En sonunda Ahmet Davutoğlu “biz kendi anayasamızı hazırlayıp sunacağız” dedi. AKP'nin daha önce yeni anayasa yapacağız söylemi de sadece bir oyundu. Demokrasi güçlerini, Kürtler ve Aleviler gibi yeni anayasa isteyen toplulukları oyalama gündemiydi. AKP 2010 yılında yaptığı değişikliklerle kendi anayasasını yapmıştır. Bunun dışında AKP'nin yeni bir anayasa yapma niyeti de, düşüncesi de, planı da yoktur.

Türkiye'de on yıllardır neden anayasa istenmektedir? Açıktır ki, demokratikleşme için anayasa istenmektedir. Türkiye'nin daha demokratik olması için her zaman anayasa değişikliği ya da yeni anayasa yapılması hep gündemde olmuş ve tartışılmıştır. AKP toplumdaki bu beklentiyi ve rüzgarı arkasına alarak 2010 yılında “yetmez, ama evet”çilerin desteğiyle kendi istediği değişiklikleri gerçekleştirmiştir. 

Tayyip Erdoğan’ın ve AKP’nin yapacağız dediği anayasa ise, on yıllardır toplumun beklediği demokratik anayasa değildir, tam tersine otoriter bir anayasa istenmektedir. Tayyip Erdoğan ve ittifak içine girdiği güçler demokrasi güçlerine ve Kürt halkına karşı yürüttükleri savaşa yetki belgesi istemektedirler. Nasıl ki savaşta komutanlar tek yetkili olur, merkeziyetçi ve otoriter bir sistemle işleri yürütürse, Tayyip Erdoğan da demokrasi güçlerine ve Kürt halkına karşı yürüttüğü savaşta askerlikte olduğu gibi bir yetki istemektedir.

Saray Gladyosu ve ittifak içine girdiği güçler mevcut faşist anayasayı bile demokrasi güçlerine ve Kürt halkına karşı mücadelede ayak bağı olarak görüyorlar. Bu nedenle başkanlık sistemi isteniyor. Yoksa sorun parlamento sisteminin eksikleri ve olumsuzlukları değildir. Çünkü bugün Türkiye'de parlamenter sistemden kaynaklanan sorunlar demokratikleşme sorunlarıdır. Demokratik bir anayasaya dayanmayan bir parlamenter sistem var. Başkanlık parlamenter sistemden iyi değildir. Kapitalist modernist sistem koşullarında da parlamenter sistem demokratikleşme açısından başkanlık sistemine göre daha pozitif özelliklere sahiptir. Tayyip Erdoğan ve AKP soruna demokratikleşme ya da demokratik bir sistem açısından bakmıyor. İtirazları bu çerçevede değil. 

İtirazları parlamenter sistem otoriterleşmeye engel oluyor; istediğimizi yapamıyoruz, önümüze engeller çıkarıyor konusundadır. Tayyip Erdoğan bunu açıkça dile getirmektedir. Başkanlık sistemi olursa yetki ve güç elimizde olur ve istediğimizi anında yaptırırız diyor. Erdoğan’ın başkanlık istemesinin nedeni budur. Yeni anayasa dediği de bunun olmasıdır. Erdoğan’ın düşündüğü ve AKP'nin hazırlayacağını söylediği anayasada her şey böyle bir otoriter başkana endeksli olacaktır.

Erdoğan içeride ve dışarıda Kürtlere yönelik savaş açmıştır. Ortadoğu'da 3. Dünya Savaşının sürdüğü dönemde Kürtlerin hak kazanmasını engellemek için otoriter ve saldırgan Türkiye'ye ihtiyaç duymaktadır. Sadece Bakur’da değil, Rojava’da da Kürtlere karşı savaş açmıştır. Fırsatını bulduğunda Başur’u da budayacaktır. Zaten İran’la Kürt karşıtlığı konusunda anlaşmıştır. Erdoğan sadece içeride Kürtlere karşı savaş için değil, dışarıda da savaş için başkanlık istiyor. İçeride ve dışarıda otoriter olursam, hızlı karar alıp uygularsam sonuç alırım diyor. Tüm faşist iktidarlar, savaş politikası yürütenler böyle bir yetkiye sahip olurlar ve istedikleri kararları alıp uygularlar. 

Aslında şimdiye kadarki tüm anayasalar da demokrasi ve Kürt düşmanlığı üzerine kurulmuştur. Türkiye'de şimdiye kadar anayasalar tek maddeliktir; o da Türkiye'deki farklılıkları zaman içinde ortadan kaldırmaktır. Vatanın ve milletin bölünmezliği dedikleri budur. Yani herkesi Sünni Hanefi ve Türk yapmaktır. Türkiye'nin tek maddelik anayasası budur. Diğer tüm maddeler bu tek maddenin dalları, budakları, hatta süsü ve kamuflajıdırlar. Tüm siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik, idari, güvenlik, eğitim politikaları bu tek maddelik anayasayı pratikleştirmek için vardır. Eskiden bu tek maddelik anayasa parlamenter sistem modeliyle kendini pratikleştiriyordu. Erdoğan bu tek maddelik anayasa için uygun modelin parlamenter değil de başkanlık olduğunu söylüyor. Tek maddelik anayasayı en iyi başkanlık modeliyle pratikleştiririz ve hedefimize ulaşabiliriz diyor. Tayyip Erdoğan’ın düşündüğü başkanlık sistemine esas olarak bu çerçevede bakılmalıdır. 

Anayasalar genel anlamıyla uzlaşma konsensüs metinleridir. Hele günümüzde tamamen bir uzlaşma konusudur. Devlet ve iktidarın hazırladığı metinler değildir. Aslında devlet ve halk arasındaki uzlaşma dengelerini ifade eder. Günümüzde demokratik teamül budur. Ancak Erdoğan ve AKP iktidarı anayasa değil, yürütecekleri savaş için yetki belgesi istediklerinden biz hazırlayacağız diyorlar. Sadece kendi zihniyetinde olanlardan formalite gereği düşünce alacaklardır. Özcesi AKP iktidarının yapacağı bir anayasa olmayacaktır; demokrasi ve Kürt halkına karşı yürüteceği savaşın meşruiyetini sağlayacak bir metin hazırlayacaklardır.

AKP, demokratik seçimle iktidara gelmiş bir siyasi güç değildir. Erdoğan istediği kadar seçimle geldik desin; şovenizmi, milliyetçiliği ve mezhepçiliği şahlandırarak yapılan bir seçim demokratik olamaz. Almanya’da Hitler’in birinci parti olması gibi bir durum söz konusudur. AKP milliyetçilik ve mezhepçilik yaparak toplumu parçalayan bir siyasi harekettir. Demokraside ise tüm toplumu yönetecek seçim yapılır. Türkiye'de yaşanan ve AKP'nin konumu bu değildir. Demokraside “ben çoğunluğum, istediğimi yaparım” yaklaşımı olmaz. Kuşkusuz sorunların çözümünde farklı siyasi tercihler olur, ama sadece kendi yandaşları için çalışan, diğer toplumsal kesimleri dışlayan bir yönetim olmaz. AKP, tüm diğer toplumsal kesimleri ve siyasi çevreleri dışlayan bir iktidardır. İşçi ve memur alımında, bürokraside sadece yandaşlarını gözetmesi bile bunun açık kanıtıdır. 

Erdoğan istediği kadar “ben yüzde 51 aldım, seçimle geldim” desin. Bunun fazla anlamı yoktur. Belli düzeyde demokratikleşmiş ülkelerde bunun bir anlamı vardır; Türkiye'de ise çoğunluğun diktatörlük kurmasından başka bir anlam ifade etmiyor. Aslında Erdoğan’ın “ben şu kadar oy aldım, o zaman herkes bizim yaptıklarımıza boyun eğecek” söyleminin sorgulanması lazım. Sakatlık bu zihniyetedir. Türkiye'de tüm sorunları yaratan da bu zihniyettir. 

Türkiye'de mezhepçilik ve milliyetçilik kışkırtılırsa tabii ki birinci parti olunur. Bunun bir başarı olarak görülmesi hastalıklı ve arızi bir durumdur. Bu açıdan Erdoğan ve AKP zihniyetinin sorgulanması lazım. Erdoğan’ın paradigması yüzyıllar öncesinin paradigmasıdır. 1930 ve 1940’lı yılların zihniyetiyle dünyaya bakmaktadır. Her gün biz aynı milletteniz, aynı ülkenin vatandaşlarıyız, o zaman benim gibi düşüneceksiniz demesi bile karakterini ortaya koymaktadır. Erdoğan paradigması en basit haliyle içeride ve dışarıda savaştır. Herkes de bu savaşta yanında saf tutmalıdır. 

Erdoğan demokrasi ve Kürt düşmanıdır. Demokrasi güçlerini ve Kürtleri kendi hegemonyasının önünde engel görüyor. Nitekim Erdoğan Kürt ve demokrasi düşmanı herkesle ittifak kurmaktadır. İçeride ve dışarıda Kürt düşmanı ve demokrasi düşmanı her güç ittifakıdır. IŞİD ve El Nusra bu nedenle ittifakıdır. Suudi ve Katar’la bu nedenle ittifak içindedir. Erdoğan’ın, Saray Gladyosunun tüm ittifakları Kürt ve demokrasi düşmanıdır. Kuşkusuz bir de iktidar nimetlerinden yararlanmak isteyen rantçı ve yemlenen kesimler bulunmaktadır.