Belki tersine bir soru oldu. Ama Erdoğan Kürdiatan’dan giderek siliniyor.
Hiçbir Türkiyeli lider Kürdistan’da bu kadar “basiretsiz” davranıp, saltanatını terketmedi.
Erdoğan bunu yaptı.
Erdoğan M. Ali Birant’ı “Kürt” yaptı.
Erdoğan yeniden Amed’e gidip tarihi bir açıklama yapmak istese, ne söyler acaba?
“Kürt” kökenli olduğunu söylese, bu tarihi bir sürpriz olur mu?
Olmaz.
Türkiyeli olmanın modası geçti.
Türk devletine egemen olanlar, “tarihi borçlarını” ödüyorlar.
Türk devleti giderek “Türk” olma kimliğini bataklığa sürüyor.
“Türk” olduğunu söylemenin, töhmet altında kalmak anlamına geldiği keskin bir virajdan geçiliyor.
“Öcalan’ın ikinci lider” olduğunu söyleyenler arasında Fatih Altaylı’nın da olması, ikinci keskin virajlardan biri.
“Kürtler’i yeniden bir film makarasına sarıyorlar” görüşü, uzun yıllar dağlarda kalan bir “Berlin Kürdü”nden.
Kürtler’i kandırmanın kolay olmadığını söyleyen başka bir görüş, kabul görmüyor.
“Berlin’li Kürt” devam ediyor: “Rom’da hile çok, köşe yazarları da sihirli bir çubuğun aktörleri”.
“Sihirli çubuk”u merak ediyorum.
Cevabı: “Kürtler’i ve Kürdistan’ı kaybetmemek için Türkiye’deki sömürgeci sermaye intiharın sınırına bile razı“.
“Öcalan’ı Erdoğan’dan daha yukarılara tırmadıran Türkiyeli yazar, Kürdistan’a kapılarını kapatan adamdır”.
Başka bir görüş: “ABD’nin Ortadoğu’da üç müttefiği var. Türkiye, Güney Kürdistan, İsrail”. Bu üç müttefiğin kavgalı olması, herbirinin kendi alanında yükselmesine yol açar ve sonuçta ortaya çıkan tabloda “üç güçlü ABD mütefiği” vardır.
Üç müttefiğin kan kaybetmesi, her birinin güçlenmeyeceği anlamına gelmez.
Sonuçta üç mütefik pay alır ve sonuçta ABD kazanır.
Biraz uç ve “enteresan” olmasına rağmen “hızlı yazılmış bir senaryo” gibi.
Ara veriyorum. Erdoğan’a geri dönüyorum:
Erdoğan elinden gelen herşeyi yaparak, Kürdistan’ı Öcalan’a terkediyor.
Bu da yeni bir “strateji” mi?
Belki de öyle.
Çünkü silaha dayalı bir sistemin Kürdistan’da orduya dayalı “kalması” mümkün değil.
Sanki Erdoğan, bilinçsiz bir biçimde, “mutlak çözüm” olarak gördüğüm, “mutlak ayrılma”ya varmak için elinden geleni yapıyor.
Kürdistan bir “yara”.
Kürdistansız bir “Türkiye” bir “Erdoğan cenneti” mi?
Çünkü Erdoğan Kürt ve Kürdistan’ı kabul etmek için, kayda değer adım atmadı.
Kürtler’in adı anayasada anılmayacak.
Kürdistan ülkesi tanınmayacak.
Kürt dili eğitim diline aday dil olarak “seruma” bağlanacak ve bu dilin kamu nezdinde konuşulması “yirmi” yılı alacak.
Tüm zorlamalar ve “demir perde” ören Türkiye’deki devletin icra organının başındaki Erdoğan, Kürtler’le başa çıkmayacağının farkında kalan “akıllı” bir Türkiyeli lider olarak, Güney Kürdistan’da olduğu gibi, “uzaktan kumandalı” bir Kürdistan’ı, sürekli kanayan bir Kürdistan’a tercih etmez mi?
Onun benimsediği, Barzani yönetimindeki, başka “derin bir Kürt devleti”.
Nereden bakarsanız bakın, Erdoğan’ın Kürt pazarındaki notu sıfıra vurmak üzere.
Öcalan’ın Kürdistan’da yükselmesi, Erdoğan’ın Türkiye’de yükselmesine denk düşüyor.
Ve Erdoğan Kürdistan’ı böylece giderek terkediyor.
Son olarak kadınlar konuştu ve dediler ki: “Bu ülkeyi kadınlar kurtaracak”.
İnanıyorum ki Kürdistan için söylemişlerdir.