kazanım bile bedelsiz değildir. İnsanların onurlu bir yaşam kurma çabası karşısında sergilenen tutum, baskının, sömürünün, zulmün legal adresleridir. Nitekim onurlu yaşam derdinde olan insanlara gösterilen iki adres vardır: Biri seni yaşamdan tamamıyla koparır. Diğeri günbegün eritir. Seni sen olmaktan çıkarmaya, ruhsuz bir şekilde yaşamana neden olur.

Burası zindan, burası şehrin diğer bir ucu ve ayrı bir dünya, kentin en ücra yeri. Gayrı resmi mezarlık, diğer bir adı; varlığını koruma, inançlarına bağlı kalma savaşımının yoğunlaşmış hali. Üstelik hiç de sanal değil. Hakiki bir iradeleşme savaşımı...
Burada yaşam soğuk, yaşam paslı, yaşam gıcırdar. Ürperirsin, için burkulur. Havası nem ve rutubet, yapışır genzine. Her karesi ağrı ve ağrılar günbegün büyür. Öyle ki, birikir birikir ve sancıya dönüşür. Bedeninde hatta ruhunda o zorlar, sen direnişine ayağın takıldı mı, düştün mü, kaybedersin. Kaybedersen, zalimin çarkına düşersin. İçine gömülürsün, kaybolup gidersin.
Burada direndikçe yaşamı bir kez daha seversin. Duruşun sana anlam katar, ruhuna yüklediğin direnç kadar yaşarsın. Yalpalasan da yine de inadına inadına yaşama sarılırsın. Geçmişinin damarına yüklediğin inançla. Küçükte olsa bir şeylere tutunursun, pes edersen ayağın takılır, sesin kesilir, için burkulur ve yaşam senden uzaklaşır. Zaten zalimin zulmü, seni yaşamdan almaktır. Olmadı yaşamı senden uzaklaştırmaktır, derdi tasası...
Burası doğal kayıtsızlığın hüküm sürdüğü bir mekan. Soğuktur ve bir o kadar da yapışkandır. Dokunanı tutar bırakmaz havası. Her şeyi duvar, ranza, demir kapı, bakışlar, soğuk, dondurucu hatta düşmancadır. Duvarlar bir kabuk boyundadır. Duyulmaz, anlaşılmaz duvarın diğer yanı. Derin kuyular gibi sıralanmış odalar, her yan seslerle dolu. Her çıkan ses bir öfkenin çığlığı olur. Yankılanır duvar diplerinde.
Burası sıra sıra demir kapı, kapanır aydınlığın üstünü. Gömülür karanlığa her yan. Burası bir avuç toprağa hasret. Beton yığını zemin, tel örgüler sarmış sarmalamış, keser bakışları, kanatır göz kapaklarını. Geçer boynuna halka halka. Zalim buz kesmiş, çatlatır ayak tabanlarını. Daralmış mesafeler, şişer diz kapakların. İlmik ilmik işler bedenine. Büyük ve dokunur iliklerine, ağırlaşır sol yanın, ağırlaşır bütün zamanlar. Burada asuman dört eşkenar, dünya derin bir kuyu içinde döner, meridyenler yer değiştirir.
Burada düşler sarmalar her yanını. Diz boyu hasret, diz boyu özlem. Her cızırtı bir yanını çizer. Burası zulmün aşkı ve öfkesiyle sarmalanmış, o kadar tutkuludur ki, tanımaz hiçbir engel. Dayatır tutsaklığı, dayatır kulluğu, teslimiyeti. Burası zulmün meşrulaşmış tapınağıdır. Burası zulmün boyalı resmi, kokuşmuş zihniyetin gerçek yüzü. Kirli, paslı, yapışkan ve yaşam olabildiğince dar, hayat olabildiğince öfkeli, umut olabildiğince revaçta...
Dışarıda, hemen duvarın dibinde çığıran ses, başka bir dünya gibi. Tüm çığlıklar buharlaşır bulutlarda. Bulutlar o kadar uzak, bir o kadar yakın elin değecekmiş gibi. Her şey o kadar yakın ve her şey bir o kadar uzak. Zulüm uydurulmuş kitabına. Burada tanrıya yalvarmak bedava, boyun eğmek zaruri, konuşmak yasak, bakışmak yasak, dokunmak hepten yasak.
Bir köşede özlem, bir köşede belirsizlik, bir köşede umutsuzluk. Bir köşede umut, her şey iç içe. Tatmadığın, duymadığın onca şey, onca duygu, Önüne çıkmayan, karşılaşmadığın onca şey. Bazen kendini bir köşeye sıkıştırılmış ve hiç çıkmayacakmış gibi; bazen huzursuz, bazen olur olmaz tepkiler. Daralır tahammül sınırları. Ama başköşede isyan durur. Zulmün karşısında isyan zaruri mesai.
Burası monotonluğun tanımı, sürekli aynı şeyleri tekrarlamanın adı. Yaşamın aynı tonda yürüyen gerçeği. Ruh, beden, duygu ve zamanın kalıplara sıkıştırılma çabası. Bazen en çok ret ettiklerin monotonluktan kurtulmanın çaresi. Panzehiri olur. Bir bakarsın retlerin, kabullerin bütünleşmiş, yeni alışkanlıklara gebe kalmış.
Burada ne yaparsan yap hep bir şeyler eksik kalır. Takıntılar oluşur. Sanki her şey eksik ve tamamlanmayı bekliyor. Yaptığın tatmin etmez. Karışır birbirine zaman, her şey tekrardır.
Burası insanların dünyayla ilişkisinin koparıldığı yer. Ve her mevsim aynı tonda, aynı zeminde yaşam bulur. İnsani bütün değerler rafa kaldırılmış, inanç kırılmaya çalışılır. Seni yalnızlaştırmak ister. Seni kendine benzetmek ister. Seni senden koparmak için olağanüstü uğraş verir. Terbiyesizliğiyle seni terbiye etmeye çalışır.
Burası şehirden, yaşamdan o kadar uzak ki, her geçen gün, hafta, ay, yıl ve yıllar geçtikçe bir kez daha anlarsın kentin en ücra köşesindesin. Öyle benziyorlar ki, birbirine. Öyle ki, burası mezarlık tenhasında, mezarlık buranın soğukluğunda saklı.
Seni burada yaşatan şey, yoldaşın yüzündeki tebessüm, dilindeki sadelik, yüreğindeki sevgi, ruhundaki paylaşım; ekmek olur, tuz olur, su olur, hava olur, seni yaşama bağlar. En büyük ölüm tersi durumdur. Yoldaşlıktaki tereddüt en büyük zindandır. İnanç olur, irade olur, kan olur dolaşır damarlarında. Direnç olur, yaşam olur kucaklar seni. Her iki mekanda uzak, her iki mekanda yaşamı dağıtır. Şehri gölgeler. Burası öyle bir yer ki; gelene sevinir, gidene üzülürsün. Gelen de dışarıyı teneffüs edersin, gidende bir yanını bırakırsın.
Hayatın kendisi, hayatın, yaşamın bedeli diyelim bütün bunlara. Adına eşitlik, adalet, barış ve özgürlük dediğimiz düşlerimiz var ya; bunlara kavuşmak anlam katmaktır. Yaşam ne kadar keskin, sızılı ve inciticiyse; incinene merhem burada sergilenen iradenin sonundadır. Amaçların ve onurlu yaşam iddiası, yaşama bağlanmanın, sıkı sıkı tutunmanın bariyeridir.
Günün içinde siyaha boyanan tüm anların içindeki karanlık, bu serseri mekanın dehlizlerinde yaşam bulur. Sende boşluğa düştün mü, canını çıkarır, seni senden alır dehlizlerine gömer.
Burası ayrı bir dünya, yüreğimiz ayrı bir dünya. Burası bize hiç benzemiyor. Burası bilinçli bir seçim değil. İnsana, insanlığa reva görülen zulmün adı. Sarıp yaşama damarına akan kanın geleneğiyle sarıl ki, zulüm utansın. Büyüsün yüreğin, çoğalsın çığlıkların çatık kaşların orta yerinde filizlensin yaşamın.
Biliyor musunuz? Burada zulüm ve insanlık savaşım halinde. Sustukça büyüyor zulüm. Ses verdikçe, omuz dayadıkça, çığlık oldukça büyük insanlık!
 * Antep H Tipi Cezaevi