Şöyle, keyifli bir şekilde koltuğunuza oturun ya da yatağınıza uzanın, o yaşınıza kadar zorla olmasını düşündüğünüz, hatta olması için zorladığınız olaylar gözden geçirin. Bunlar okul çağlarında yaşadıklarınızdır, sevdiğiniz ama karşılığını bulamadığınız sevgililerinizdir, anne-babalarınıza yaptırmak istediklerinizdir, işyerinde karşılaştıklarınızdır, anlayacağınız saymakla bitmez. Bizi esasında kimileyin yaşama küstüren ve depresyona küstüren, kimileyin de aksileştiren olaylardır bunlar.

Bunlar esasında siyasi yaşamda da vardır ama siyasi yaşamda biraz farklıdır. Siyasi yaşamda olmasını istediğinizden çok, oldurtmasını istedikleriniz ön plana çıkar, çünkü artık her şey tamamıyla karşılıklı çıkar ilişkileri vardır, burjuva demokrasisinde bilhassa bu böyledir.

Seyretmemişsinizdir ama en azından Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili “Reis” adında bir film yapıldığını duymuşsunuzdur. Daha önce de yazdım, Erdoğan MHP milliyetçilerinin oylarına göz diktiğinden beri kendisine “Reis”  dedirtmeye başladı. Hiçbir ülkücü ya da MHP’li de çıkıp “Ne oluyorsun kardeşim, “Reis” bizim kendi aramızda kullandığımız bir tabirdir, sen ne yaptın da birden çıktın öyle…” demediler.

Tarih filmlerini severim ama bu filmin tarihi gözümün önünde yazıldığından izlemeye niyetim yok. Esasında böyle söylediğime de bakmayın, bulunduğum şehre gelirse giderim ama geleceğini sanmıyorum. Neden giderim, çünkü aşağıda yazacağım zorlamaları bulmam ve onları kaleme almam gerekiyor.

Recep Tayyip Erdoğan 1954 doğumlu ve İmam Hatipli. Gerçi bizim zamanımızda İmam Hatipliler İlahiyat Fakültesi dışındakilere girmek için aradaki ders farklarını vermek zorundaydı ve bunun için de başka liseye gitmesi gerekiyordu. O yüzden Erdoğan esasında Eyüp Lisesi mezunudur. O diplomasını da görmedik ama en azından tarih böyle yazılıyor.

Filmde şöyle bir bölüm varmış. Erdoğan dini bütün bir ailede büyüdüğü için Kur’an’ı öğreniyor. O dönem İmam Hatip’in orta okulu var mıydı anımsamıyorum –Şart da değil zaten- ama böyle bir çevrede, Kur’an kurslarıyla büyüdüğünden 10 yaşında ezan okuyabiliyor. Filmde Erdoğan’ın ezanı Arapça okuduğu için dayak yediği anlatılıyor.

İşte sorun da burada başlıyor. Erdoğan 1954 doğumlu olduğuna göre 10 yaşına geldiğinde sene 1964. Peki Türkçe ezandan vazgeçilip, tekrar Arapça okunmasının kararının verildiği yıl kaç? 1950. Yani benim ve Erdoğan’ın doğumundan önce. Dolayısıyla ben ve Erdoğan ezanı hiç Türkçe dinlemedik. O yüzden benim yaş grubumdan bazılarının çıkıp da televizyon ekranlarında “Biz o günleri yaşadık, ne felaketti…” dediğine bakmayın, süzme yalan söylüyorlar.

Bu senaryo yazılırken Erdoğan mutlaka ama mutlaka okumuştur. Doğal olarak da yukarıda yazdığım dayak olayı senaryoda vardır. Peki Erdoğan buna niye itiraz etmemiştir o zaman!.. İşte girişte bahsettiğim nedenden itiraz etmez. Halkı kendi lehine çekmek için olmak istediği bu ve olmasını istediği bişeye, kendini de inandırıp, bunu halka en etkili biçimde vermeye çalışıyor.

Şunu diyebilir Erdoğan, “Benim mahallem böyleydi ve ben dayak yedim…” İşte o zaman ben de derim ki, “Tam tersine Erdoğan, benim büyüdüğüm Kadıköy’de böyle bişey belki olabilirdi, çünkü orası İstanbul’un en demokrat bölgesiydi ama senin çevrende böyle bişey olamazdı, hatta geçmişte tersi olabilirdi…”

İşte Erdoğan ve çevresinin 15 yıldır, olmasını istedikleri şeyleri kabul ettirme çabaları bence kabak tadı verdi artık.


Halkı biyere kadar ve bisüre kandırabilirsin, buna alışınca filmine bile gitmez.