
Rojava sınırında ‘tampon bölge’ kurmakta ısrar eden Türkiye’nin asıl amacının DAİŞ’i zayıflatmak değil, YPG’nin önünü kesmek olduğuna dikkat çeken Güney Kürdistanlı akademisyen Dr. Sherko Kirmanj, HDP’nin Meclis’e girmesiyle başkan olma hayali suya düşen Erdoğan’ın müzakere masasını devirmesini ve PKK’ye savaş açmasını ise 1 Kasım seçimlerine hazırlık olarak değerlendirdi. Kirmanj, bir taşla iki kuş vurmak niyetinde olan Erdoğan’ın seçim öncesi oy devşirmek adına suni bir barış ortamı yaratmak isteyebileceğini de dikkat çekti. Utara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim görevlisi olan Dr. Sherko Kirmanj’ın sorularımıza verdiği yanıtları aşağıda daha detaylı okuyabilirsiniz.
Türkiye’nin PKK’ye yönelik hava saldırılarının DAİŞ’e fayda sağladığı belirtiliyor. Katılır mısınız bu görüşe?
DAİŞ elbetteki bu saldırılardan çok fayda gördü. YPG, DAİŞ’e karşı sert bir tutum sergileyen ve adamakıllı savaşan en büyük güç halinde oldu hep. Yani Türkiye’nin amacı DAİŞ’e karşı savaşmak falan değil, YPG’nin pozisyonunu zayıflatmak. PKK’nin sahalarına saldırarak da PYD ve YPG’ye yönelik olası bir desteğin önünü kesmeyi hedefliyorlar.
Türkiye’nin bu tavrını, Rojava’da yükselen Kürt direnişine karşı alınmış bir tavır olarak görüyorum. Kobanê zaferinin ardından Rojava yönetiminin Tel Abyad’ı da kontrolü altına alarak Kobanê’yi Cizîrê kantonuyla birleştirme isteği, Türkiye’nin DAİŞ’e yönelik stratejisini yeniden gözden geçirmesine neden oldu.
Türkiye’nin Suriye sınırında güvenli bir bölge oluşturma arzusu da YPG’nin ilerleyişini durdurup Efrîn’in diğer kantonlarla birleştirilmesini engelleme amacını taşıyor.
Ayrıca 6 milyonluk bir oy elde ederek, 80 vekil hakkı kazanan HDP’nin başarısı sultan olma hayalleri içerisinde olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı çileden çıkardı.
Peki PKK’ye yönelik saldırılarda ABD’nin rolü nedir?
ABD’nin, Türkiye’nin PKK’ye karşı saldırılarından mutlu olmaması gerekiyor. Zira Suriye ve Irak’ta DAİŞ ile mücadelede ABD’nin rolü zaten kısıtlı. Ana stratejileri önce DAİŞ’i küçültmek sonra da bertaraf etmek. İncirlik Hava Üssü’nün kullanıma açık olmasının temel nedeni de ABD’nin DAİŞ’e karşı daha iyi savaşması olmalıdır. Bence ABD, Türkiye’nin PKK’ye yönelik saldırılarını desteklemiyor. Ancak ABD’nin bu duruma dahil olması Suriye krizinin oluşmasında aslında büyük bir rol oynamış Türkiye’nin sırf Kürtlerin stratejik plan ve amaçlarının önünü kesmek için giriştiği ya da girişebileceği politikalara göz yumacağı anlamına geliyor. Fakat ABD ve YPG’nin ilişkileri ileride daha da iyiye gidebilir. Çünkü; ABD isterse İncirlik’i, DAİŞ saldırılarının daha iyi koordine edilmesi ve çetelerle karadan savaşanlar ile daha yakın ilişkiler kurulması için kullanabilir. DAİŞ’e karşı böylesi bir ortak mücadele de ileride her iki tarafın stratejik ilişkilerinin karşılıklı olarak gelişmesine sebebiyet verebilir.
Peki sizce DAİŞ, 33 kişinin hayatına mal olan Suruç Katliamı’yla AKP’ye nasıl bir mesaj vermek istedi?
DAİŞ, Türkiye’yi savaşa sürüklemek istedi çünkü biliyor ki Türkiye’nin bu savaşa aktif bir şekilde dahil olması eninde sonunda Türkiye ile YPG arasında doğrudan bir savaşı da tetikleyecektir. DAİŞ’in isteği, Türkiye’nin YPG’ye karşı savaşması elbette.
Ayrıca ben Türkiye’nin de Suruç patlamasında rol oynadığını düşünüyorum. Çünkü, Türk devletinin Suriye konusunda ani politika değişikliğini dünyaya açıklaması gerekiyordu. Kendini haklı çıkarması gerekiyordu.
Öte yandan Türkiye, DAİŞ’in YPG karşısında gücünün gittikçe daha da azaldığının farkında. Zira DAİŞ artık YPG’nin önünde engelleyici bir güç değil. DAİŞ’in YPG’nin saflarını ellerinden almasını bırakın, Güney sınırlarında kurulan Kürt oluşumlarını bile engelleyebilecek durumda değil.
Türk hükümetinin doğrudan DAİŞ’e destek sunması alenen ispatlanamasa da jandarma ve Türk askeri güçlerinin ki içlerinde yerel hükümet çalışanları da var DAİŞ‘in hareket imkanının kolaylaştırdığını, örgüt üyelerinin Türkiye’de organize olup yeniden yapılandırmasını desteklediğini söyleyebiliriz. DAİŞ üyelerinin Türkiye’nin sınırlarını kolayca kullandıkları artık bilinen bir gerçek. Türkiye ve Suriye sınırı cihatçılar için çok uygun bir geçiş kapısı konumunda. Cihatçılar kolaylıkla sınırı geçip örgüte katılabiliyorlar.
Gelelim Türkiye’deki seçim sürecine. Sizce Erdoğan neden barış sürecini bitirdi ve genel seçimlerin Kasım’da yenilenmesi kararını aldı?
7 Haziran seçimlerinde AKP’nin Meclis’te çoğunluğu elde edemeyerek tek başına hükümeti kuramaması Erdoğan için büyük bir şoktu aslında. Çünkü bu sonuç, Erdoğa’ın kendini tek lider olarak ilan edip daha da sultanlaşmasının önünü açabilecek başkanlık pozisyonu için anayasal değişikliğe kalkışamaması anlamına geldi.
Öte yandan müzakere görüşmelerine balta vurup, PKK’ye saldırması da Erdoğan’ın elbette ki kasıtlı bir planıdır. Erdoğan, Kasım seçimlerine hazırlıyor kendini. Sözde bir taşla iki kuş vurabileceğini düşünüyor. Ülkede bir korku ve kaos silsilesi yaratarak son seçimde HDP’ye giden oyları geri almayı hedefliyor. Kürdistan bölgesinde savaşın dozunu artırarak da ülkede bir belirsizlik havası yaratıyor ve seçimlere bu savaş atmosferinde girmek istiyor. Bu tarz milliyetçi tavır ve politikalarla da CHP ve MHP’nin milliyetçi tabanının kendi partisine kayacağını umut ediyor.
Ancak ben Erdoğan’ın hemen seçim öncesinde bir ateşkes başlatabileceğini ve suni bir barış ortamı yaratmaya girişebileceğini düşünüyorum. Erdoğan böyle yaparak kendini hem savaş hem de barış kahramanı ilan etmek istiyor.
Erdoğan’ın bu politikası işe yarar mı?
İşte bu noktada HDP, Öcalan ve Kandil’in, Erdoğan’ın ayaklarının altındaki halıyı çekmeleri gerekiyor. Kürt tarafı ortak hareket ederek Erdoğan’ın bu oyununu bozmalı. Bunun da en iyi yolu barış ve ateşkeste diretmek ve müzakere görüşmelerine dönülmesini dayatarak olabilir.
HDP sonuna kadar barış konusunda ısrarını sürdürmeli. Bence Kandil ve Öcalan’ın da bir önce ateşkes ilan etmesi gerekiyor. Bunu da iki sebepten ötürü yapması gerekiyor. Birincisi, herkese Kürtlerin barış yanlısı olduğunu göstermek için bunu yapmalı. İkincisi ise müzakere görüşmelerini ya da barış sürecini devam ettirmenin Erdoğan ile AKP’nin elinde değil Öcalan ve Kandil’in elinde olduğunu herkese göstermek için bunu yapmalı.
PKK’nin Erdoğan’ın ekmeğine yağ sürebilecek adımlardan ve atılımlardan kaçınması gerekiyor. PKK, müzakere görüşmeleri için inisiyatifi kendi eline almalı ve barış görüşmeleri için hem ulusal hem de uluslar arası arenada kendini göstermelidir.
Peki bu noktada BM ya da AB ülkelerine ne gibi görevler düşüyor? Uluslar arası güçlerin Türkiye’nin Kürtlere yönelik başlattığı savaş kampanyasına karşı tutumları ne olmalı?
BM ve AB ülkeleri, saldırıları durdurması için Türkiye’ye baskı yapmalı. Hatta iki tarafı uzlaştırmada aktif bir şekilde arabulucu rolü üstlenmeliler. Bir önceki barış görüşmelerindeki eksikliklerden biri de taraflar arasında bir arabulucunun olmamasıydı. Bence Norveç çok iyi bir barış ortağı olabilecek kapasitede. Bence HDP, AB ülkeleriyle ve Norveç’le doğrudan kontağa geçerek bunu talep etmeli.
HDP’nin siyasi ve kamuoyu düzeyinde güvenilirliği çok aşikar. Haziran ayında çok iyi bir portre çizdi ve bütün dünyaya kendini başarıyla tanıttı. İşte HDP bu güvenilir kimliğini kullanarak uluslar arası aktörleri de devreye sokmalı ve barış için öncülük etmelidir.
ÖZLEM GALİP/İSTANBUL