Alman makamlarının AKP’li bakanların Almanya’da salon toplantıları ve mitingler düzenleyerek 16 Nisan anayasa referandumuna ilişkin propaganda yapmalarını yasaklaması tabiri caiz ise buz dağının görünen yüzü. 

Uzunca bir süredir Alman siyasetçileri ve güvenlik birimleri MİT’e bağlı çok sayıda ajanın başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinde faaliyet yürüttüğünden duyulan endişeleri dile getiriyor. Bu konuda verilen rakamlar da var. Buna göre sadece Almanya’da 6 bin MİT ajanının faaliyet yürüttüğü Alman basınına da yansıdı. Bu konuyu parlamento gündemine taşıyan milletvekilleri oldu. Yine Türk Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı “din adamlarının” benzer ajan faaliyetler içerisinde olduğu deşifre olmuş durumda.

MİT’in bu faaliyetleri Tayyip Erdoğan’ın Avrupa’da yaşayan Türklere ve bir bütün Müslüman nüfusa yönelik hesaplarının bir parçası. Erdoğan başta Almanya olmak üzere Avrupa’da yaşayan Türk nüfusla yaşadıkları toplum içinde paralel bir yaşam örgütlemeye çalışıyor. Yurtdışında yaşayan vatandaşlara oy hakkı verilmesi de bu politikanın bir ürünüydü. Bir vatandaşlık hakkını sahibine teslim etme değil. Erdoğan bu yolla seçim kampanyalarını Türk nüfusun yoğun olarak yaşadığı ülkelere taşıyarak bu kitle üzerinde siyasal bir etki yaratmayı hesapladı. Buradan bir yurtdışı örgütlenme planladı. Bu girişimin özellikle Almanya’da partileşmeye kadar vardırılması öngörülüyor. Bunun için çalışmalar yapıldığı da biliniyor.

Elbette Erdoğan’ın Avrupa’ya yönelik hesabı bununla sınırlı değil. Erdoğan Müslüman kimlik üzerinden diğer İslam nüfusunu da bu konuda ciddi bir potansiyel olarak görüyor. Hesap uzun vadede Avrupa’da yaşayan tüm Müslümanları kapsayabilecek paralel bir yaşam örgütlemek. Hedef bu yaşam biçimi ile Avrupa içinde bir Müslüman Avrupa yaratmak.

Erdoğan uluslararası güçler karşısında kendi coğrafyalarında nüfus kaybeden Suudi Arabistan, Katar, Yemen gibi ülkelerin iktidarları ile Batı’da yaşayan İslam nüfusu üzerinden Batı’ya karşı el güçlendirmek istiyor. İstediğinde Avrupa devletlerine bir başka ülkenin lideri olarak değil o ülke topraklarında oluşturulmuş paralel bir yapının lideri olarak kafa tutmak istiyor. Avrupa’da yaşayan Müslüman nüfusu Truva Atı olarak kullanmayı planlıyor.

Bu örgütlenmeyi Avrupa ülkelerinde bir oy hareketine dönüştürmek de bu planın en önemli ayaklarından biri. Erdoğan bu yolla Avrupa ülkelerinde -özellikle Almanya’da- iç siyasette örgütlü bir güce dönüşmeyi hedefliyor. Kendisine bağlı Müslüman kitlenin yoğun olarak yaşadığı seçim çevrelerinde blok bir oy hareketi oluşturmak istiyor. İlk etapta özellikle yerel siyasette etkili olmak peşinde.

Batının “Terörizme karşı” mücadelede sıradan Müslüman-terörist ayrımını yapmakta zorlandığı kesin. Batı’nın bu zafiyetinden kaynağını alan Müslümanlardaki öfkeyi kullanarak Batı’ya karşı bir Müslüman güç birliği inşa etmeye çalışıyorlar. Bu birlikten doğan gücün ileride kimin denetimine gireceğinin de garantisi yok. Ancak şu muhakkak ki Erdoğan’ın bu tehlikeli oyunu ilerde DAİŞ‘e serpilmek için bir kere daha verimli zemin sunmaya varabilecek bir eğilim örgütlenmesidir. Bunun farkında olan Erdoğan bir anlamda Avrupa’ya ölümü gösterip kendi bulaştırdığı sıtması ile onu teslim almak istiyor. 

Avrupa’nın birçok şehrinde Müslümanlar camilerin içinde kurulan alışveriş merkezlerinden alışveriş yapmaya teşvik ediliyor. Kimin finanse ettiği bilinmeyen bu mağazaların muadillerinden çok daha ucuza “helal” mal satmaları onlara olan ilgiyi besleyen diğer unsurlar. Erdoğan bunu Avrupa genelinde yaygınlaştırmak peşinde.

AKP iktidarı döneminde Almanya’da kurulan ve Türkiye’den yönetildiği düşünülen “Osmanlı Germenleri” isimli çetenin sosyal medya hesapları üzerinden Almanya’yı kast ederek “Tüm ülkeyi ele geçireceğiz, bunun için gerekirse kanımızın son damlasına kadar savaşacağız” ifadeleri Erdoğan iktidarının bu konuda ne denli azgın bir politika izlediğini göstermesi bakımından dikkate değerdir.

Almanya’nın AKP’li bakanlara uyguladığı toplantı yasağına karşı çıkan muhalif kesimlerin tüm bu gelişmeleri iyi okuması gerekir. Özellikle Kürt politikası konusunda Türk iktidarları ile ilişkisinde Kürtlere karşı hep iki yüzlü bir politika izleyen Almanya’nın AKP iktidarı ile ortaya çıkan tehlike karşısında ciddi bir tedirginlik yaşadığı her halinden anlaşılıyor. Geçmişinde bir diktatörün kontrolsüz kitlelerin öfkesini arkasına alarak nasıl bir güce dönüşebildiğini çok iyi bilen Almanya Erdoğan’ın eğilimlerini bu anlamda da iyi okuyor. Almanya’nın Erdoğan’ın bu girişimini durdurmak için yeni önlemler almak konusunda da ciddi adımlar atacağı anlaşılıyor.

Bu nedenle AKP’nin Almanya hesaplarını doğru okuyamayan muhalefet AKP’li bakanların bu ülkenin şehirlerinde bindirilmiş kıtaları harekete geçirme toplantılarının yasaklanmasını “ifade özgürlüğü” kapsamında görmekten vaz geçip doğru bir analiz yapmalı.