Saray’da Anadolu Yayıncılar Derneği üyelerine hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gündeminde yine Avrupa Birliği ve Almanya vardı. 

Konuya Die Welt gazetesinin tutuklu muhabiri “Deniz Yücel’le” ilgili kamuoyunca bilinen iddialarını tekrar ederek başlayan Erdoğan konuşmasına, “Dünyanın her yerinde bu yaşananlar takip ediliyor siz böyle devam ederseniz, dünyanın hiç bir yerinde hiç bir Batılı sokağa adım atamaz. Bunun için Türkiye olarak Avrupa’yı özgürlüklere saygılı olmaya davet ediyoruz!” diyerek Almanya ile devam eden polemiğin dozunu artırdı.

Halbuki Başbakan Merkel daha bir kaç gün önce yaklaşan seçimlere rağmen Alman basınında çıkan birçok tahrik edici habere rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan ile provokasyon yarışına girmek niyetinde olmadığını söylemişti.

Fakat buna rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan vites yükseltti; eskiden muhattap Almanya, Hollanda gibi ülkelerken; bir anda bütün “Batılıları!” öteki haline getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ısrarla “Batı” diye tanımladığı kesimlerle vuruşmak istiyor. 

Öyleyse bunun bir nedeni olmalı? Başta Almanya olmak üzere bütün Avrupa kurumları ile kavga etme isteği sadece seçimlerde biraz daha fazla oy almaya indirgenemez. Kaldı ki yukardaki ifadelerde çok açık bir tehdit var. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan sorumsuzca, ısrarla başta Almanya olmak üzere bütün Avrupa Birliğini mindere çekmek istiyor. Bunun yaklaşan referandumla alakası olmadığını tabi ki kimse söyleyemez!

Fakat şu anda AKP Hükümeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından sürdürülen “Evet Kampanyası“nın diğer seçim kampanyalarından bir farkı var; AKP ve Cumhurbaşkanı bu kampanya ile sadece Başkanlık Sisteminini güvenceye almak istemiyor; burada kampanyanın içine gizlenmiş daha derin bir strateji var! 

Cumhurbaşkanı Erdoğan yürüttüğü “Evet Kampanyası” boyunca özellikle Almanya, Hollanda gibi ülkelere saldırarak Avrupa Birliği ile ipleri atmak istiyor. Erdoğan’ın kendi için istediği Türkiye’de AB’ye yer yok.

Dikkat edilirse Avrupa Birliği’nin idam konusundaki net tutumu biliniyor olmasına rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan ısrarla idam konusunu gündemde tutuyor. Erdoğan bu yolla Avrupa Birliği çevrelerine mesaj veriyor, onları provoke ediyor! Cumhurbaşkanı Erdoğan için Avrupa Birliği üyeliği sürekli ulus üstü kurumlarca denetlenmek demek; içerde bağımsız yargıyı, parlamentoyu, özgür basını, muhalefeti tasfiye etmek için atmadık takla bırakmayanlar dışarıda Avrupa Birliği kurumlarının denetimlerine tahammül edemezler.

Dolayısıyla, Türkiye’nin Almanya ve Hollanda ile sürdürdüğü gerilimin nedenini sadece yaklaşan referandumda evet oylarının sayısını biraz daha artırmaya indirgersek; olayın en az referandumun kendisi kadar önemli başka bir boyutunu gözden kaçırmış oluruz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP çevreleri sürdürdükleri referandum kampanyası ile bir taşla bir kaç  kuş vurmak istiyorlar. Muhakkak herşeyden önce önümüzdeki referandumdan başarı ile çıkmak istiyorlar, ama bu onlara yetmiyor, referandum sonrasında da; ne içerde ne de dışarıda kimse artık işlerine karışmasın istiyorlar.

Geçen on beş yılda iktidar bu adamların gözünü öylesine kör etti ki; sadece kendileri de değil; çoluk çocuk, eş dost, aile herkesi; rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, petrol kaçakçılığı türünden en pespaye kriminal işlere karıştırdılar. 

Bu kadar şey herkesin gözü önünde oldu ki; bu saatten sonra bu adamların iktidardan başka şansları yok, ayrıca bu adamların bulaştığı kiri pası parlamenter sistemlerdeki iktidar modeli de temizlemez. Bu adamlara başkanlık gibi daha sert bir iktidar modeli lazım!

Her kim ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu tarz bir iktidarına sorun çıkartıyor veya sorguluyorsa, artık “O” Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın düşmanıdır. Buna Almanya ve Avrupa Birliği de dahil!