Mayıs ayının başında Kobanê’yi Yeniden İnşa Konferansı’na katılarak Amed’in seçim havasını biraz da olsa koklama olanağı buldum. Amed’de sorun yok. Amed’de her yer HDP, her yer Kurdewarî ve Kurdistanî.
Mayıs ayının son haftasını ise Nisêbîn ve Wan bölgesinde geçirdim. Nisêbîn’de bulunma sebebim Şengal’den IŞİD çakallarının saldırıları sonucu Rojava’nın Cizîrê bölgesine gelmek zorunda bırakılan Êzîdî Kürtlere yardım çalışmasıydı. Geçtiğimiz sonbaharda Newroz Kampı’na 6000 parça yeni giysi yardımında bulunmuştuk. Aynı sayıda giysiden oluşan ikinci postayı da Mayıs ayı sonunda gönderdik. Her iki yardım da Avrupalı bir giysi mağazasının Pro Humanitate adlı yardım kuruluşumuza yapmış olduğu giysi bağışından oluşuyordu.
TC-Suriye sınırında adeta yeller esiyor, terk edilmiş bir gümrük kapısı. Zaman zaman geçen yardım kamyonlarının dışında sivil geçişlere kapalı bir kapı. Birçok kapıdan geçerek sınırın sıfır noktasına varıyorsunuz. Biraz sohbet, birkaç imza değişimi sonunda yardım kamyonu Cizîrê Kantonu’ndan gelen yetkililere teslim ediliyor. Yardım malzemelerinin geçişini fırsat bilen her iki yakadan akrabalar sıfır noktaya gelerek tel örgüler ardında hasret giderip koklaşıyor.
Konu bu değil, konu seçimler. Nisêbîn “Yüzde seksen” diyor, aşağı inmiyor. Kent cıvıl cıvıl. Her yer HDP bayraklarıyla donatılmış durumda. Eşbaşkanlar, partililer ise her yerde seçim çalışmasında. Sadece kaymakamlık binasının yanında ağaçlara asılmış ve altında panzer ve tomalarla nöbet tutulan AKP bayrakları var, hepsi bu.
Yardım kamyonunu sınırdan geçirdikten sonra Apê Musa’nın köyüne, Ziwingê’ye Akarsu’ya gidiyoruz. Apê Musa’nın kabrini ziyaret edip ayaklarından öpüyorum. Apê Musa’nın bahçesi HDP bayraklarıyla donatılmış. Aynı hava Ziwingê’nin her yerine hakim.
Sonra Wan’a yolculuk başlıyor. Wan’da geçen yıl eğitime başlayan ve dörder aylık devrelerle tekstil alanında eğitim veren atölyemizin ilk devre mezunlarının sertifika töreni var. Yol boyu geçtiğimiz tüm yerleşim alanlarında hava oldukça iyi. Bitlis’e girince moralim bozuluyor biraz. Hiçbir yerde karşılaşmadığım MHP bayraklarına orada rastlıyorum. Bunu hissettirince de, “Takma o bayraklara, birşey çıkmaz” yanıtıyla yeniden moral kazanıyorum. Tatvan ve Gevaş’ta ise az sayıda AKP bayraklarıyla karşılaşıyorum. Ama Edremit ve Wan’a gelince durum değişiyor. Edremit ve Wan sakinleri cıvıl cıvıl seçim çalışmasında.
Wan AKP’yi sıfırlıyor!
Şax’ta, Çatak’ta ise seçim çalışması bir başka. Sabahın erken saatlerinde, ortasında bir akarsuyun geçtiği kent merkezindeki ana cadde tıka basa insan dolu. Seçim şarkıları, marşlar her arabadan yükseliyor. Köylere gidilecek ve son yoklamalar yapılacak. Köyler firesiz HDP deniyor. Seçim çalışmasının “hamalları” ise kadınlar. Kürdistan’ın çatısına kurulu ve daha düne kadar kadınların sokağa çıkamadığı bu küçük kentte, bu kadar aktif kadına rastlamak insana moral veriyor ve birkaç on yılda yaşanan toplumdaki alt-üst oluşu, mücadeleyi sahiplenişi gösteriyor.
Seçim çalışması gurbete gidenlere kadar uzanmış. Otobüs firmalarıyla kunuşulmuş. Fiyatlar yarıya indirilmiş, ek seferler devreye konmuş. Her yerde listeler oluşturulmuş, telefon numalaraları kaydedilmiş, hemşeriler tek tek aranıyor. Yanıtlar not ediliyor. Bir kısmı zaten gelmiş ve çalışma içinde. Geriye kalanların da ezici çoğunluğu geleceğini belirtmiş. “Gelemem” diyenler içinse, “Gelir heval, gelir. Utancından da olsa gelir” deniyor.
Yoksulluğun, işsizliğin pençesinden kaçarak İstanbullara ekmek parası için gidenler, çalıştıkları işyerlerinden birer haftalık izin alıyor ve yüzlerce liralık maddi kaybı da göze alarak kendilerine, geleceklerine verecekleri bir oy için Kürdistan’a dönüyorlar. Sadece bu bile karşısında şapka çıkarılacak bir tutum ve örnek alınması gereken bir davranış!
29 Mayıs’ta ise Wan adeta işgal edilmiş bir kenti andırıyor. Her yer polis, TOMA ve panzerlerle kent adeta ablukaya alınmış. 23 Nisan Başbakanı miting düzenleyecekmiş. Vilayet konağının yanı miting için ayrılmış. Miting kitle olmadığı, ayrılan o küçük alan dolmadığı için geç başlıyor. Ve başladığında ise alanda bin kişiyi aşmayan bir topluluk 23 Nisan Başbakanı’nın kalmayan moralini, keyfini sıfırlıyor. Getirilen onca parti bayrağı çuvallar açılmadan yeniden arabalara yükleniyor.
AKP ne yaparsa yapsın kaybedecek
Yer İstanbul Havaalanı bekleme salonu. Bir bayan yanıma yanaşıyor ve “Heval sizi tanıyorum” diyor. Dersim’den Paris’e dönüyor. “Durum nasıl” diye soruyorum. “Dersim eski Dersim değil, çok çok iyi. Dersim hiç bu kadar iyi olmamıştı” diyor. Ben sonuç ne olacak diye sorunca, “şimdilik birbuçuk” karşılığını veriyor. “Olmaz” deyince, “Xızır yardımcımız olursa, ikiye de çıkarırız” diye yanıtlıyor. Sonra Sakine’nin temelleri yeni atılan kabrinin fotoğraflarını gösteriyor. Her ikimizin de boğazı düğümleniyor ve ayrılıyoruz.
Konuştuğum birçok insan “Kürdistan’da sorun yok. Eskiden AKP’ye verenlerin bir kısmı şimdi bize verecek” diyor ve bir sıçramanın yaşanacağı belirtiliyor. Çayhanelerde ise seçim anketlerinden geçilmiyor. Tek kaygı Türkiye’de, Türk seçmenine yönelik. Yakalanan bu dalganın, bu rüzgarın orada yelkenleri doldurup doldurmayacağı kaygısı her masanın ortak konusu. Yapılan tüm tahminler ise yüzde onun üzerinde. Biri şakadan yüzde dokuz nokta dokuz dese, bu şimşekleri üzerine çekmeye yetiyor.
“İşe sarılacak, terleyip yorulacağız. Bunun karşılığında ise kazanacağız.” Kürdistan’da herkes bu havada, güçlü bir moral içinde. AKP hileleri, oy hırsızlığı ve ihlalleri için söylenense “Ne yaparlarsa yapsınlar kaybedecekler. Sandıkta hak ettiğimiz sonuca el konsa da kazanacak biz olacağız” deniyor.
Herkes buna göre hesap yapmalı. Sonuç, suyun barajdan taştığı, yolunu bulduğu yönünde. “Sürpriz mi” bunu da 7 Haziran akşamına bırakalım. Şu ama kesin. Erdoğan balkon konuşması yapamayacak.