Referandum öncesi kimi çevreler ısrarla, „Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın MHP ile ittifakının tamamen taktik bir tavır olduğunu, Erdoğan’ın referandum sonrası yeniden müzakere sürecine döneceğini“ söylüyorlardı.

Erdoğan’ın propaganda mekanizması bu yolla hem Kürt düşmanı ırkçı MHP’li çevrelerin; hem de aynı anda aklımızla alay edercesine Kürtlerin referandum sürecinde kendisine destek vermesini sağlamaya çalışıyordu.

Böylece hem Kürt şehirlerine bomba yağdıracak; hem de bu uğursuz siyasetini güya Kürtlerden aldığı oylarla meşrulaştırmaya çalışacaktı! Dikkat edilirse Türkiye Cumhuriyeti tarihinin yaşanan en kriminal oy hırsızlığı daha çok Kürdistan’da gerçekleşti. 

Bu yolla AKP hükümeti bir taşla iki kuş vurmak istedi; bir yandan Kürdistan’da yoğun olarak yaptığı oy hırsızlığı ile 16 Nisan 2016 referandumunda yüzde elli barajını aştı, diğer yanda ise hem iç hem de dış kamuoyuna yeniden „sözüm ona ben hala Kürtlerden önemli oranda destek alıyorum!“ mesajı vermeye çalıştı.

Bu yönüyle Altan Tan’ın „Erdoğan’ı yine Kürtler kurtardı!“ mesajı büyük bir talihsizliktir. Eğer bununla Erdoğan’a yeniden „müzakere sürecine dön!“ çağrısı yapılıyorsa, bu mektup artık adresine ulaşmaz.  

Kürtler arasında kimi çevreler iyi niyetle Erdoğan’ı belki yeniden müzakere koşullarına döndürebileceklerini düşündüklerinden; kimileri ise art niyetle kirli cüzdanlarını biraz daha şişirmek için bilerek isteyerek Erdoğan’ın propaganda mekanizmasının ateşine odun taşıdılar.

Halbuki aynı Erdoğan açıktan hile ve hırsızlık ile zorla geçilen yüzde elli eşiğinden hemen sonra „Yeni Türkiye’nin“ nasıl bir ülke olacağını „idam cezasını“ neredeyse müjdeleyerek ilan etmekten geri durmadı.

Hemen sonrasında gelen Sincar ve Derik’e (Qerecox) yönelik saldırılar ise puzzle’nin geri kalan kısımlarını da tamamlamış oldu. Açıktan oy hırsızlığına tenezzül eden kuruluş sürecinde ortaya koyduğu programını yok sayan, kurucu kadrolarını partinin dışına atan AKP artık MHP’lileşmiş, Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Türkeş’leşmiştir. 

Şunu net olarak ifade etmek lazım; „nisbetten batılı liberal demokrasiye inanan, Kürt sorununun ancak müzakere yoluyla çözüleceğini düşünen; Türkiye’nin geleceğini dünya pazarlarına bağlanmakta gören“ çevreleri etrafından uzaklaştıran Erdoğan her geçen gün biraz daha fazla dönüşüme uğramış ve bu süreç referandum sonrası Erdoğan’ın Türkeş’leşmesi ile tamamlanmıştır. 

Bu süreci oğul Türkeş’i partiye davet edip başbakan yardımcısı yaparak başlatan Erdoğan, referandum sonrası ortaya koyduğu tutumu ile tamamlamıştır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan artık Türkiye’nin yeni Alpaslan Türkeş’idir!

***

Şengal modern Kürt tarihinde yeni dönem direniş destanın ve Kürt dayanışmasının adıdır; Şengal’e saldırı Kürtlerin birliğine iç dayanışmasına saldırıdır. Şengal Kürtlerin namusudur. Kürtler Şengal’de bin bir kahramanlıkla onurlarını IŞİD alçaklarına teslim etmediler, Erdoğan rejimine de etmezler. 

Şengal’e, Derik’e (Qerecox) saldıran, idamı müjdeleyen Erdoğan artık bir daha asla müzakere döneminde çok nisbi de olsa Kürtler arasında elde ettiği saygınlığına kavuşamaz. Referandumun hemen sonrasında ortaya koyduğu tutumu ile Erdoğan, Kürtlerle arasında var olan son ipleri de atmakta hiç bir sakınca görmemiştir. 

Artık anlaşıldı ki; ne onda ne de etrafına toplanmış adamlarda Türkiye’yi bu kadar derin bir krizden çıkaracak yetenek ve ön görü yoktur. Erdoğan ve çevresi bu ön görüsüzlükle; ne ekonomiyi düzeltebilir, ne işsizliği azaltabilir, ne de Türkiye’nin demokratikleşme sorunlarını çözebilirler. 

Bu saaten sonra artık Erdoğan ve etrafındaki ekip; başta Kürt sorunu, Alevi sorunu gibi Türkiye’nin geçmişten beri süre gelen temel sorunlarını çözemez. Bu ekip uyguladığı dışlayıcı siyaset ile kalıcı olarak Kürtlerin ve Alevilerin güvenini kaybetmiştir.

Bu durumda doğru olan mücadeleye devam etmek, kendi özgür demokratik ülkemizi kimseden bir şey beklemeden inşaa etmeye çalışmak olmalıdır.