Avusturya Parlamentosu Yeşiller Partisi Milletvekili Berivan Aslan, Avusturya’da son dönemde Türk Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan ve Avrupa Türk Demokratlar Birliği’nin (UETD) pompaladığı ırkçılığın bu ülkedeki Türkiyelilere büyük zarar verdiğini, yürüttükleri ırkçı politikalardan da Avusturya’da sağ partilerin faydalandığını vurguladı. 

Aslan, Eylül ayında da çeşitli suçlara bulaşan Türk ırkçıları  hakkında yasal işlemlerin yapılacağına dikkat çekti. 

Avusturya Parlamentosu’nda Kürtlerin, devrimci demokratik çevrelerin sesi olduğu için ölüm tehdidi aldığını belirten Aslan “Erdoğan ve yandaşları Parlamento’da Kürt bir temsilcinin olmasını bile hazmedemiyorlar” dedi.

Avusturya Parlamentosu’ndaki tek Kürt milletvekili olan Berivan Aslan ile son dönemde Avusturya ile Türkiye arasında yaşanan restleşmeler ve bu ülkede yükselen Türk ırkçılığını konuştuk.


Avusturya son dönemlerde Türkiye ile çelişkiler ve tartışmalarla gündeme geliyor. Hatta Avusturya Başbakanı Christian Kern, Türk faşistleri tarafından açık bir şekilde ölümle tehdit edildiğini söyledi. Bir kentte Türk bayraklarının kaldırılması ve bir Kürt’e ait restauranta saldırı nedeniyle hükümet yetkilileri, Türk faşistlerinin sınırdışı edileceğini açık bir şekilde dile getirdi. Siz hem bir parlamenter olarak yaşanan bu tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu yaşanan gelişmeler Erdoğan’ın yıllardır yürüttüğü siyasetin Avusturya’da hayat bulmaya başlamasıyla birlikte oluştu. Özellikle Gezi Direnişi’nin ardından Erdoğan’ın Almanya ve Avusturya’da bozulan imajını düzeltmek ve Erdoğan’a gelen eleştirileri durdurmak adına lobi organizasyonu kuruldu. Bu organizasyonun adı ise Avrupa Türk Demokratlar Birliği’dir (UETD). Fakat bu organizasyon demokrat olmanın dışında her şeydir. UETD, Erdoğan’ın politikasını Avrupa’ya taşıyarak burada ona yönelik gelişebilecek eleştirileri engellemeye çalışıyor. Bizlerin bile seçim kampanyalarına dahil olup, Erdoğan’a yönelik eleştiri yapanlara yönelik karalama  kampanyaları yürütüyorlar. Olay öyle bir noktaya vardı ki Avusturya’da bulunan AKP yandaşları, kendilerinin Avusturya Parlamentosu’nda bir temsiliyetinin olduğunu düşünmüyorlar. 

Yine aynı şekilde bu gruplar yüzünden kendilerini entegre olmuş hissetmiyor. Yani Erdoğan Avusturya’da kendi vatandaşlarının entegrasyonuna ciddi zararlar vermiş durumda. Aynı zamanda bir sürü insan kontrolsüz bir şekilde sokaklara döküldü. Her sokağa döküldüklerinde ise bir Kürt işyerleri saldırıya uğradı. Avusturya’da aylar boyunca Kürtler, Aleviler ve  demokrat Türkler saldırıya uğradı. Yine aynı şekilde burada buradaki Kürt işyerlerine karşı kampanyalar sürdürülüyor. Örneğin “Gidip orada bir döner alırsanız, bu para PKK’ye gidecek” gibi söylemler geliştiriliyor. Ciddi bir şekilde Kürtler ana hedef haline getirildi. Ben burada Kürtleri, Türkiyeli devrimcileri, Türkiyeli demokratları temsil ettiğimden kaynaklı sürekli bir hedef halindeyim. Sürekli “Bakın parlamentonuzda PKK’li biri var. Onu dışarı atın” gibi kampanyalar yürütülüyor.  Yani Türkiye’de HDP’liler ve Selahattin Demirtaş hangi saldırıya uğruyorsa ben de o saldırıya uğruyorum. Bir çok siyasi çalışmamın Erdoğan’ın canını yaktığını düşünüyorum. Bundan kaynaklı hedef alındığımı düşünüyorum. Şöyle düşünün, bir Kürt milletvekilinin Avusturya Parlamentosu’nda oluşunu bile hazmedemiyorlar, bütün mesele bu. Halktan bu gruplara karşı ciddi bir tepki geldi. “Bizler bu grupları burada istemiyoruz” gibi açıklamalar yapıldı. Dışişleri Bakanı bu tür gruplara kapıyı gösterdi. 


Peki ölüm tehdidi alıyor musunuz?

Alıyorum tabii. Fakat ben zaten siyasi çalışmalarımı yaparken bütün bunları göze alarak yapıyorum. Bundan kaynaklı bu tür tehditler bena ne bana geri adım attırır ne de beni korkutur.


Avusturya ve bir çok Avrupa ülkesi Türkiye ile yürütülen müzakerelerin durdurulması çağrısında bulunuyor. Sizin görüşünüz nedir bu konuda? 

Dün bir basın açıklamasında ben bu konuda yapılan açıklamaların tam tersi bir açıklama yaptım. Ben iplerin tam anlamıyla koparılmasından yana değilim. Eğer orada ipler koparsa Türkiye’de yine Kürtler, Aleviler ve diğer halklar bunun en fazla zararını görecek. Erdoğan’ın gerçekleştirmek istediği totaliter- İslami rejime gidiş bu şekliyle daha da hızlanacak. Şüphesiz bu müzakerelerin Erdoğan ile yürütülmesinden yana değilim. Hali hazırda Erdoğan’ın gerçekleştirmek istediği bu totaliter rejimin önündeki en büyük engellerden birisi de Avrupa’dır. Eğer bu engel de kalkarsa bunun önünü kimse alamayacaktır. En büyük zararı demokratik çevreler, Aleviler, Kürtler ve farklı halklar ve inanç grupları çekecektir. Türkiye’de bir çok yayın kurumu kapatıldı. Mevcut durumda Türk televizyonları sürekli bir savaş dili kullanıp yayın yapmasından kaynaklı olarak buradaki insanların demokratik bir ülkede yaşadıklarının hissini ellerinden aldı. Dün mesela Hürriyet ve Sabah’ta “PKK’ye yönelik çalışmaları olan vekil” şeklinde lanse edildim. Hedef haline getirmek için medyayı kullanıyorlar. Müzakereler konusunda çok da gerçekçi olmayan tartışmalar yürütülüyor. Çünkü, müzakereler devam ettirilse bile Türkiye’nin üyelik koşulları en az 10 ila 15 yıl arasında oluşacak.


Peki Türk faşistlerinin Avusturya’daki örgütlenmesi, oradaki kamuoyunu tedirgin ediyor mu?

Bahsettiğimiz lobi oluşumları insanları bir şekilde fişlemeye yöneltiyor. Sosyal medyada “Kim Erdoğan’a karşı bir şeyler söylüyorsa bunların isimlerini bizlere yazarak bildirin” diye çağrılar yapılıyor. İnsanlar artık Türkiye’ye gitmeye korkuyor. Bir çok insan biletlerini iptal etmek zorunda kaldı. Bu lobi faaliyetleri eyalet eyalet insanları fişleyip Türkiye’ye bildiriyor. 

  

Avusturya kamuoyu, Türk devletinin şu anki durumunu sizce net olarak görebiliyor mu? Örneğin son gelişmeler ışığında Kürtleri daha farklı bir şekilde değerlendiriyorlar mı? 

Burada bulunan Kürt gruplar ve sol çevrelerle birlikte bir basın açıklaması yaptık. 2 hafta önce Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu’na (ATİK) ait bir dernek Türk faşistleri tarafından saldırıya uğradı. Yine aynı şekilde Kürt dernekleri defalarca kez saldırıya uğradı. Bunun üzerinde dernek temsilcileri bir basın açıklaması yaptı. Ben de o basın açıklamasında destek amaçlı katıldım. Temsilciler yaptıkları açıklamalarda, bu saldırıların bir an önce sonlandırılmasını ve özgürlüklerin kısıtlanmaması yönünde bir çağrıda bulundu. “İllaki bir ölüm vakasının mı yaşanması gerekiyor” şeklinde soru sorarak yetkililerden bir an önce adım atılması gerektiğini belirttiler. Yine Avusturya’nın Oberösterreich bölgesinde bir Kürt kadın, bu faşistler tarafından saldırıya uğradı ve başından yaralandı. Bu kadın ölebilirdi de.


Parlamento’da bulanan siyasi partilerin tepkisi nedir?

Özellikle Kürt işyerine yönelik gerçekleşen saldırının ardından ciddi bir tepki ortaya çıktı. Parlamento’da grubu bulunan tüm partiler saldırılara karşı açıklama yaptı. Hepsi Kürtlere yönelik yapılan ırkçı saldırıları kınadı. Diğer yandan ise burada Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşıyor. Sağ parti de bunu durumu kullanarak meseleyi bir Kürt-Türk kavgası gibi ele alıyor. Erdoğan’ın politikaları, Avrupa’da sağ partilerin yükselişini sağlarken, buradaki Türkiyelilerin entegrasyonuna ciddi darbe vurdu.


Türk faşistlerin saldırlarının ardından somut cezai adımlar atıldı mı?

Şu an parlamento kapalı. Fakat istihbarata başvuruldu. Lobi faaliyeti yürüten ve suça meyilli insanların takibi noktasında adımlar atıldı. Buradaki partiler bu meseleyi kolay kapatmayacaklarını belirtti. Eylül ayından bu tür lobi faaliyetleri yapan ve ırkçı gösterilerde bulunanlar için şüphesiz ceza almaları konusunda adımlar atılacak. 

Kürtler, Aleviler ve devrimciler, Türkiye’nin sömürgeci ve asimilasyon politikalarından kaçarak Avrupa’ya geldi. Her ne olursa olursa özgürlüklerinin kısıtlanmasına izin vermemeliler. Herhangi bir tehdit alıyorlarsa bu durumu mahkemeler taşımalı. Artık bu saldırganların vatandaşlığının ellerinden alınması konuşuluyor. Hali hazırada yasalarda bu yetki mevcut. Bu anlamda Kürtler, Aleviler ve Türkiyeli devrimciler ile demokratların da endişeleri oluyor. Onların endişelenmesine gerek yok. Çünkü Kürtlerin ne bir ülkesi var ne de devleti. Dolayısıyla oradaki sorunları buraya taşımak gibi bir meseleleri de yok. Aleviler ve Türkiye devrimciler de bu durumda. Onlar da bir devletin siyaseti doğrultusunda değil, evrensel insan hakları değerleri için meydanlara çıkarak hak arıyorlar. AKP yandaşları ise ‘demokrasi’, ve ‘darbe karşıtlığı’ üzerinden sadece Erdoğan’ın politikalarını buranın gündemine sokup Avusturya’nın hukuki sınırları dışına çıkarak ırkçı gösteriler yapıyor. O nedenler yaptırımlar özellikle ırkçı gösteri ve saldırıda bulunanlara yöneliktir. 



REHA SARI/
HABER MERKEZİ