Kaynak;
Büyük Neolotik devrimin motor gücü ve mimarının kadın insan olduğu kuvvetle muhtemeldir. Yani toprağın üretim gücünün, topraktan ürün elde etme keşfinin mimarının kadın insan olduğu- mevcut bulgular ve verilerle- anlaşılmaktadır. Neolotik devrim; insanı uygarlıkla yani yerleşik hayatla, üretimle, düşünce ile, hayvanların evcilleştirilmesi gibi daha sayılması gereken, bu yazının konusu olmayan birçok yaşamsal olanaklarla buluşturmuştur. Neolotik devrim bitmiş sonlanmış bir devrim değildir. Günümüzde de devam etmesi, onun büyüklüğünün derinliğinin de ispatıdır. Önce ses, sonra sembol ve harflerle karakterize edilen “dil” de bu devrimin bir olanağı ve buluşudur. Ve yine insandan insana, duygu ve düşüncenin iletişim aracı, komünikasyonun anahtarı dil de yüksek ihtimalle bir kadın insan keşfidir. Ve çok büyük bir devrimsel keşiftir. O yüzden baba dilin nedir, diye sorulmaz, anadilin nedir diye, sorulur.
Ana vurgusu burada köke aittir, kaynağa aittir. Yani burada sorulmak istenen kök dilin, kaynak dilindir. Ana vurgusu kadın vurgusu, insanın kaynağına da vurgu yapıyor. Kadının doğumdan gelen gücü –ki emeğin üretimden gelen gücü, bunun yanında devede kulak kalır- ona, insanın hayat kaynağı olma gücünü de bağış eder. Demek ki bir insana anadili sorulurken, ona aynı zamanda kaynağı, köku sorulmuş olur. Ana Alman, ana Rus, ana Türk, ana Kürt ise senin kaynağın da o dil ve kültür olmuş oluyor. Bunun tersi ancak asimilasyon, baskı politikaları ve kültürel soykırımla mümkün olabiliyor. Yani analar asimile edilmedikçe, kültürel soykırıma tabi tutulmadıkça, bir dili yok etmek pek mümkün olamıyor. Çünkü analar, kadın, bir dilin, kültürün kaynağı, yaşatıcıları oluyorlar. Paris’te üç Kürt kadınının alçakça, haydutça hedef seçilmesi, başka amaçlarının yanında Kürt diline, varlığına, kültürüne, kaynağına bir saldırının ta kendisidir. UNESCO’nun bu yıl ki 21 Şubat anadil kutlama etkinliğine, Kürtler dillerinin, kültürlerinin temsilcisi, yaşatıcısı devrimci kadınlarının katliamıyla girildi.
Vektör;
“Kitap anadilde eğitimin vektörüdür (taşıyıcı).” UNESCO yerel dillerde kitap üretiminin desteklenmesi ve didaktik (öğretici) yazı materyallerinin, üretim olanaklarının artırılmasını öneriyor ve destekliyor. Kürtler henüz Latini harflerle anadilde eğitim olanaklarına sahip değiller. Neden? Çünkü yasak! Çünkü Kürtler anadilde eğitim görürlerse Türkiye bölünür(?). Yani Türkiye varlığını, Kürtlerin anadilde eğitim görememesi üzerine tesis etmiş. Bu hile, bu oyun bozulmadan, Türkiye adaletli, onurlu ve kalıcı bir iç barışa kavuşacağa pek benzemiyor.
“Kitap; anadilde eğitimin vektörüdür.” Çocuk kitabı yazmak zor bir iştir. Kürt dilinin asimilasyonu planlayıcıları; iki bilemedin üç kuşak sonra, Kürt çocuklarının, -özellikle ve metropol ve Avrupa’da- ezici çoğunluğu Kürtçeyi unutacak veya bilmeyecek, diye hesap yaparken, kalkıp iki dilde Kürtçe (Kurmancî ve Kirmanckî) Avrupa dillerinde, öğretici çocuk kitabları çıkarmak; onların, anti insanı ve anti demokratik gelecek planlarını bir nebzede olsa boşa çıkarmış, bozmuş oluyor. Bu tür bir çalışmayı yapamak bir görevdir ve yüzyılda geçse çocukların okuyacağı faydalanabileceği, anadilde asimilasyonuna karşı etkili bir çalışmadır. O yüzden bu tür çalışmaları yapan insanlarımızın yıpratılma ve daraltılma ihtimali her zaman vardır. Neden? Çünkü; örnek olmasın. Kimse çocuklara yönelik disiplinli bilimsel, kalıcı, kurumsal çalışmalara yeltenmesin.
Ayrıca ne yazık ki, anadilde eğitimin vektörü-taşıyıcısı- kitaplara duyarlılık varsa da, yüzeysel ve yetersizdir. Görsel ve yazımsal Kürt medyası ve ilerici kamuoyu bu konuda mevcut çalışmalarını daha da etkinleştirebilmelidir. Yinede sayıları az da olsa, çıkarılmış olan, belli bir kalite ve standartı yakalamış çocuk kitaplarımız mevcuttur. Ve hatta bazıları, ilgili devletlerin merkez kütüphanesinin, uzman heyeti tarafından resmi olarak didaktik ve pedogojik açıdan onaylanmış ve tüm ülkesel halk kütüphanelerine resmen önerilmiştir. Bu kalitede ki Kürtçe iki dilli çocuk kitaplarına sahip çıkmak ve yaygınlaştırmak, asimilasyona karşı etkili ve faydalı bir çalışma olacaktır.
Yine bir eksikliğimiz olarak, teşvik etmek, yardımcı olmak bir yana; kıt olanaklarla, ortaya çıkmış bu eserlere, zaman zaman engelleyici ve değersizleştirici tutum ve yaklaşımlar da düşündürücüdür. Bu konuda elbette duyarlı insanlarımızın çabasını gözardı etmeden; anadil eğitimine yaklaşımda ki zayıflığı, duyarsızlığı, yetersiz zihniyetimizi, aşmalı ve konuda kendimizi gözden geçirmeliyiz. UNESCO’nun 14. Uluslararası Anadil kutlama yılında, çocuklarımıza gerekli olan ve layık bir kurumsal çalışmayı, hele ki Avrupa’da, suistimale uğratmadan, doğru kişi ve yöntemlerle, hayatla mutlaka buluşturmalıyız.
Zimane me rumet û hebûna me ye!
Zone ma rumet û estebiyene ma wa!
ERDİNÇ BAYSAL: Baba dilin nedir?