DAİŞ çetelerinin Musul, Rakka, Şengal ve Rojava’da gerçekleştirdiği işkence ve katliamların görüntüleri artık Silopi, Cizre, Varto, Silvan ve Gever’de görülüyor. Tayyip Erdoğan ve ekibi hiçbir kaidesi olmayan bir savaş yürütüyor. Erdoğan’ın talimatlarını uygulayan polis ve askerler çocukları, kadınları ve direnen Kürt gençlerini katlediyor, cenazelerine işkence yapıyor. Kürtlerin evlerini ateşe veriyor, ateşe veremediği evlere havan, top ve tanklarla saldırıyor.
Ortaya çıkan görüntüler ise insanın kanını donduruyor. Şemzinan, Gever, Silopi, Silvan, Varto’da olup biteni gördüğünüzde ise DAİŞ’in yaptığı zulümdür diyorsunuz. Peki bu nasıl oluyor? Kim yapıyor bunu? Neden yapıyor?
Bu soruların yanıtı oldukça kısa ve net. Tayyip Erdoğan ve ekibi ile AKP... Peki neden mi yapıyorlar? Çünkü Tayyip Erdoğan kendisine herkesin boyun eğdiğini ama Kürtlerin boyun eğmediğini düşünüyor. Erdoğan, bunun için de Türk devleti içindeki bütün Kürt düşmanı, faşist ırkçı yapılanmalar ile ittifakını geliştirdi. Kürtlere ve insana dair her şeye kin kusan bir ekip ile şu anda Kürdistan’da savaş yürütüyor. Sözümona Erdoğan Cumhurbaşkanı, Türkiye Cumhuriyeti ise bir hukuk devleti! Ama gelin görün kü Türk devletinin kendi yurttaşına yaptığını DAİŞ çeteleri düşman bellediklerine yapıyor.
Yani Tayyip Erdoğan mevcut durumda insanlık düşmanı, tecavüzcü, katliamcı çetenin elebaşı Ebu Bekir Bağdadi’den daha tehlikelidir. Bağdadi, yaptığı ve yaptırdığı vahşeti Halifelik kisvesi altında meşrulaştırıyor. Tayyip Erdoğan da başkanlık hevesi ve Saray saltanatı için bunu yapıyor. Ama Erdoğan’ın yapıp ettikleri gerçekten de DAIŞ çetelerinin yaptıklarını geride bırakıyor.
Artık hiç kimse Erdoğan’ı bir siyasal lider ve cumhurbaşkanı diye Kürtlere yutturamaz. Eğer Erdoğan bu katliamcı zihniyetini terk etmezse Türkiye’yi büyük bir cehennem ateşi içine çekecektir. Çünkü Kürdistan’daki zulüm ne 1938 Dersim’inde, 1960’lardaki Komando Hareketlerinde, ne 1980 askeri faşist darbe dönemlerinde, ne de 1990’lardaki kirli savaş uygulamalarındaki gibidir.
Tayyip Erdoğan ve AKP’nin politikaları ile şu anda Gever, Silopi, Silvan, Varto, Şemzînan, Cizre, Colemêrg, Lice, Dersim’de uygulanan zulüm ve vahşet tarihin en büyük vahşetidir. Bakın İHD’nin 29 Ağustos günü açıkladığı 37 günlük bilançoda 47 sivil katledilmişti. Bunlara dün Silopi’deki 3 kişi de eklenince 50 kişi oluyor. Çatışmalarda hayatını kaybeden asker, polis ve korucu sayısı İHD’ye göre 93... Bunlara dün 3 polis ve bir asker daha eklendi. Çatışmalarda hayatını kaybeden gerilla sayısı ise 38...
Yani ölüm ve zulüm eğrisi giderek yukarılara tırmanıyor. Bunu da seçim anketi gibi okuyan Erdoğan ve şebekesi, daha fazla ölüm ile daha fazla oy alıp iktidarda kalacağını sanıyor. İşte tam da bu noktada yaşanan çatışmaların durdurulmasını isteyenler, çatışma dursun diyenler, savaş olmasın diyenlerin iyi görmesi gereken bir durumla karşı karşıyayız.
Mevcut savaş ve çatışmalar önceki dönemdeki zeminde, karekterde ve özellikte değildir. Devletin Kürtlere karşı yürüttüğü savaşın karakteri farklılaşmıştır. İnkan ve imha politikasındaki başkalaştırma değil, toptan imha etme, irade kırma ve teslim alma üzerine kuruludur. Erdoğan bunu doğru ve de geçerli bir politika olarak düşünüyor. Dolayısıyla tek taraflı ateşkesin taktik bir hamle olması dışında bir manası yok gibi. Aslolan devletin ve Tayyip Erdoğan’ın bu imha siyasetinden vazgeçmesidir.
Çünkü savaşı bu karakterde sürdürmeye yemin eden Erdoğan, karşısında direnişin çok farklı biçimlerini görmek durumunda kalacaktır. Bu insanın, eşyanın, toplumsal olayın ve mevcut durumun doğası gereği böyledir. Yani savaşı ve zulmü kendi iktidarı için kayıtsız ve kaygısız sürdüren Erdoğan, karşısında çok değişik bir direniş görecektir.
Eğer bu savaş durmaz, Erdoğan’ın saldırganlığı dizginlenmezse Türkiye devleti de toplumu da paramparça olacaktır.