AKP’nin Kürtlere topyekün savaş açtığı, bir irade kırma savaşı yürüttüğü her gün yeniden görülüyor. Başbakan’ın ve bakanların dili Kürt’ü irade görmeme dilidir. Bu nedenle ağzını açtıklarında pislik kusuyorlar. Onlara göre Kürt örgütlü olamaz. Kürtler adına kimse konuşamaz. Zaten tüm saldırılar da örgütlü Kürt bırakmamak içindir. Kürtlerin bir toplum olmasından söz etmek; Kürtlerin siyasi iradesi olmak utanmazca ırkçılık olarak tanımlanmaktadır. Türklük adına her şey yapılır, bu haktır; Kürtler demokrasinin gereği toplumsal ve siyasal haklarını isteyince bu ırkçılık oluyor. İşte Türk devletinin her şeyi tersyüz eden gerçeği böyle başlıyor.
AKP bir yalan, sahtelik ve gerçekleri tersyüz etme adı haline gelmiştir. Utanmazca, pişkince yalan söylemenin sanatını icra ediyorlar. Eskiden faşist liderler için demagog derlerdi. Kendi gerçeğinin tersi bir imaj ve algı yaratarak toplumu aldatır derlerdi. En büyük halk düşmanıyken kendilerini halkçı ilan ederler. En işbirlikçidir, başkalarının uşaklarıdır; ama kendilerini yurtsever gösterirler. 20.yüzyıldaki en büyük işbirlikçilerin ve uşakların milliyetçi söylemleri kullanması bunun kanıtıdır.
Başbakan utanmadan BDP’ye faşist diyor. Kürdistan’da binlerce siyasetçiyi tutuklayan, Kürdistan sokaklarını işkence alanlarına çeviren; avukatları, aydınları, gazetecileri tutuklayan; Türk devletinin politikalarına muhalefet eden herkesi içeri atan sanki kendisi değilmiş! Kürdistan’da şu anda görülmeyen bir despotizm var. Faşizm dört dörtlük Kürdistan’da uygulanıyor. Her gün onlarca demokratik siyasetçi KCK davası adı altında tutuklanıyor. Ama bu zulmü yapanlar, bu zulme karşı direnenlere faşist diyor. Erdoğan bilmeli ki, zindanları baskı ve korku aracı olarak kullananlar her zaman despotlar ve faşistler olmuşlardır. Buna karşı duranlar ise özgürlükçü saflarda yerlerini almıştır.
BDP’nin hangi gelenekten geldiği bellidir. Milletvekilleri ve üyeleri katledilen, ağır bedeller ödeyen, ama buna rağmen demokrasi mücadelesinden vazgeçmeyen bir gelenekten geliyor. O zaman da şimdi de bu siyasetçiler başbakanın bugün yaptığı gibi ırkçı, bölücü, hatta halkı baskı altına almakla suçlanırdı. Halkı bunların baskısından kurtarıp özgürleştirmek için de her türlü zulüm yapılır ve cinayetler işlenirdi. 1990 konsepti halkı teröristlerin baskısından kurtarmak ve Kürt halkına devletin sahiplendiğini göstermek için uygulanmıştı. Kürtlerin devlete güveni gelişsin ve Kürt hareketinden uzaklaşsın diye 1990’lı yıllardaki konsept uygulanmıştı.
Şimdi de AKP, Kürt halkını BDP’nin baskısından kurtarmak için bu tutuklamaları yapıyor. Halkın mücadelesine yönelik baskılar da halkı teröristlerin baskısından kurtarmak için yapılıyor. Halkı korkutmak için Güney Kürdistan’da Kortek katliamını; Kuzey Kürdistan’da Roboski katliamını yapıyor. Tüm bu uygulamaları yapan kendisi faşist olmuyor, ama bu baskılara direneceğini söyleyen; size boyun eğmeyeceğiz diyen BDP’ye ağzına gelen küfürleri ediyor!
Türk devleti cumhuriyetin kuruluşundan itibaren Şark Islahat Planı, İnönü’nün Doğu Raporları ve Anayasalarıyla Kürtleri tümden Türk devletinin egemenliği altına alarak kendi kimliğinden koparıp Türkleştirmeyi, daha doğrusu Kürt kökenli Türk yapmayı hedeflemiştir. Bu konuda kısmi başarı da göstermiştir. Bir kısım Kürt kendi gerçeğinden kopup Türk devletinin uysal ve boyun eğen Kürt’ü haline gelmiştir.
Kürt Özgürlük Hareketi ve demokratik siyaset ideolojik mücadele, siyasi mücadele, serhıldan ve gerilla direnişiyle Türk devletinin Kürtler üzerindeki bu baskı ve korkusunu kırıp kendini tanır hale getirmiştir. Bu Kürt gerçeği kendi kimliğiyle, dil ve kültürüyle kendi demokratik yönetimine kavuşmak istiyor. AKP’nin öfkesi bunadır. BDP’nin Kürt’ü bu kölelik düzeninden koparması, bir Kürt siyasi yaşamı ve demokratik sistemi kurma çabası en büyük suç olarak görülüyor. Bu mücadele nedeniyle Kürtleri elimizden alıyorsunuz diye BDP’ye öfkeleniyor. Kürtlerin kendi demokratik örgütlenmelerini ve öz yönetimlerini oluşturma mücadelesini faşizm diye karalamaya çalışıyor.
BDP’nin demokratik otorite haline gelmesini, Kürdistan’daki etkinliğini kabul etmiyorlar. Başbakan’ın da, bakanların da, 1990’lardakilerin de, bugünkülerin de öfkesi bu gerçeğedir.  Kimin faşist, kimin demokrasi mücadelesi verdiğini vicdanlı ve demokratik kültürü olan herkes bilir. AKP baskıyla, psikolojik savaşla bu tür söylemleri bazılarına inandırabilir. Acaba Türkiye dışında buna inanan bir kişi bulabilir mi? Türkiye’de ise ancak Kürtlerin siyasi irade olmasını istemeyen şovenist ve kültürel soykırımcı zihniyette olanlar Başbakan’a inanabilir.
Başbakan yavuz hırsız misali Kürtlerin kendi kendini yönetme talebini bu suçlamalarla bastırmaya çalışıyor. Türk devleti -AKP hükümeti- her alanı kontrol etmek istiyor. Topluma nefes alacağı alan bırakmak istemiyor. İşte bu zihniyet Kürtlerin demokratik örgütlenmesini, siyasi irade olmasını ve Kürt toplumunun kendi kendini yönetmesini ise faşistlikle suçluyor. İspanya’da, İngiltere’de, İsviçre’de ya da dünyanın başka yerlerindeki Demokratik Özerklik istemlerini hiç kimse böyle değerlendirmemiştir. Aksine bu özerkliklerin tanınması demokrasinin gereği olarak görülmüştür. Bunu kabul etmeyenler, devletin merkezi otoritesini her yerde hakim kılmak isteyenler ise çağdışı ve faşist görülmüşlerdir.
Kaldı ki BDP kendi kendini yönetmeyi tüm Türkiye için öneriyor. Öte yandan tam düşünce ve örgütlenme özgürlüğüyle toplumun demokratikleşmesini istiyor. Bu Demokratik Özerklik ve kendi kendini yönetme anlayışı Kürt halkından destek gördüğü için Başbakan öfkeleniyor. Çünkü BDP’nin bu düşüncesi ve mücadelesi AKP’nin öngördüğü yeni egemenlik ve kültürel soykırım sistemini kabul etmiyor
Sadece BDP değil tüm Kürt partileri bu talepleri ortaya koyuyor. Dolayısıyla Başbakan’ın aynaya bakıp kendisinde olan tüm çirkinlikleri başkaların üstüne atarak çırpınması ve gerçekleri tersyüz etmeye çalışması boşunadır.