İç politikada kimseye söyleyecek sözü kalmayanlar, güya ülke dışında elde ettikleri yalancı zaferlerle iktidarlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Erdoğan rejimi Türkiye toplumunun hafızasının bir yerinde hala var olmaya devam eden fetih zaafını içerde iktidara dönüştürmeye çalışıyor.

“Toplumun önemli bir çoğunluğu asgari ücretle açlık sınırında yaşıyor,” “işsizlik almış başını gitmiş; kimin umurunda?” AKP medyası sürekli Erdoğan'ın; Suriye'de, Libya'da ve Doğu Akdeniz'de artık insana bıkkınlık veren efelenmelerinden bahsediyor. Havuz medyasına göre Erdoğan neredeyse bütün dünyayı dize getirmiş, zaferden zafere koşuyor.

Halbuki gerçek durum bunun tam tersi; AKP'nin sahte fetih siyaseti neredeyse bütün Arap coğrafyasını sadece Erdoğan’ı da değil, Türk düşmanı haline getirdi. Arap sokağında etkili olmak için “one minute tiyatrosunu” sahneye koyanlar, Suriye ve Libya'da gizleyemedikleri çıkarcı, iki yüzlü politika nedeniyle Arap coğrafyasında nefret objesi haline geldiler.

Ellerinin değdiği her yerde maraza çıkaran, bozan bir rejimden bahsediyoruz. Libya'nın neredeyse yüzde 90’nını kontrol eden General Halife Hafter Rusya'da yapılan barış görüşmelerini sadece Türkiye de sürece dahil olduğu için yarıda bırakıp ülkesine döndü.

“Nasıl dönmesin ki?” General Hafter biliyor ki; eğer Erdoğan Rejimi sürece dahil olursa, Libya'da çözüm asla mümkün olmaz! Suriye'de barınma olanağı kalmayan bütün eli kanlı cihatçılar bir süre sonra Libya'ya üşüşürler.

Hafter bunu bildiği için daha başından Erdoğan Rejiminin Libya'da devam eden barış görüşmelerine dahil olmasını kesinlikle reddederek ülkesine döndü.

Bir ülkenin dış politikasının amacı ülke içinde; refahı, zenginliği ve ülkenin güvenliğini sağlamaktır. Ama eğer uyguladığınız dış politika bunun tersine neden oluyorsa burada ciddi bir yanlış var demektir.

Bir ülke uyguladığı dış politika o ülkenin insanlarına zenginlik ve ülke içinde huzur olarak geri dönmüyorsa, bilin ki dış politikada elde edilen dönemsel başarılar asla kalıcı olmaz ve elde edilen o güç bir süre sonra o ülkenin başına bela olur.

Sovyetler Birliği de bir dönem dünyanın en önemli iki süper gücünden biriydi ve dünyanın her yerinde operasyonlar düzenliyor, elindeki muazzam silahlarla herkese korku salıyordu. Fakat buna rağmen dağılmaktan kurtulamadı; çünkü uyguladığı dış politika içeriye refah ve huzur olarak dönmemişti.

Aynı şey Erdoğan rejiminin uyguladığı dış politika için de geçerlidir. Erdoğan rejiminin uyguladığı dış politika içerde toplumu; Alevi/Sünni, Müslüman/Gayri Müslüman, Türk/Kürt, Laik/Anti-Laik olarak parçalamaktadır.

Rejim zaten sınırlı olan kaynakları; yandaşa peşkeş çekmek ve dışarıda sürdürdüğü savaş siyasetinin finansmanı olarak kullanan Erdoğan rejimi; içerde toplumun her geçen gün biraz daha yoksullaşmasına neden olmaktadır.

Irak'ın, Suriye'nin, Libya'nın topraklarını işgal için her defasında yeniden meclisten tezkere çıkaranlar, uyguladıkları bu saldırgan dış politika nedeniyle; hem ülkenin iç barışını, hem de sınırlarını tartışmalı hale getirdiklerini bilmelidirler.

Ünlü İngiliz Şair George Herbert'in dediği gibi “Kendileri camdan evde oturanlar, başkalarına taş atmamalılardır.” İçerde Kürt sorununu çözümsüz orta yerde bırakan, toplumun neredeyse yüzde yirmisine denk düşen Alevi toplumunu görmemezlikten gelen Erdoğan Rejimi uyguladığı bu dış politika nedeniyle ülkenin iç barışını her geçen gün biraz daha imkansız hale getirmektedir.

Türkiye'de yaşayan ortalama bir Kürt bireyi Erdoğan rejiminin Rojava'da uyguladığı işgal siyasetini büyük bir tepki ile karşılamaktadır. Yine Alevi toplumunun önemli bir çoğunluğu Erdoğan Rejiminin İhvancı/El Kaideci siyasetinden endişeye kapılmakta kendisini bu ülkede güvenlikte hissetmemektir.

Türkiye'de rejim kendi camdan evine bakmadan, herkesin evine taş atıyor, muhtemelen bu işin sonu iyi bitmeyecek. Bizim hedefimiz muhtemel bir çöküşten güçlenerek çıkmak olmalıdır, biz bunu öngörmeli ve buna odaklanmalıyız...