Niels SEİBERT
Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28-29 Eylül'de ziyaret edeceği Almanya'da törenle karşılanacak. Askeri törenle Alman devlet başkanı tarafından selamlanacak ve gıyabında bir ziyafet verilecek. Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier'in makamında da (Bellevue Sarayı) öğle yemeği verilecek. Steinmeier, 24 Haziran seçimi sonrası Erdoğan'ı Almanya'ya bizzat davet etmişti.
Tüm usüllerin yerine getirildiği bu tür ziyaretler, çok özel bir davet biçimidir. Genellikle böylesi şatafatlı karşılama en fazla yılda dört kez yapılır. Erdoğan gibi bir despota da böylesi bir karşılamanın düzenlenmesi kamuoyunun tepkisini çekti. Yeşiller Partisi Milletvekili Cem Özdemir, Erdoğan'ı "muhalif basınına tahammül etmeyen, muhalifleri tutuklatan otoriter otokrat" olarak tanımladı. Özdemir, Efrîn'e saldırı ve ilhakın uluslararası hukuka aykırı olduğunu; savaş suçu işlendiğine dikkat çekti.
Sol Parti Fraksiyon Eşbaşkanı Sevim Dağdelen ise Alman hükümetinin Erdoğan'ı İslami terörün destekleyicisi olarak tanımladığını aktardı. Bu kadar açık beyan edilmiş ve basında geniş yer bulan bu eleştiri çok önemli. Böylesi bir eleştiri geçmişteki ziyaretlerde yapılmamıştır. Daha çok da eylemciler çeşitli yollarla bu eleştiriyi kamuoyuna taşıdılar.
Beethoven ve Mozart
Erdoğan'ın Almanya'ya son ziyareti Temmuz 2017'de G20 zirvesi kapsamında Hamburg'a gelmesiydi. Aynı akşamı Elbphilharmonie Konser Salonu'nunda Beethoven’ın 9. Senfoni ile düzenlenen kültürel akşam programına Erdoğan'ın da davet edilmesini eleştiren Protestan Kilisesi'nden teolog Johann Hinrich Claussen, Zeit gazetesinde kaleme aldığı bir yazıda; "Elbphilharmonie Konser Salonu'nu, Beethoven’ın 9. Senfonisi eşliğinde otokratlar için parıltılı sahneye dönüşmesini hak etmedi. Bu, kültürün reddetmesi gereken bir şeydir."
2017'de Hamburg'da yaşananlar 40 yıl önce yaşanmış bir ziyareti anımsatıyor: 2 Haziran 1967'de İran şahı Muhammed Rıza Pehlevi, Batı Berlin tarafından davet edilmişti. Ülkenin 'onur misafiri' adına Mozart'ın 'Sihirli Flüt' bestesi çalındı. Aynı zamanda salonun dışarısında yaklaşık 2 bin kişi bu durumu protesto etti. Gerçekleştirilen bu eylem esnasında eylemcilerden Benno Ohnesorg, bir polis tarafından vurularak öldürüldü.
İranlı yazar Bahman Nirumand, Pehlevi'ye karşı protesto eylemleri sonrasında Heidelberg'de İranlı üniversite öğrencileri ve muhaliflerin birlikte kurdukları çatı örgütünü (CISNU) hatırlattı. CISNU, Alman gazetelerde İran efsanelerini reddeden ilk örgüt oldu. Daha sonra Sosyalist Alman Öğrenci Birliği (SDS) ile ortak çalışmalar başlatıldı.
Nirumand, Pehlevi'nin Almanya ziyareti esnasında Berlin Özgür Üniversitesi (FU) önünde İran rejimi konulu bir konuşma yaparak, halkı protesto eylemine doğru harekete geçirdi. Federal hükümetin, İran büyükelçiliğinin teşvikiyle eylemi engelleme çabası ise işe yaramadı.
Militan Aydınlatma
Protestolarda söz konusu ülkelerden kişiler yer aldı. Aynı şekilde Aralık 1964'te Kongolu Başbakan Moise Tshombe'nin Almanya'ya gelişinde olduğu gibi. Daha çok üniversite öğrencilerinden oluşan çalışma grubu, sömürgecilik ve yeni sömürgecilik ile ilgilenen Afrikalı öğrencilerin de desteği ile Tshombe'nin ziyareti çerçevesinde militan bir uygulama geliştirdi.
Tshombe'nin ziyaret ettiği her yere giderek sömürgecilik ve yeni sömürgecilik; Kongo'nun yakın tarihi ile ilgili açıklamalarda bulunan bu grup, dağıtılan bildirilerde Batı Avrupa gazetelerinin önemli olan şu ayrıntıyı görmediğini belirtti: "Halk tarafından seçilmeyen Kongolu diktatör, halkı sadece yabancı paralı askerler ve askeri destek ile istediğini yapmaya zorlayabilir.”
Bildiride batı Avrupa ve ABD'nin askeri ve ekonomik desteği de kınandı: "Tshombe, batılı şirket çıkarlarını korumak için Belçika tankları, Amerikan uçakları, eski Alman SS adamları, Güney Afrikalı ırkçılarını ve Fransız Gizli Ordu Örgütü (OAS) teröristlerini kullanıyor. OAS, Cezayir'in bağımsızlığına karşı saldırı düzenledi."
Tshombe'yi protesto eden eylemciler, "Kongo halkına baskı, bize de baskı uygulanmasıdır" dedi.
Münih'te konakladığı Bayerischer Hof otelinin önünde yaklaşık 100 üniversiteli, bildiri dağıtıp koku bombası atarak eylem gerçekleştirmişti. Otel girişi bir süre kullanılamaz hale dönmüştü. Tshombe, Münih'te bulunduğu süre eylemciler tarafından takip edildi; arabasına bir şeyler fırlatıldı; sloganlar ve marşlar eşliğinde yürüyüşler yapıldı.
Tshombe, zamanın (Batı) Almanya cumhurbaşkanı CDU'lu Heinrich Lübke ile bir araya geldi. Daha sonra Düsseldorf'ta gençlerin araya giren sloganları ile sanayicilerin önünde "komünizm ile mücadele" üzerine konuşmasını yaptı. Tshombe, finansal ve ekonomik yardım talebinde bulundu. Erdoğan, Eylül sonunda yapacağı ziyaretinde aynı talepte bulunacaktır.
Batı Berlin 1964
Genelde cumhurbaşkanları Berlin Tegel Havalimanı'nın askeri bölümünde iniyor ve araba konvoyuyla bayraklarla donatılmış protokol güzergahından Ernst-Reuter-Platz ve Großer Stern meydanlarını geçerek hükümet bölgesine geçiyor. Tshombe ise 18 Aralık 1964'te Tempelhof Havalimanı'nda indi. Eşzamanlı Pladelu Meydanı'nda (Platz der Luftbrücke) yaklaşık 800 öğrenci toplandı. Yüzde 15-20 arası yabancı uyruklu öğrencilerden oluşan gençler, "sessiz miting" düzenledi.
Kongolu diktatörü eylemcilere görünmeden havalimanın yan çıkışından çıkmasının ardından sessiz eylem canlandı ve "Tshombe dışarı" sloganları atıldı. Başta yabancı uyruklu öğrenciler olmak üzere gençler sloganlarını kararlılıkla sürdürdü. FU Üniversitesi öğrencisi Rudi Dutschke'nin o günü günlüğüne şöyle not etmişti: "Üçüncü Dünya'dan arkadaşlarımız öncülük etti, Almanlar peşinden gitti."
Mehringdamm semtine doğru ilerleyen eylemciler, polis bariyerlerini aşarak kısmen kol kola Dudenstraße üzeri Schöneberg semtine doğru ilerledi. Eylemciler daha sonra Schöneberg belediyesi önünde o civarda tekrar toplandı.
Ziyaret kesildi
Batı Berlinli Willy Brandt, o zamanın Schöneberg belediye başkanıydı. O dönem aynı zamanda SPD başkanlığı yapan Brandt, o gün 51'inci doğumgününü kutluyordu. Brandt, Batı Berlin'in uluslararası arenaya daha güçlü taşımak için misafirini karşılamak istedi. Tshombe kente varmadan buna karşı duran eylemciler Batı Berlin meclisi önünde protesto eylemi düzenledi. Brandt ve Tshombe'nin mecliste bir araya geldiği oturum başlar başlamaz seyirci tribününden biri ayağa kalkıp Brandt'a hitaben "Sayın belediye başkanı, seri katili Tshombe'yi hoş göstermeyin“ diye bağırdı.
Rudi Dutschke, durumu şöyle özetledi: "Brandt, sokakta bir direnişin olması ve belediye binası önünde duran solcu öğrencilerin karşısında şaşıp kaldı. Belediye başkanı, bir Alman ve iki Afrikalı öğrenciden oluşan Alman Öğrenci Birliği'nden (SDS) oluşan bir delegasyonu karşılamak zorunda kaldı; kendilerine eylemlerinden dolayı saygı duyduğunu belirtse de bu onu Tshombe'yi onurlandırmadan alıkoymadı. Brandt'ın yaptığı açıklamaya göre, Berlin'e gelen tanınan isimleri keyfine göre ağırlama ve ağırlamama lüksünün olmadığını belirtti."
Tagespresse'nin yaptığı habere göre, planlanan 70 dakikalık bu görüşme gecikti ve sadece 15 dakika sürdü. Tshombe, bu durumda kovulduğunu hissetmiş olabilir. Belediye binasının arka kapısından çıkar çıkmaz eylemcilerle karşılaştı. Dutschke'ye göre sözlü saldırılar ve Tshombe'nin suratına isabet eden domatesler atılmıştı. Aynı gün Almanya ziyaretini sonlandırma zorunda kalan Tshombe, planladığı gibi Frankfurt üzerinden gitmek yerine Brüksel'den ABD askeri uçağı ile döndü.
Radikal resimler
Kongolu diktatöre karşı yapılan eylemler ertesi günün manşetlerinde yer aldı. Aktivistlerin Kongolu başbakana karşı eylem, radikalleşme sürecini başlatan olay oldu. Bu süreç spontane ve militan direnişleriyle geliştirildi.
O zaman da olduğu gibi bugün devlet ziyaretleri aynı zamanda PR (Halkla İlişkiler) önlemidir. Devlet ziyaretleri esnasında çekilen fotoğraflar tüm dünyada dolaşıyor. Böylece otokratlar özellikle kendilerini ülkelerinde 'güçlü devletlerin saygın misafiri' olarak lanse edebiliyor. Bunu Tshombe'yi karşılayan Brandt da biliyordu, Erdoğan'ı karşılayan Steinmeier de. İkisi de politik bir karar verdi ve despotların saygın ağırlanması ve ülkelerinin hukuk devletiymiş gibi lanse edebilmelerinde sorumluluk taşıyor. Bu adamlara kendi ülkelerinde insan haklarına uygun ve demokratik şartlar koşulmadan; politikaları kınanmadan finans ve ekonomi yardımın sözü verilmesi, onların egemenlik süreci daha da uzatılıyor.
Devlet ziyaretleri, iki tarafa yapılan eleştirileri güçlü ve cesur bir direnişi sokağa taşımak için iyi bir fırsattır.* Devlet misafirinin olumlu izlenim bırakmaması için hükümetin basına verdiği diplomatik laf kalabalığı ile olmaz; kararlı ve yaratıcı protestolar da bertaraf edilebilir.
* Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, 28 Eylül'de mevkidaşı Erdoğan'la karşılaştığında, iki işkenceci arkadaş tokalaşmış olacak.
1999-2005 arası SPD ve Yeşiller Partisi Koalisyon Hükümeti'nin Federal Başbakanlık özel kalem şefliği (müdürlüğü) olarak görev yaptı. Eylül 2002'de Bremen'de doğan Türkiyeli Murat Kurnaz'ın serbest bırakılmasını reddetti. Kurnaz, 2001'de ABD istihbarat çalışanları tarafından Pakistan'dan Guantanamo'ya götürüldü. Steinmeier, verdiği kararın arkasında durdu. Böylece Kurnaz, Ocak 2002-Ağustos 2006 tarihleri arasında yargılanmadan Guantanamo Esir Kampında tutuklu kalmasını sağladı ve Kurnaz, 5 yıl tutukluluk sürecinde işkence de gördü.
Çeviri: Dilan Biçer