Türkiye, Başbakanı Erdoğan’ın istediği gibi biçim vermeye devam edebileceği bir ülke olmaktan çıkıyor. Bunu son üç haftadır Taksim’de gelişen protestolar da bunu gösterdi. Türkiye gibi bir ülkeyi bu kadar iktidar odaklı ele almak ve yön vermeye çalışmak açık ki, demokratik bir zihniyetin olmadığını gösteriyor. Özellikle Kürt halkının onlarca yıldır, ağır bir bedele rağmen kesintisiz sergilediği direniş, bu ülkenin iktidarların keyfine göre yürütülemeyeceğini anlatabilmeliydi.

AKP ve Fethullah Gülen gibi güçler Türkiye’yi kadrolaşarak, rantı yandaşları arasında paylaşarak, devleti ele geçirerek uzun yıllar güç olmak ve iktidarı elde tutmak merkezli siyaset yaptılar. Bu siyaseti de kendilerinden olmayanları, muhalefet yapanları karşılaştırarak, karalıyarak, ötekileştirerek itibarsızlaştırmaya ve etkisizleştirmeye çalıştılar. Gençliği apolitik bir yapılanmada tutmak ve kendi yayınları, eğitimleri ve kuşatmasında kendileri için kadrolaştırmaktan hiç geri durmadılar.
Onlara itiraz eden, muhalefet edenleri karşı saflarda görüp etkisizleştirmeyi hatta düşmanlaştırmayı normal görmektedirler. Onlar için iktidar bir ölüm kalım alanı. İktidarı eleştiren, itiraz eden onlar için tehlike. İkdarı giderek dokunulmaz bir kutsallık haline getiriyorlar. Karşıt güçler içinde doğal ki Ergenekoncular, ulusalcılar vb. güçler de olacak. Anti-demokratik güçlere karşı verilecek en iyi mücadele demokratik hakları genişletmek, kitleleri daha fazla politik alana çekmektir. Demokrasi kültürü ne kadar gelişir ve demokratik haklar ne kadar genişlerse antidemokratik güçlerin hareket alanı o kadar daralacaktır. Antidemokratik güçlerle en iyi mücadele yolu demek ki, kitleleri harekete geçirmek, halk yığınlarına dayanmak ve hakların kullanım alanlarını genişletmektir.
AKP’nin bu yolu izlemediği açıktır. Türkiye hala 12 Eylül anayasası ile yönetilmektedir. Terör yasaları, seçim barajı vb. kanunlar hala tepe tepe kullanılmaktadır. 12 Eylül’ün YÖK, RTÜK gibi kurumları yerinde durmaktadır. AKP bu kurumlarla biraz çatışır göründü. Ama kadrolarını yerleştirip ele geçirdikten sonra üzerine yattı. Ne çatışma kaldı, ne de şikayet. Şimdi kendi iktidarının hizmetinde bu kurumları işletmektedir.
Kürt halkının halk olmaktan kaynaklı haklarını tanıma yerine yenme, ezme stratejilerini devreye soktu. Türkiye’ye yıllar kaybettirdi. Daha önce devlete hakim değilim gerekçelerine dayandırıyordu kendisini. Devlete hakim olduktan sonra da devletin hastalıkları ve hakimiyet zihniyetiyle tekrar Kürtlerin üzerine gitti. Ancak Kürtleri yenmeyi başaramayacağını anlayınca bir diyalog yolunu kabullendi. O görüşme ve diyalog yolunu da yine kendi tekçi ve hükmedici tarzı altında yürütmek istemekte ve sürecin hızlı sağlıklı yürümesini riske etmektedir.
Kürt tarafını kendi kimliği ile tanıma ve İmralı’yı rahat çalışır bir ortama kavuşturma ve süreci hızlandırma yerine istediği zaman BDP’lileri götürme yolunu tercih etmektedir. Bu tek yanlı, İmralı’yı kısıtlama, doğal ki, Kürt tarafında güven sorununu yaratır. Ayrıca sürecin hızlı ve sağlıklı yürümesini sakatlar. Süreç uzadıkça her türlü provokasyona da açık hale getirilir.  Bütün bu hesaplar her şeyin iktidarın kontrolü altında yürümesi adına yapılıyor. Yani iktidar odaklı bakış ve siyaset oldukça baskın.
Taksim’deki protestolara yaklaşım da bundan farklı olmadı. Önce gazla, dağıt. Olmadı mı mahkum et, şu odak bu odak de. Kendi basınını saldırt. Direniş yayılıp halkın itirazları arttığında da saldırı tehditleri ve itibarsızlaştırma politikası. Halbuki herşeyden önce o meydana gelenler, itiraz edenler, bu ülkenin çocukları. Sayın Erdoğan ve yandaşları gibi yaşama, gösteri yapma, itiraz etme hakları var. Bu hakları kullanmaları için gereken önlemleri almak yerine onları tehdit etmeyi ve şiddetle dağıtmayı tercih etmektedir.
Erdoğan’ın karizmasının çizildiğini yazdı bazı yazarlar. Erdoğan basının karşısına geçip Ortadoğulu yöneticilere halkınızı duyun, dinleyin diye gösterişli konuşmalar yapıyordu. Şimdi kendisi haklının sesini duymak ve dinlemek yerine iktidar şarkıları söylüyor, elini tetikten, tehditten çekmiyor. Dünya basını günlerdir Taksim’de tamamen sivil olan gösterileri vermektedir. Polisin kullandığı şiddet gösterileri ile Türkiye dünya basınının gündeminde. Erdoğan iktidara geldiğinden beri ilk defa otoriter ve dayatmacı yönetim anlayışı ile dünyanın gözleri önüne geldi. Yıllardır daha fazlası Kürtlere yapıldı. Hala binlerce Kürt hapishanelerde ve mahkemelerde süründürülmektedir.
Erdoğan üzerinde açık ki, demokratik bir kitle ve direnişe dayalı denetim olmak durumundadır. Bu Türkiye’nin ve demokrasinin geleceği için gereklidir. Basın büyük oranda denetime alınmış, iktidara bağlanmıştır. Partisi ve yandaşları onu etkileme ve eleştirme gücünde değildir. Geriye halkın direnişi ve otoritere yönetim anlayışını reddetmesi kalmaktadır. Taksim çok açık ve bariz bir itiraz iktidara boyun eğmeyi reddenlerin bir çıkışıydı. Bu Türkiye için aydınlık yarınların işaretleridir.