AKP İslamı maskeyi politikada etkin kullanıp iktidara oturmaya çalıştı ve bunu başardı. Ancak sonuçta her türlü rüşvet, çevresini zengin etme, havuz medyalar oluşturma, hırsızlık ve yolsuzlukta Türkiye'ye zirve yaptırdılar. İslami geçinen "aydınlar ve entelektüeller" tam bir sefalet örneği sergilediler. Bu kadar iktidar düşkünü bir yönetim ve politika anlayışını eleştirme ve karşı durmayı ne düşündüler ne de cesaret ettiler.

Genel durum böyleyken, Kürtleri hem İslamla hem de Kürt sorununda farklı bir politika geliştirecekleri beklentisiyle iktidarlarına payenda yapmaya çalıştılar. Birçok Kürt dindar ve iyi niyetli çevreler AKP'den yana beklentiye girdiler. Bunlar Kemalizme karşılar, dışlanmışlar, bu açıdan farklı davranacaklar, milliyetçilik yapmazlar, Kürt karşıtı olmazlar, diye düşündüler. 

AKP 13 yıl Türkiye'yi tek başına yönetti. İlk yıllarda devlete tam hakim olamıyorum, diye toplumu oyalamaya ve destek istemeye devam etti. Ancak artık vesayete son verdiklerini, artık tüm devlete hakim olduklarini söyledikleri, usatalık zamanlarında da Kürt sorununun çözümünde ciddi bir adım atmadılar. Anayasayı bu konularla ilgili değiştirmediler. Bunlar da bir yana Seyit Rıza ve Seyh Said gibi tanınan, bilinen ve haksızlığa uğramış, idam edilmiş ve mezarları bile olmayan Kürt liderlerin mezarları da açığa çıkarılıp ailelerine verilmedi. Bunun için anayasayı değiştirmek de gerekmiyordu. 

Ölüleri bile ailelerine vermeyen bir Erdoğan ve AKP nasıl Kürt sorununu çözeceklerdi? Kürt halkı ve demokratik çevreler AKP'nin niyet ve eğilimlerini anlamakta gecikmediler. AKP, İmralı görüşmelerini çözüm projesi dışında basit politik ve seçim endeksli bir taktik olarak kullandı. Bu artık her yönüyle anlaşılmış ve deşfire olmuş bir olgudur. Erdoğan 7 Haziran'da seçimlerde istediği sonucu alamayınca seçimleri geçersiz saydı ve tam bir darbe yoluyla Türkiye'yi yeniden seçime götürmeye çalışmıştır. Bu normal şartlarda yapılacak bir seçim olamazdı. Bu durumda AKP daha da güç kaybedecekti. Bunu engellemek için 24 Temmuz'da Kürtlere saldırdı ve savaş başlattı. savaş ve kaos ortamında HDP'yi bastırarak yeniden iktidar olmayı tertiplemiş durumdalar.

İç ve dışa kamuoyunda taraflara masa dönün çağrıları yapıldı. Ateskes için girişimler oldu. Ancak Erdoğan bunları dikkate alacağına savaşı daha yaymak ve derinleştirmekle uğraşıyor. En son gerillalar için yapılan mezarlıklara saldırı ve onları ortadan kaldırma kararı aldılar. Normalde savaşlarda da taraflar birbirlerinin ölülerine saygılı yaklaşırlar. Manevi ve insani tüm bağları yıkmazlar. Ancak Erdoğan muhtarlarla yaptığı toplantıda açıktan ve büyük bir pervasızlıkla "biz onların şehitliklerini yerle yeknesan edeceğiz" diyor. Yani yerle bir edecekler. Basit bir psikolojik savaş elemanı gibi yalanlar dizerek, güya oralarda yapılan misafirhanelerde, cami ve cemevlerinde cephane saklanıyormuş.

O kadar dağ, arazi varken halkın gelip ziyaret ettiği, ibadet ettiği yerlerde cephane saklanacakmış! Ama kendisinden daha basit ve aşağı bir basın bunu bile eleştirmeye cesaret edemedi. Ülkeyi istediği gibi yönetecek, yönlendirecek bir çiftlik gibi görüyor. Bununla da yetinmiyor, Kürt halkının tüm kutsallarını hedefliyor.

Erdoğan ve hükümet olmaktan düşmüş AKP niye Kürtlerin mezarlarını ortadan kaldırıyor? Kürtlerin ölülerinden, mezarlarından bu kadar korkan veya tahammülü olmayan bir zihniyet nasıl Kürt halkının varlığını kabul edecek ve haklarını teslim edecek? İslami inanca ve kültüre bağlı, buna değer veren Kürtlerin de daha derinden bir sorgulamaya gitmesi gerek. Eğer Erdoğan ve AKP, Kürtlerle barışmak için kararlı olsaydı, Şeyh Said onların cenazelerini verir veya akibetlerini halka açıklarlardı. Ama bunu bile yapmadılar. Bunun yerine hangi zihniyeti öne çıkardılar? "Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır" dediler. Kendileri Kürdistan'ı zorla ele geçirmişler, "vatan" edinmişler. Peki Kürtler kim? Nereden gelmişler, bu topraklar onların da vatanı değil mi? O toprakların Kürtlerin olmaması, kayıtsız şartsız Türklüğe ait olmasi, Kürtlere ait bir izin dahi bulunmaması için bugün mezarlıklar bombalanıyor, imha ediliyor. Bu tarihi bir inkarın devamıdır. Kemalistler nasıl inkarcılık yapmış, ırkçılık ve milliyetçilikle toplumu zehirlemişlerse, Erdoğan ve AKP de aynısını yapmaktadır.

AKP ve Erdoğan'ın emrindeki güçler Kürdistan'da istedikleri yerde sokağa çıkma yasağı koyuyorlar, kırsalda yasak bölgeler ilan ediyorlar. Mahalleleri basıp kadınları, çocukları, Kürt gençlerini öldürme hakkını kendilerinde görüyorlar. Bunlarla da yetinmeyip daha önce öldürdüklerinin mezarlarını da öldürüyorlar! Yani izlerini de ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Bu politika dengesini yitirmiş, toplumu kaybetmiş ve halktan intikam almaya vardırılmış bir ırkçılığın, faşizan saldırganlığın açığa vurulmasıdır. AKP ve Erdoğan'ın artık bir geleceği kalmamıştır. Kürt halkının, tüm ezilen ve demokrasi güçlerinin çürümüş ve yozlaşmış güçlere, zorba yönetime dur deme ve hesap sorma zamanıdır.