
DİHA’nın sorularını yanıtlayan HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, yaşanan gelişmelerle ilgili Dicle Haber Ajansı’nın sorularını yanıtladı. Gelinen aşamayı; süreci sağlıklı, yasal dayanaklarıyla daha açık şeffaf ve kurumsal işletememenin yarattığı bir kriz olarak tanımlayan Demirtaş, “Bunun da sorumlusu AKP’dir, çünkü süreci kurumsal bir hale getirmeye, yasal dayanaklarıyla şeffaf yürütmeye çalışan Sayın Öcalan’dı, HDP heyetiydi. Eğer bunlara riayet edilmiş olsaydı bugün böylesine büyük bir kriz ve kaosla karşılaşılmış olmazdı” dedi. Bütün bunlara rağmen şahsen “süreç bitti” demediğini, denilmemesi gerektiğini kaydeden Demirtaş, bu tür süreçlerin her zaman düz bir hatta ilerlemeyebileceğine dikkat çekti.
Sürecin tanımı nedir?
Bu süreci, bir AKP çözüm süreci olarak tanımlamamak gerektiğini ifade eden Demirtaş, ne anlaşılması gerektiğini şöyle izah etti: “Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Ortadoğu’daki Kürt halkı arasında; Kürt halkı ile Türk halkı arasında yeni stratejik bir işbirliğinin, ittifakın gerçekleştirilmesi için ortaya konulan bir iradeydi bu süreç. Basit bir silahları bırak, karşılığında bunları al, pazarlığı üzerine oturmuş bir süreç değildir. “PKK silah bıraksın, öbürü şunu yapsın” şeklindeki bir karşılıklı dayatma veya pazarlığın çok ötesinde samimi bir stratejik kucaklaşma hamlesidir.”
Öcalan ile irtibat kesildi
4 aydır görüşme yaptırılmayan Öcalan’ın bütün bu süreçten izole/tecrit edilmeye çalışıldığını hatırlatan Demirtaş, ama kendisinin bu stratejik yaklaşımını değiştirmediğini; başka bir strateji üzerine süreci kurmayacağını herkesin bildiğini söyledi.
Kurban eden AKP’dir
HDP’nin ya da Kürt tarafının, savaşı körükleme, savaştan beslenme gibi bir durumunun asla olmadığını/olmayacağını vurgulayan Demirtaş, “Diğer halklarla birlikte çözüm ve gelecek planı; adalet, eşitlik, demokrasi üzerine kurulu yeni bir yaşam perspektifi değişmiş değildir. Bu konu da ciddiyetsiz yaklaşan, derinliği anlamayan, tarihselliğini okuyamayan; zaman zaman seçimlere, zaman zaman siyasetteki sıkışmışlığı aşmak üzere süreci kullanma taktiklerine baş vuran AKP’nin kendisidir ve özellikle Sayın Erdoğan’ın kendisidir. Herkes bundan emin olmalı; bizler durduğumuz yerdeyiz.”
HDP’nin durduğu yer
Eşbaşkan Demirtaş, durdukları yeri de şöyle tarif etti: “Dolmabahçe Mutabakatı’dır. Orada 10 maddelik temel ilke ve bunların müzakere edilmesi, eş zamanlı olarak da ‘PKK’nin Türkiye’ye karşı silah bırakma kongresini toplama’ çağrısı. O hala orada duruyor. O, ortak bir mutabakat ki sonra Sayın Öcalan’ın tek taraflı görüşleri olarak ifade edilmesin. O mutabakata bağlı olduklarını Sayın Bakan bizatihi o toplantıda ifade etti. Sayın Cumhurbaşkanı o dönem bunun gecikmiş ama beklenen bir çağrı olduğunu kendi ağzıyla ifade etti.”
Tarih bile netti
Dolmabahçe açıklamasından bir hafta sonra gözlemci heyet, devlet heyeti ve HDP heyetinin İmralı’ya gidıp toplantı yapacağının kararlaştırıldığını, tarihin de net olduğunu hatırlatan Demirtaş, şunları anlattı:
Toplantı salonu bile hazırlandı
Bir hafta içerisinde gidilecek ve kapsamlı bir toplantı yapılacaktı. Çünkü İmralı Adası’nda büyük bir toplantı salonu hazırlandı, büyük bir toplantı masası yapıldı ve bu salonda toplantı masasından herkes aynı anda oturacaktı. 28 Şubat’tan bir hafta sonra.
Öcalan’ın yapacağı çağrı
O ilk toplantıda, herkes bir araya geldikten sonra ilk sözü Sayın Öcalan alacaktı ve şu çağrıyı yapacaktı: “Bu tarihi müzakere başlangıcında ben PKK’ye Türkiye’ye karşı silahları bırakmak üzere Mart ayında kongreyi toplamaya çağrısı yapıyorum.” Tarihini, gününü vererek bu çağrıyı yapacaktı ve toplantı böyle başlayacaktı.
10 madde müzakere edilecekti
Dolmabahçe Mutabakatı’ndaki 10 madde orada müzakere edilecek, masaya yatırılacak; devlet heyeti, HDP heyeti, gözlemci heyetin huzurunda herkesin imzaladığı bir ortak mutabakat tutum belgesiyle durum parlamentoya getirilecekti.
Parlamento devreye girecekti
Parlamentoya şu sunulacaktı, HDP tarafından veya AKP tarafından ya da birlikte; bizler iki parti olarak yürüttüğümüz çözüm, barış girişimlerinden ortaklaştığımız mutabakat metni gereğince PKK silah bırakacak ve bizler de parlamento olarak demokrasi adımları atacağız. Bu konuda şu şu yasaları hep birlikte çıkaracağız. Demokratikleşme adımları olacak bunlar. Gizli saklı değil. Parlamento da buna onay veriyorsa evet biz buna irade koyuyoruz. CHP, MHP kendileri takdir edecektir elbette ama bütün parlamento olarak çoğunluk onay veriyorsa artık silahsızlanma yasası çıkartılacak, demokratikleşme yasaları çıkartılacaktı parlamentoda. Süreç artık parlamentonun malı olacak, oraya taşınacak. Şimdi konuşulanlar bunlardı.
AKP neden uzaklaştı?
HDP’nin halen bu noktada olduğunu; AKP’nin neden bu noktadan uzaklaştığını açıklamadığını dile getiren Demirtaş, “AKP bütün bu tarihsel, stratejik, Ortadoğu’da dengeleri değiştirecek ittifaktan kaçmıştır. Tek başına iktidar olma, başkan olma, gücü ele geçirme hedefiyle bütün bu süreci kullanmıştır. Barış süreçlerinin, ateşkeslerin tamamını iktidarlarını güçlendirmek için kullanmıştır. Tamam, buna itirazımız yok, fakat bu gücü çözüm süreci için kullanmıyor” dedi.
HDP üzerinden kandırma!
HDP’ye Öcalan veya PKK’yi aldatmaya çalışan bir rol üstlendirmeye çalışıldığını açıklayan Demirtaş, HDP’nin bunu kabul etmediğini aktardı ve ekledi: “HDP’ye öfkelerinin nedeni budur. Şahsım da dahil olmak üzere süreçte İmralı ile Kandil’i yanıltmaya, aldatmaya dönük girişimleri kabul etmediğimiz için hedefe konulmuş durumdayız. Nedeni budur, başka da bir şey değildir. AKP seçim öncesi özellikle HDP’nin AKP’yi destekleyen ‘AKP bütün bunlarda haklıdır, başarılı olmuştur, süreç artık başarılmıştır’ havasını verme propagandasına alet olmadığı için HDP hedefe konulmuştur.”
Başkanlık pazarlığı yapılmadı
Süreci bitirenin HDP veya “Seni başkan yaptırmayacağız” açıklaması olmadığını tekrarlayan demirtaş, süreci bitirenin Cumhurbaşkanı’nın açıklaması olduğunu; ardından “Böyle bir ortamda biz sizin siyasi iktidarınız ne de sizin başkanlık hayallerinizin kurbanı ve payandası olmayacağız ve seni başkan yaptırmayacağız” dedikleri söyledi. AKP-HDP arasında ya da İmralı’daki görüşmelerde “başkanlık” pazarlığının asla olmadığını dile getiren Demirtaş, “Biz, hem AKP’nin yanlışlarını teşhir etme, muhalefet etme görevimizi yürüttük hem de süreç içerisinde süreci kolaylaştıracak rolümüzü, misyonumuzu aynı anda yürüttük. İkisini dengeli bir şekilde sürdürmeye çalıştık” diye konuştu.
Yüzde 13’ten sonra start
4 aydır Öcalan’a tecrit uygulayan, bir yandan da Ağrı/Diyadin’de başlayan ateşkesin fiili ihlalini göze alan bir hükümet politikasına varlığına dikkat çeken Demirtaş, ateşkesin Ceylanpınar’da bozulduğu iddiasının doğru olmadığını söyledi. “Ağrı/Diyadin’de yaşananlar neydi? Maden ateşkes var, asker ile PKK niye Diyadin’de karşı karşıya geldi? Ardahan’da neden karşı karşıya getirildi?” sorularının yanıt beklediğini kaydeden Demirtaş, “Bunların hepsi hükümetin, Sayın Cumhurbaşkanı’nın da baskısı, dayatmasıyla süreci bitirme hamleleri, süreci bitirme operasyonlarıdır. Bunu psikolojik alt zemini hazırlanmıştır, seçim sonucunda da HDP yüzde 13 alınca start verildi” dedi.
Erdoğan ile MHP anlaştı
MHP ile AKP’nin yeni bir stratejik yaklaşım geliştirdiklerinin görüldüğünü belirten Demirtaş, Türkiye’de demokrasi güçlerinin önünün açılmış olması, iktidara yürüyor olması, faşist-milliyetçi cephede bir tedirginlik yarattığını; Kürtlerin de içinde bulunduğu demokrasi güçlerinin Türkiye’yi yönetme iddiasının ve gücünün ortaya çıkmış olmasının bu faşist-milliyetçi cephede yeni bir değerlendirmeye tutulduğunu söyledi. “Biz demokrasi güçlerinin, Alevilerin, Kürtlerin, demokratların Türkiye’yi yönetmesini nasıl engelleyebiliriz” refleksiyle yeni bir tutum alındığına işaret eden Demirtaş, “MHP kayıtsız, şartsız AKP’ye bu politikalarda koltuk değneği olma sözü vermiştir. Yeter ki süreç bitirilsin, Rojava’ya saldırılsın, HDP tasfiye edilsin, savaş başlasın ve iktidar demokrasi güçlerine kaptırılmasın. MHP bu konuda kesin taviz vermiştir ve Sayın Erdoğan ile MHP arasındaki anlaşma bunun üzerinedir” şeklinde konuştu.
Bütün operasyonlar bunun gereği
Kandil operasyonları da dahil yürütülen bütün operasyonların bu anlaşma, yeni stratejik işbirliği gereğince yapıldığını vurgulayan Demirtaş, şunun da altını çizdi: “Fakat bu bitmiş bir süreç değildir. AKP içerisinde, bu tutumdan rahatsızlık duyan çevreler de vardır. Sayın Erdoğan’ın oldu-bitti yaklaşımı AKP’ye dayatılıyor, ama devlet içinde de AKP içinde de bunu henüz tümüyle benimsenmeyenler var.”
Erken seçim taktiksel aşamadır
Erken seçimin bu stratejinin sadece bir taktik aşaması olduğunu söyleyen Demirtaş, Erdoğan’ın başından beri Türkiye’de veya Ortadoğu’da Kürdistan’ın diğer parçalarında, ortak strateji oluşturma ve stratejik işbirliği yapma anlayışına samimi yaklaşmadığının bilindiğini hatırlattı. “Fakat artık göstermelik de olsa bu stratejiye bağlı kaldığı duygusunu, düşüncesini artık kamuoyuna vermek istemiyor. Gerçek duygusunu, gerçek düşüncesini pratiğe geçirmek istiyor. Erken seçim bunun sadece bir hamlesidir” diyen Demirtaş, şöyle devam etti: “Erken seçim ile demokrasi cephesini geriletmek istiyor. Kendi iktidar gücünü eline alıp yeni stratejiyi milliyetçilik, ırkçılık üzerinden açık bir şekilde yürütmek istiyor. Bugüne kadar gizlediği yüzünü aleni bir şekilde hayata geçirecek bir süreci başlatmış durumda.”
AKP geriletilmeden zor
AKP yönetiminin Erdoğan’ın şahsında stratejik karar verdiğini; dolayısıyla AKP geriletilmeden, tarihi bir şekilde halklar nezdinde mahkûm edilmeden, demokratik çözümün sağlıklı başlayıp yürümesinin mümkün olmadığını kaydeden Demirtaş, bunun böyle bilinmesini istedi. Demirtaş, “Maden taktik hamle olarak erken seçimi önlerine koyuyorlar, demokrasi güçlerinin de bu taktik aşamayı yeniden, daha güçlü başarıyı önüne koyması lazım. Biz de erken seçimden korkmadığımız bu şekilde ifade ediyoruz” dedi. AKP’nin oy aldıkça, güçlendikçe savaşı derinleştireceğine işaret eden Demirtaş, o nedenle kimsenin şu hataya düşmemesini istedi: “Verelim başkanlığı kurtulalım, verelim iktidarı kurtulalım.”
“Hayır!” diyen Demirtaş, AKP’den kurtulmadıkça, AKP geriletilmedikçe Türkiye’ye barış, huzur gelmeyeceğini; güçlendikçe savaşı dayatacağını; artık durum bu kadar net olduğunu ifade etti.
Öcalan devreye girer mi?
Şimdi bu savaşın, olup bitenlerin sorumlusunun, çatışmayı başlatanın Öcalan olmadığını; bu çatışmaları durdurma yükünü de Öcalan’ın omuzlarına yüklemenin haksızlık olduğunu belirten Demirtaş, “Her şeyin sorumlusu, başlatan oymuş gibi bitiren de o olsun demek büyük bir haksızlıktır. Başlatan belli. Başbakan bugün çıksın bir çağrı yapsın, olaylar bıçakla kesilir gibi kesilir. Niye Sayın Başbakan çağrı yapmıyor? Niye ‘Operasyonları durdurduk, PKK de ateşkesi uysun, biz de uyacağız’ demiyor? Niye ‘Müzakereye dönmeye hazırız, Dolmabahçe Mutabakatı yapmıştık, biz ona dönmeye hazırız’ demiyor? Sayın Öcalan fikrini değiştirmiş değil ki, fikrini değiştirenler hükümet ve Cumhurbaşkanı’dır. Şimdi, fikrini değiştirenler tek bir cümle kurmadan, ‘Biz sonuna kadar gideceğiz, bitireceğiz, kökünü kazıyacağız’ açıklamaları yaparken, bizim dönüp Sayın Öcalan’a bir sorumluluk yükleme, savaşı sanki o başlatmış, sanki verdiği sözden o dönmüş gibi bir sorumluluk yüklemek ve onu hedefe koyma gibi bir hakkımız, lüksümüz olamaz, olmamalı. Biz şunu söylüyoruz; Sayın Öcalan ile müzakereye dönülmelidir. Silahları susturma, bırakma gücü ve sorumluluğu o zaman kendisinden beklenebilir. Ama hükümet bu kadar savaş politikası yürütürken, stratejik yeni bir hamle başlatmışken, kalkıp Sayın Öcalan’a çağrı yapsın diye basınç uygulamak da, sonuç alıcı da değil, ahlaken de siyaseten de doğru değil. Bu koşullarda hükümetin politikasını değiştirmesi, baskıyı ve basıncı AKP üzerinde oluşturmak dışında yapılacak her hamle akıntıya kürek çekmektir” diye konuştu.
HDP’NİN BARIŞ HAMLESİ
Herkesin HDP’nin siyaseten öne çıkması, rolünü, pozisyonunu oynaması, seçim sürecinde verdiği sözleri yerine getirmesini beklediğini ifade eden Demirtaş, yaptıklarını/yapacaklarını şöyle aktardı:
* Ön alma inisiyatifiyle savaşı durduracak güçlü bir siyasi, barış hamlesiyle ‘size savaş yaptırmayacağız’ sloganıyla sahaya iniyoruz.
* Sivil toplum kuruluşlarıyla, siyasi partilerle görüşme yaptık.
* Bütün il ve ilçe örgütlerimizle toplantılar, eşbaşkanlarımız, MYK ile toplantılar yaptık.
* HDP bileşenleriyle bir araya geliyoruz.
* CHP Genel Başkanı sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile bugün bir araya geleceğiz.
* Bu hafta içerisinde Avrupa Parlamentosu’nda çeşitli görüşmeler yapacağım, Brüksel’de.
* Ha keza, yerellerde STK ile yerel medya kuruluşları ile toplantılar planlıyoruz.
* Bunun dışında çok sayıda büyükelçilikle görüşme gerçekleştirdik ve yaklaşımımız anlattık, anlatıyoruz.
* Şimdi bütün bu ön toplantılardan sonra biz artık barış mitinglerini halk toplantılarıyla toplumun barış çığlığını, müzakereye dönme isteğini görünür kılacağız.
Bu doğrultu da herkesin ön açıcı söylemler, HDP’nin yaptığı çağrılara icap eden bir yaklaşım sergilemesini beklediklerini vurgulayan Demirtaş, “Hükümet çok çiğ yaklaşıyor çağrılarımıza ve bu politikalarımıza” dedi.
KCK’den beklentileri
Demirtaş, KCK’den beklentilerini de şöyle ifade etti: “KCK’nin ise HDP’nin yaptığı çağrılar, HDP’nin pozisyon alma, siyasi alan açma girişimlerine değer biçen bir yaklaşımla konuyu ele almasını iletiyoruz. Yaptığımız çağrılar ve ortaya koyduğumuz politika çözümün önünü açma politikalarıdır. Apolitiklik değildir. HDP Türkiye sahasında çok büyük bir siyasi alan yaratmıştır. Ve bu yeni yaratılan siyasi alan çok hassas, pamuk ipliği ile neredeyse bağlı dengeler üzerine kuruludur. Dolayısıyla hamlelerin boşa çıkarılmaması lazım.”
HDP rolünü oynayamaz
Hükümetin bunu yapmaya; HDP’nin işlevsiz olduğunu göstermeye çalıştığını anımsatan Demirtaş, “Şimdi herkes bir anda HDP’nin işlevsiz olduğunu ortaya koymaya çalışırsa HDP rolünü oynayamaz. Dolayısıyla biz Türkiye toplumuna verdiğimiz sözün gereği olarak bir savaşın önünü alacak pozisyon yaratmaya ve siyaseten üzerimize düşen rolü oynamaya çalışıyoruz, oynamakta da kararlıyız. Biz bu savaşı durduracağız. Bizim işimiz budur. Siyasi çözüm hamlesini tekrar öne çıkarmak siyasetçilerin işidir. Dolayısıyla bizim bu konudaki duruşumuzda bir değişiklik olmayacak. Biz çağrılarımızı yineleyeceğiz, tekrarlayacağız ama aynı zamanda bunu pratik sahada tabanımızla birlikte örgütlü bir güç olarak hayata geçireceğiz” dedi.
TOPYEKÜN SAVAŞ KONSEPTİ
Şimdi 90’larda da benzer konseptle bir savaş yürütüldğüne dikkat çeken Demirtaş, “Topyekûn savaş konsepti”ni şöyle izah etti:
* Medya, bürokrasi, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, ordunun savaş cephesinde yerini alacaklar. Bu topyekûn savaş nizamına uymayalar da vatan haini ilan edilecekler. Kirli savaş, propaganda yöntemi; infazlar, Gladio/kontrgerilla faaliyetleri devreye girecek:
* Artık infazlar başladı; Ağrı’da, Cizre’de, Suruç’ta olduğu gibi. Hatta Ceylanpınar’da yaşandığı gibi araştırılması, soruşturulması gereken infazlar.
* Bir yandan da sivil katliamlar. Hem bu sivil katliamların üstünü örten bir medya gerçeği. Sessiz ve hükümetin savaş politikasına destek veriyormuş gibi görünen bir STK, meslek kuruluşları…
Meşruiyeti ve desteği yok
Bunların hepsinin 90’lı yıllardaki topyekûn savaş politikalarının bir yansıması olduğunu; hükümetin bunu yapmak istediğini; fakat toplumun 90’lardaki gibi olmadığını kaydeden Demirtaş, şunların altını özellikle çizdi: “Ne bu savaşın toplumsal meşrutiyetini ne de uluslararası alanda desteğini, meşrutiyetini kurabildiler. Toplumun çok önemli bir kesimi bu savaşın bir zorunluluktan kaynaklı olmadığının; AKP’nin iktidarını tahkim etmek üzere başlatılmış bir savaş olduğunun farkında.”