
Hala kazanın gerçek nedeni açıklanmış değil ve bilinmiyor. AFAD Kriz Masası'ndaki yetkililerden, trafo patlamasından dolayı bu kazanın gerçekleşmiş olduğunu gösteren herhangi bir veri olmadığını öğrendik. Onlar kazanın trafo patlamasından gerçekleştiğini söylemediklerini dile getirdi. Otopsiye katılan hekimler, ölümlerin karbonmonoksit zehirlenmesinden olduğunu söylediler. Patlama dolasıyla olan ölümlerin çoğu herhangi bir beden yaralanması, bir doku zedelenmesi olmaksızın, doğrudan doğruya bir karbonmonoksit zehirlenmesinden gerçekleşmiş.
Kitlesel ölüm, katliamla karşı karşıyayız. Biz bu olanlara katliam diyoruz. Çünkü burada elden gelen herşey yapıldıktan sonra önlenememiş bir kaza değil, elden gelenlerin yapılmadığı için gerçekleşmiş olduğundan toplu bir katliam var. Gerçekleşmeyen neler? Birincisi; bütün ocakların özelleştirilmesi sonucundan, ton başına işçi maliyetlerinden beşte dört azalma olduğunu şirketin sahibi büyük bir gururla söylüyor. Daha önce 120-130 Dolar civarında olan maliyetlerini 20-25 Dolar'a çektiklerini böylelikle dünya piyasası altına indirdiklerini söylüyor. Üretim maliyetinin düşüşün en önemli payı; işçi ücretlerinin ve işyeri güvenliği, işçi sağlığına yapılan yatırımların en aza indirilmesidir. Zaten patron da bunu saklamıyor. Ocak güvenliğinin neredeyse sıfır olduğunu söyleyebiliriz.
Sorumluluk hükümette
Geçtiğimiz yıl Türkiye'de en çok maden kazasının olduğu yerin Soma olduğunu gözönünde tutarak, hem biz hem de CHP milletvekilleri soru ve araştırma önergesi verdi. Fakat bunların hepsi AKP tarafından reddedildi. Oysa bu konuda Soma'dan başlayarak yapılacak herhangi bir araştırma, burada güvenlik açıklarını ortaya çıkarırdı. Çok açık göstergeler var. TUİK'in yaptığı araştırmalardan ortaya çıkan gerçek şudur ki; güvenceli çalışılan ve sendikalı olan maden işyerilerinde her yüzbin ton kömür başına ölüm sayısı binde üçtür. Böyle olmayan ocaklarda her yüzbin ton başına ölüm sayısı binde sekizdir. Dolasıyla bu tür ocaklarda ölüm tehlikesi ciddi olarak artıyor. Şimdi ocakta bir sendika var ama şirketin örgütü gibi çalışıyor. Katliam sonrası işverenin aklanması yönünde hareket eden bir tutum takındılar ve dün Soma'da baş gösteren tepkinin hedefi oldular. Somalı gençler, AKP bürosundan sonra sendika araçlarına saldırdılar. Gençlerin olaydan kimin sorumluğu olduğu hakkında net bir fikir sahibi olduğunu gördük.
Sayı 500'i aşabilir
Ocakta kurtarma çalışmaları, bütün üretimin maddi altyapısı çöktüğü için çok güçlükle yürüyor. Halen 300 işçinin akibetinden haber yok. Ancak AFAD yetkililerinden aldığım bilgiye göre -açıkca söylemeseler de- artık sağ kurtulma ihtimalleri bu ocak koşullarında çok mümkün değil. Ancak yine de işçilerin bir hava deliği bulmuş olma ihtimalini gözardı etmiyorlar. Eğer çalışmalar sonuç vermezse 500'e yakın işçi hayatını kaybetmiş olacak.
Ölümler devletin fıtratından
Hükümet bu faciadan birinci dereceden rol sahibidir. Başbakan Soma'da siyasi hayatının en büyük gaflarından birini yaparak bu olayların madenciliğin fıtratından olduğunu söyledi. Madencilik sadece maden işçilerince yapılan bir şey değil, devlet ve sermaye bunun içinde. Her işkolunda iş kazaları kaçınılmaz ama devlet ve sermaye yatırımlarını ve denetimlerini uygun biçimlerde yapmazlarsa, ölümler maden sahiplerinin ve devletin fıtratındadır. Tayyip Erdoğan'ın fıtratında katilamı mazur göstermek var.
Meclis'te komisyon kurulmalı
Hükümetin bu olayda sorumluluğunu halen kabul etmemesi kabul edilemez. Eşbaşkanım Sebahat Tuncel'in de Soma'da söylediği gibi en azından Enerji Bakanı'nın ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı'nın derdal istifa etmeleri gerekiyor. Yine mecliste bir araştırma komisyonu kurulmalı. Salı günü grup toplantısında bunu tekrar gündeme getireceğiz.
İşçiye karşı hususi ittifak
Türkiye zaman geçirmeden derhal ILO'nun maden çıkarımının ve tehlikeli işler ile ilgili olarak ortaya koyduğu sözleşmeyi imzalamalı. Türk devleti imzalamadı, çünkü Türkiye'de madencilik sektörü özellikle hükümetin gözettiği işadamlarının en çok sermaye akıttıkları alan, köle fiyatına işçi çalıştırılıyor, sıfır maliyetle neredeyse hergün milyonlarca Dolar onların kasasına akıyor. İşçiler aslında madenlerde kömüre kürek sallamıyorlar, kürekle patronların kasalarına hayatları pahasına servet aktarıyorlar. Bu gidişata son vermek gerekir. Çünkü aşırı kar var madencilik sektöründe ve neredeyse sıfır işçi sağlığı, iş güvenliği yatırımı var. Bu katliamın gerisindeki asıl neden budur. Devletle sermayenin işçiye karşı kurdukları hususi ittifaktır.
Dayanışma örneği
Bu olay vesilesiyle birçok acının yanısıra gözümüzü yaşartan dayanışma örnekleri de ortaya çıkıyor. Kürdistan'da genel hizmet işçileri ve diğer iş kolunda çalışan emekçiler iş bırakarak sokaklara çıkarak 'Her yer Soma, her yer direniş' haykırışlarıyla Türkiye'nin batısındaki arkadaşlarına destek verdi. Türkiye'nin iki yakasının ancak emekçiler tarafından, devrimciler tarafından bir araya getirileceğine dair çok net bir biçimde gösterdi. Bu nedenle bunu çok önemsediğimizi söylemek istiyorum.
Soma'da kriz masası
İkinci nokta ise ÇHD, TMMO, KESK ve diğer emek örgütleri, bu araştırmanın, soruşturmanın Ankara'ya devredildiği taktirde hiçbir sonuç vermeyeceği bilinciyle Soma'da bir kriz masası oluşturdu. HDP'nin yerel birimlerinin de içinde olduğu bu masa, hem bu toplu işçi cinayetinin aydınlatılması, sorumluların cezalandırılması, hem yerel makamlara yol göstermek hem de halkı aydınlatmak için çaba gösterecek. Elbette emekçilerin aileleriyle dayanışma içerisinde olacaklar, geride kalanların travmadan kurtarılması ve korunması çabalarına da katkıda bulunacak.
Biz de Halkların Demokratik Partisi olarak hem parlamentoda hem de parlamento dışında hem mücadele alanlarında işçilerin birliği, dayanışması ve halklarımızın baskıdan ve ayrımcılıktan kurtulması için mücadeleye devam edeceğiz.
Hükümet yandaşların yalanı
Son olarak; hükümet yanlısı gazetelerde Eşbaşkanımız Sebahat Tuncel'in yaralı işçileri ziyaret etmek için hastaneye gittiğinde tepkiyle karşılaştığı söyleniyor. Bu tamamen büyük bir yalan. Tam tersine Eşbaşkanımız takdirle karşılandı. Hatta orada MHP'li gençler varmış, 'terörist bildiğimiz insanlar buraya koştular, geldiler ama bizimkiler halen yok' demişler. Eşbaşkanımızın yaralılar ve yaralıların yakınlarıyla görüşmesi büyük bir sempatiyle karşılandı. Herhangi bir koruma olmaksızın orada bulunması takdir gördü.
ERTUÐRUL KÜRKÇÜ