Türk tipi çocuk bayramı: Çocuklar eğlenmiyor, balonlaştırılmış bayrak uçurarak, yaşama ve yaşatmayı değil, öldürme ve ölümü kutsayarak canlandıran piyeslerle, AKP tipi Türk büyüklerini eğlendiriyorlardı.
AKP tipi Türk ırkçılığında, bayram şenlikleri bile ölüm ve öldürme üzerine idi.
Ölüm ve öldürme oyununda, 8 yaşındaki 10 yaşındaki çocuklar, insan avına çıkmış asker kılığındaydı. Ellerinde, Türk polisi ve askerlerinin, Kürt çocuklarını öldürürken tetikledikleri ölüm makinası tüfek maketleri.
Çocuklar, öldürme provası yapıyor, seyre oturmuş Türk büyükleri de, Erdoğan’ın geriden gelen "dindar ve kindar yeni Türk nesli"ni alkışlıyorlardı.
Çocuk askerlerin birbirini öldürme oyununda, biri vurulup yere düşüyor, bir başkası öteden koşup gelerek, üstüne bayrak örtüyordu. Böylece Erdoğan’ın "tek bayrağı" ölü kanıyla kutsanmış oluyordu. Bayrak kanlanınca, ortalık alkışlarla doluyor, hiddet ve şiddetinden de cam, çerçeve zangırdıyordu.
Erdoğan’ın, yeni Türk nesli, dindarlık ve kindarlığıyla yalnızca göz değil, gönüller de doldurmuştu.
Türk tipi bayram kanlı olmalıydı. Ve de özüne uygun olarak kanlıydı…
Bayramı nedeniyle, "Türk dostu ülkeler"den de çocuklar davet edilmişlerdi. Erdoğan, dinleyici bulur da, bir nutuk da onlara programından geri kalır mı?
Tabii ki fırsatı ganimet bilip değerlendirmiş, misafir çocukları, sarayının salonunda karşısına oturtmuş, muhtar kalabalığına ayar çeker gibi haykırmaya başlamıştı.
Dinleyicileri 7, 8 yaşlarındaydı. 9, 10, 11, en fazla 12 yaşlarında. Yaşlarına uygun olarak, hayalleri, ilgi alanları başka yerlerdeydi. Üstelik, biç biri Erdoğan’ın konuştuğu dilini bilmiyor, söylediklerini de anlamıyordu.
Dil bilse, anlayan çıksa bile, söyledikleri bu yaştaki çocukların ilgi alanlarının dışında, bilinçleri, mantık ve duygularına yabancı kalıyordu.
Aslında Erdoğan, kime hitap ettiğinin farkında değil. Çünkü düşünen, düşündüklerini kağıda döken kendisi değildi. O alışılmış üzere, önüne ne konursa, onu okuyan, söyleyen biriydi. Hatta metinde, nerede sesini yükseltip bağıracağı, hangi cümlede ağlak ağlak hallere düşeceği bile yazılıydı.
Yıllardır, yaptığı buydu. Bilip tekrarladığı bu…
17 seneden, Mehmed Akif’den parçalar önüne koyuyorlar. O da bulduğunu meydanlarda, ekranlarda bağırarak, aralarda da, "kan ha, kan" diyerek, "anneler, babalar ne mutlu size, oğlunuz şehit oldu" haykırışlarını koyvererek, sonra "Filistinli kardeşimi, Arap kardeşlerimi şehit ettiler" diye ağlak tıslayarak halkına hayal satıyordu.
Ve şimdi, kötü yazılmış kaderine bakın siz!..
Kaderde, yıllar yılı dinsiz, inamsız hem de vatan haini diye küfrede geldiği Nazım Hikmet’i benimseyip içselleştirmiş gibi ondan şiir okumak da varmış...
Dost ülkelerin davetli çocuklarına okuması için ekrana yerleştirilmiş şiirin son dizleri şöyleydi:
"Çalıyorum kapınızı/ teyze, amca, bir imza ver/ Çocuklar öldürülmesin/ şeker de yiyebilsinler”
Erdoğan, emziği daha yeni geride bırakmış dünyalı çocuklara nutuk atıyor, Nazım Hikmet’ten çalınma da olsa öldürülmüş çocuklar için ağıtlar söylüyordu. Ne garip, dinleyenler arasında, Kürtler de vardı. Hayatından önde tuttuğu kızını, oğlunu, yeni doğmuş bebeğini katile kaptırmış, yeri göğü "katil Erdoğan” haykırışıyla inletmiş Kürtler.
Bu Erdoğan, Nazım’ın şiirini, öldürülen iki Arap çocuğa ağıt diye okuyordu. Ne kadar duyarlı, bir insan? A Kürtler, nasıl da buram buram insanlık fışkırıyor duygularından, değil mi?
Ve onu dinleyen Kürtleri belleği Ama, ne yapacaksınız ki, aldatmaca, kandırmaca çemberinde dönen dünyalar ah "Tulli” kuşu sahtekarlığını andırıyordu. "Dû ru” bir dünyaydı bu. Dansöz kıvraklığıyla dön ha döncü...
Ve onu dinleyen Kürtleri belleği, birden bire yakın düne uzanıyor, Kürdistan harabeleri üstünde döneniyordu. Erdoğan, asker ve polis ordularının başkomutanıydı. Tecavüzcülükten yargılanmış, ancak "Türk bağımsız ve tarafsız adaletince” aklanmış General Musa, Amed’in yeniden fethiyle görevli cephe komutanıydı.
Sur muhasara altında, Surlular evlerinde mahpustu. IŞİD (DAİŞ) dini, vicdan ve adaleti terör ekiyor, ölüm hasad ediyordu. Günlerdir açlık çeken çocuklar, hayallerini aşan lükslerin lüksü şeker için değil, ekmek diye ağlıyorlardı.
Ekmek kokusu almış gibi evinden dışarıya çıkan 10 yaşındaki bir kız çocuğu, askerlerce vurulmuştu. Çocuklara, vurulmuş Arap çocukların ağıdını söyleyen Erdoğan onu hiç anmadı.
Sur gibi aylarca muhasara altında kalan Cizre’de, Nusaybin, Silopi, Şırnak, Silvan, İdil ve öteki şehirlerde onlarca çocuk katledildi. Bütün bu şehirlerin çocukları, aylar süren bombardıman korku çıldırığı haline getirildiler.
Cizreli Miray bebek üç aylıktı. Onu, kocaman makineliyle vurdular. İmdadına koşan dedesini de katlettiler. 10 yaşındaki Cemile’nin annesi, yavrusu gözlerinin önünde çürümesin diye, ölüsünü günlerce mutfak dondurucusunda sakladı.
500 bin kişi kış soğuklarında aç ve açıkta kaldı. Bunların yarısı çocuktu.
AKP iktidarı boyunca 584 Kürt çocuğu katledildi. Erdoğan her defasında ordu ve polisin zaferlerini kutladı. Tıpkı Roboskî’de 19’u çocuk, 34 kişi savaş uçaklarıyla paramparça edildiğinde, katilleri kutsaması gibi...
Ve o Arap çocuklar için ağıt söylerken, Kürtlerde katledilmiş evlatlarını anıyorlardı.