Tayyip Erdoğan ve Ekmeleddin İhsanoğlu aynı siyasal zeminden beslenen Türkçü-islamcı yani muhafazakar ve milliyetçi… İkisinin de ideolojik gıdası bu zeminden geliyor. Erdoğan’ın siyasal geçmişi Ekmeleddin’e göre daha hareketli. Ekmeleddin ise kendisini makul biri olarak gösteriyor.
AKP’nin adayı Tayyip Erdoğan için çok fazla şey söylemeye gerek yok. Kibir, iktidar, öfke ve şiddet içerikli zihin yapısı ile oldukça arızalı bir siyasal lider. Kuşkusuz seçimlerde aldığı oylarla Türkiye toplumunda bir karşılığı olduğunu da söyleyebiliriz. Ama bu toplumsal karşılığın nasıl üretildiği konusu çok tartışmalı. Ekonomik rant dağıtımı, siyasal seçeneksizlik, tekçi devletin baskı politikaları milliyetçi ve muhafazakarlık eğilimini arttırdığını söyleyebiliriz. Tayyip Erdoğan’ın inşa edilmiş siyasal karizması da eklenince toplumdaki milliyetçi-muhafazakar eğilim kendisini güçlü kılabiliyor. Ancak siyasal seçeneksizliğin altını çizmekte fayda var.
Çünkü Türkiye’de AKP’ye karşı CHP ve MHP ya da bunların meclis dışı türevleri alternatif siyaseti üretemiyor. Hatta AKP, CHP ve Fethullahçıların ortaklaşarak Cumhurbaşkanlığı seçimleri için aday gösterdiği Ekmeleddin İhsanoğlu’da aslında AKP siyasetinin temsilidir.
Yani AKP-CHP ve MHP’nin siyaset tarzına baktığımızda şöyle bir durum ortaya çıkıyor. AKP, Kemalist devleti ele geçirmiş, Kemalist devletin Ergenekoncu yapısı da dahil olmak üzere birçok kurumu ile uzlaşmış bir yapıya büründü. Yani AKP, Kemalist laikçi devleti kendi zeminine göre biraz esnetti, biraz da olan devlete dahil oldu. Ortaya yeni bir devlet yapısı çıkmış oldu.
CHP ve MHP ise bu devlet yapısını kendine göre okuyamıyor. Bu iki partinin gösterdiği adaya bakıldığında, CHP ve MHP’nin AKP’lileşmiş siyasetin içine girdiği görülüyor. Yani AKP Kemalistleşirken, MHP ve CHP ise AKP’lileşiyor. Bunun nedeni ise iki gücün statükonun etrafında siyaseti şekillendirmek istemesi nedeniyledir.
Şimdi bu AKP’lileşen CHP-MHP’ye ya da klasik Kemalist devletle uzlaşan AKP’ye karşı Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) adayı Selahattin Demirtaş temel olarak farklı bir adaydır.
Demirtaş’ın adaylığı, Türkiye toplumunun alternatifsiz olmadığının da göstergesidir. Demirtaş, Kürt demokratik siyasetinin Türkiye siyasetini halklar ve özgürlükler lehine değiştirme seçeneğinin hayata geçirilmesi olarak da okunabilir. Bunun için Alevilerin, Kürtlerin, emek örgütlerinin, insan hakları savunucularının, kadınların, gençlerin, öğrencilerin bu sürece dikkatle katılmaları, ortaklaşmaları gerekiyor. Eğer bu ortaklık Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sandığa yansırsa, bu devletin demokrasiye duyarlı hale gelmesi ve toplumun da demokratik siyasette otorite haline gelmesi anlamı taşıyacaktır.
Demirtaş’ın adaylığı HDP’nin ne kadar önemli bir proje olduğunu da ortaya koyarken, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın bu konudaki önermeleri üzerinde daha fazla düşünmek gerekiyor.
Öcalan, “HDP’nin yüzde 20’lere varan bir potansiyeli” olduğunu söylemişti. Bu potansiyelin Türkiye toplumuna doğru gidilirse büyük bir devrimsel süreci başlatacağını da söylemek durumundayız. Cumhurbaşkanlığı seçimi için HDK ve HDP bileşenleri, BDP ve örgütleri başta olmak üzere eğer bu süreçte 1 Haziran’daki Ağrı ve Norşin seçimleri gibi çalışırlarsa, çok büyük bir kazanım sağlayacaklardır.
Yeter ki Türkiye ya da Kürdistan’da halka gidilebilsin ve Selahattin Demirtaş’ın neyi temsil ettiği anlatılsın. Eğer halka gidilir ve halkla konuşulursa halk demokratik siyaset zemininde örgütlenecek, güçlenecek ve kazanacaktır.
Erdoğan, Ekmeleddin ya da Selahattin
Türkiye’deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki adaylar Türkiye’deki siyasal haritanın bir özeti gibi.