Avrupa'nın birçok ülkesinde egemen olan serbest pazar ekonomisi içinde çoğu zaman tüketilecek malın son kullanma tarihi diye de adlandırılan bir raf ömrü var. Bu süre dolduğunda evet o mal nesnel olarak varlığını sürdürür ancak ekonomik karşılığı kalmaz. Kimi zaman raf ömrü dolmuşsa o mal son kullanma tarihi de beklenmeden ya çöpe atılır ya da direk imha edilir.
Avrupa Birliği bu ekonomik düzenin yanı sıra ortak siyasetine de belli ölçüler koydu ve bunlara Kopenhag siyasi kriterleri dedi. Bunların büyük bir çoğunluğu insanlığın üzerinde ortaklaşabileceği siyasal kriterler. Demokrasi ve kurumlarının tam işletilmesi, hukukun üstünlüğü, azınlık haklarının tanınması, inanç özgürlüğü, basın özgürlüğü vs.
Bu değerlerin AB dışındaki dünya da bir karşılığı olduğu gibi hiç dikkate alınmadığı bir alan da var elbet. Ülkeler özellikle bu siyasal ilkeler üzerinden kendi konumlarını belirliyor, ona göre ekonomik ve siyasal kalıcı ittifaklar ya da geçici işbirlikleri yapıyor.
Yani bir devletseniz safınızı buna göre belirleyeceksiniz. Hem diktatör olayım hem de AB’yi de köşeye sıkıştırarak (geri kabul anlaşması) AB üzerinden demokrasi gibi görüneyim yapamazsınız. Ya da hem ABD ile ittifaklar yapayım hem de Reza Zarrap ile ortak iş tutayım diyemezsiniz. Hem muhataplarınıza “ben ılımlı İslam’ı bölgede egemen kılacağım” deyip hem de DAİŞ’i destekleyemezsiniz. Aksi taktirde sizin de fikrinizin de raf ömrü doluyor. Hem de siz hiç farkına varmıyorsunuz. Çünkü o tarihi başkaları belirliyor. Sayılı gün çabuk geçiyor.
Nitekim son zamanlarda batı basınında Tayyip Erdoğan'ın raf ömrünün tartışılıyor olması da işte tam bundan. Bir parçası olmaya namzet olduğunuz dünyanın ortak değerlerini hiçe saymaya başladığınız zaman raf ömrünüz tartışılırdır artık. Nitekim Robert Ellis 3 Nisan 2016 tarihli Independent’te git gide diktatörleşen Erdoğan ve iktidarının Batı ittifakından nasıl koptuğunu uzun uzun anlatıp, batıda “Erdoğan’ın raf ömrünün dolduğu düşüncesinin hakim olduğu” vurgusunu yapıyor. Belli ki bundan sonra hiç bir şey Erdoğan’ın “Washington çıkarması” hezimetinden bağımsız tartışılamayacak.
Yoksa kendi ceza yasalarınızı gerekçe ederek keyfiyetle tüm muhaliflerinize olmadık baskıyı uygulamanıza "kibarca" uyarıların dışında bir tepki gelmez. Demokrasiyi kırıntı düzeyinde tutmanız da mevzu edilecek bir durum değildir. Bırakın azınlıkları milyonlarca Kürdü yok saymanıza tepkiler de “kibar” tavsiyelerle iyileştirme taleplerinin ötesine geçmez. Ancak yaratılmaya çalışılan ortak değerleri yok saydığınızda denge bozulur.
Nasıl mı? Batı dünyasının Erdem Gül ve Can Dündar'ın tutukluluğuna gösterdiği tepki gibi. O silahlar DAİŞ değil PYD için olsaydı Can Dündar'ın dediği gibi içerde kahraman olacaklardı. Ancak bu dünyanın umurunda olmayacaktı. Yine o silahlar bir örgüt tarafından sınırın öteki tarafına götürülüyor olsaydı terörist bir faaliyet olarak değerlendirilecekti. Oysa o silahlar devlet eliyle DAİŞ'e gönderildiği için suç üstü olan Erdoğan tarafından "casus" ilan edilirken, DAİŞ'le savaşan Batı tarafından sahiplenildi bu iki gazeteci. "Paralel yapı" adı altında yapılan operasyonlarla binlerce insanı tutuklayıp hapse attığında da yine bu operasyonlarla büyük sermaye grupları el değiştirirken de kimsenin sesi çıkmadı. Çıkmıyor.
Reza Zarrap olayı öyle mi? Var olduğu günden bu yana Ankara siyasetinin en köklü kaynağının çeşitli biçimlerde rüşvetten oluştuğunu herkes bilir. Zira Reza Zarrap cari açığın kapanmasına ortak olduğunu kendisi gururla söylemekten imtina etmiyor. Kendi halkını soyduğun sürece bu kimseyi de ilgilendirmez. Ta ki Reza ile birlikte onların yani “müttefiklerinin” parasını da çalana kadar.
Kürt sorununa yaklaşım da öyle değil mi? Düne kadar Türkiye-İran-Irak-Suriye oturup belirledikleri ortak Kürt politikaları ile Kürtleri katledip, yok sayarken kimsenin tepkisi “kınamanın” ötesine geçmiyordu. Ta ki PYD DAİŞ barbarizmini geriletene kadar. Bugün dünyaya korku salan Sünni-Arap yayılmacılığının tetikçisi DAİŞ'i durduran Kürde karşı “diplomatik” hamleleriniz bu yüzden eskisi gibi sonuç vermiyor. Sizin “terörist” ilan etmek için var gücünüzle savaştığınız Kürt güçleri Batı ittifakının en güçlü müttefiki bugün. Kürtler ortak insanlık değerleri için sizin de içinde yer aldığınız gerici yerel egemenlere karşı savaş veriyor.
Bugün AKP ile temsil edilen Ankara siyaseti bölgede tasfiye olurken yeni yaşam projesi ile Kürtler bölgenin yeniden yapılanmasında rol almaya hazırlanıyor. Bölgenin kendi dengeleri yerli yerine oturuyor. İnsanlığın ortak değerlerini bu kez de AKP ile ıskalayan Ankara Batı ile ilişkilerinde derin bir erozyon yaşıyor. Ankara bu yolla Suudi eksenine kayarken Kürtler kendi değerlerini koruyarak büyük insanlık ailesinin değerlerine sahip çıkıyor.
Hem “İslamcı” hem serbest piyasacı şizofren siyasetin yerine, halkların gönüllü eşitliğine inanan bir siyasetin inşası için mücadele ediliyor.