Erdoğan faşizmi içeride ve dışarıda savaş ve yıkıma devam ediyor. Erdoğan iradesini Bahçeli ve Ergenekona kaptırmış gidiyor. Ergenekon eskisi gibi devlette güçlü olmasa da Önder Apo’nun belirttiği gibi savaş çıkarma yetenekleri var. İmralı’da masayı devirdiler, Dolmabahçe mutabakatını iptal ettiler. İktidarda kalmak için Erdoğan’ın bulaşmayacağı melanet yoktur.
Erdoğan Kürtlere düşmanlıkta cumhuriyetin gelmiş geçmiş bütün ırkçı ve inkarcı yöneticilerini geride bıraktı. Sri Lanka modeline özenerek katliam ve bitirme planlarını yürürlüğe soktu. Iskartaya çıkarılmış ve Erdoğan tarafından kapının önüne konmuş Davutoğlu bile Kürt düşmanlığında herkesten önde olduğunu iftiharla anlatıyor. “Ben cumhuriyet tarihinin en büyük operasyonları için talimat verdim’’ itirafında bulunuyor.
Kürtlere karşı operasyonlar ve saldırılar aralıksız sürüyor. Saldırılar sınırların dışına taşmış. Güney Kürdistan ve Rojava açık işgal ve katliam alanlarına çevrilmiş. Türkiye’nin bütün iç ve dış ittifakları, devlet olanakları Kürtlere karşı harekete geçirilmiş durumda. Türkiye’nin bütün dengeleriyle oynandı. Kürtlerin herhangi bir statüye sahip olmaması için hızla Suriye krizine daldılar ve iç savaşı, yıkımı derinleştirdiler. Dünyanın karşı durduğu insanlık düşmanı DAİŞ’le bile Kürtlere karşı ittifak yapıldı. Şimdi de El Nusra ve İhvancıların koruyucusu ve sözcüsü olarak Suriye’de savaşı direkt kendisi yürütüyor.
İdlib sorunu gündemi işgal etmeye başlamıştı. Türkiye Soçi’de verdiği sözleri yerine getirmek yerine El Kaide’yi korumaya ve gözlerden kaçırmaya devam etti. Yoğun bir silah ve cephane takviyesi yaptı. Bunlar yetmeyince şimdi kendisi açıktan savaşa girecek noktaya geldi. İdlib’de Türkiye’yi savaşa girmeye iten nedenler nedir? Türkiye basını ve siyasi çevreleri bu sorunları ciddi biçimde tartışmıyor. Suriye’de savaş ve çatışmalar durdurulsun, siyasi çözüm devreye girsin diye çabalar sürerken Türkiye savaşı derinleştirmeye ve kapsamını genişletmeye çalışıyor.
Erdoğan, Putin ile anlaşarak Suriye’yi işgal etmeye başladı. Yine büyük tavizler vererek Efrîn’e saldırdı ve Kürtlere karşı açıktan etnik temizlik yaptı. Yine Rusya’nın teşviki ve ABD’nin yol vermesiyle Serêkaniyê ve Girê Spî’yi işgal etti. ABD’yi Rusya’ya, Rusya’yı ABD’ye karşı kullanmak doğal ki, bir yere kadar yürütülebilir. Şimdi Ruslarla aralarındaki makas giderek daralıyor ve karşı karşıya geliyorlar. Askeri zora dayalı, militarist ve hegemonyacı politikaların bela getireceği bilinmez değildir. Suriye toprakları içinde Suriye ordusuna ültimatom vererek, alanları kendisine terk etmesini istiyor. Putin’le görüşme isterken İdlib’e büyük askeri güç yığıyor. Çetelerini öne sürerek ordu desteğiyle saldırılar düzenliyor, masaya elini güçlendirerek oturmak istiyor. Karşı taraf bunu görmeyecek ve anlamayacak kadar kör ve aptal değil tabi.
Sonunda hava saldırıları düzenlenerek Türk ordusuna ağır kayıplar verdirildi. Sınırlarınızı bilin, savaş isterseniz bir bedeli olacak diye onlara gösterdiler. Erdoğan İdlib ve Suriye batağına battığı kadar batmış. Sadece Kürtlere karşı ABD ve Rusya’ya dayanarak yol alabildi. Şimdi Erdoğan sıkıştı. Rusya’ya savaş ilan edemiyor. “Dostu Putin’le’’ de artık görüşmek kolay olmuyor. NATO ve ABD kapılarını aşındırmaya başladılar. Suriye hava sahası kapalı olduğu sürece Türkiye savaşamaz, inat ettiği oranda da darbe yer. ABD ve NATO, Erdoğan’ı kurtaracak mı? Çok zor. Çünkü Türkiye NATO görevleri gereği Suriye’de bulunmuyor. Kendi topraklarına dönük bir saldırı yok. Türkiye’nin kendisi saldırgan ve bir başka ülkenin topraklarında işgalci ve operasyonlar düzenlemekle meşgul.
ABD ve NATO, Rusya’nın Suriye’de belirleyici güç olmasını istemeyecekleri açık. Rusya’yı sınırlandırmak ve yıpratmak isteyeceklerdir. Bu amaçla Türkiye’ye destek vereceklerdir. Ancak bu desteğin askeri boyutlara varmasını beklemek çok olası görünmüyor. Biraz da Erdoğan’ın burnunu sürtmek istiyorlar. Türkiye Rusya’dan uzaklaşsın, çelişkileri artsın ve Batı’ya bağlanmaya devam etsin.
Türkiye sınırlarını açıp göçmenlerin Avrupa’ya gidişine yol verdiğini açıkladı. Zaten yıllardır bu göçmen kartını hep Avrupa’ya karşı bir tehdit ve şantaj aracı olarak kullanıyordu. Şimdi Avrupa’ya madem istediğim yardımı yapmadınız, ben de size böyle misilleme yaparım, diyor. Türkiye’nin yaptığı uluslararası mülteci sözleşmelerine ve devletler arası hukuka göre suçtur. Türkiye yasa dışı yollardan insan kaçakçılığı yapıyor. Pasaportu ve vizesi olmayan insanları nasıl başka devlete gönderebilir? Açıktan suç işleniyor. Aslında bu da Türkiye’nin aleyhine olacaktır. Artık Avrupa’yı tehdit edip şantaj yapacak malzemesi giderek tükeniyor. Avrupa halklarından ve basınından daha büyük tepki alacakları açıktır.
DAİŞ, El Kaide ve İhvancıların yol arkadaşı ve Kürt düşmanı Erdoğan ve şürekasının hareket alanı giderek daralıyor. Erdoğan durumu kurtarmak için çırpınıyor. Çırpındıkça daha fazla batma olasılığı da her zaman vardır.