Savaşın bu haliyle askeri-politik anlamda sonuç almaktan uzak olduğunu bile bile orduyu sınırsız ve anlamsız bir savaşa sürdü, binlerce insanı kırımdan geçirerek orduyu güçten düşürüp, yuttu. Ticari-siyasi ranta dönüştürülmüş savaşta hiçbir hukuki, siyasi ölçü, ilke ve tahammül tanımadı. Şimdi de "paralel devlet” olgusunu kendisi için bir paravan haline getirerek, oligarşik devletten ve iktidardan kurtulmak, yasamadan medyaya, yargıya, üniversitelere kadar ayar çekmeye; tek-kişilik diktatoryasını kurmaya çalışıyor. Hızla savaşa koşan Erdoğan, aslında kazılmış olan ve hala görmekten uzak olduğu kendi çukuruna doğru koşuyor.
Uluslararası güçlerin, kimi işbirlikçi çevrelerin fiili desteği ile Kürt hareketini, halkını ve siyasetçilerini provoke etmek, kıskaca almak, imha etmek ve böylelikle işbirlikçi Kürt-Türk ittifakı ile hegemonyasını pekiştirme planı da yapıyor olabilir.
Her ne kadar Kürt Özgürlük Hareketinin imhasına cazip baksalar bile; ne Ortadoğu bölge güçleri –başta İran ve İsrail- ne de uluslar arası güçler böylesine bir politikayı kabul edecektir. Savaş, kesinlikle Anadoluya sıkışmış, ekonomik-siyasi anlamda küçültülmüş Türkiye ulus-devletidir.
Yıllardır özgürlük mücadelesi vermiş, demokratik modernite perspektifiyle oldukça kültürleşmiş-politikleşmiş bir halkın, kendi çözümünü yaratacağı ve daha fazla kendi omuzlarında büyüyecek bir AKP iktidarını kabul etmeyeceği bir gerçektir. Kürdistan’ın hiçbir parçasında böylesine bir gelişme karşısında basit partici-aşiretçi veya dar parçacı hesaplar içerisine girilmeyeceği, girse bile Kürt halkı nezdinde kabul görmeyeceği ortadadır. ‘Hem imha sopasını gösteririm hem de kendime mahkum kılarım’ yaklaşımı, artık iflas etmiş bir politikadır. Bunda Erdoğan’ın kendi çevresinde oluşturmuş olduğu ekibin gerçek kimliği, amacı ve oynadığı rolü araştırmak ilginç olabilir.
Zaman zaman ‘AKP ve Erdoğan aslında böyle bir uluslar arası planın ve komplonun bir parçası mıdır’ diye sorular oluşmuyor da değil. En son Fethullah Gülenin gerekirse "bir ülkeyi feda ederiz” deyiminin karşılığı; küçültülmüş bir Türkiye üzerine iktidar savaşı yürüten cemaat-AKP gerçekliği olmaktadır. Ne de olsa yıllardır beraber yürüdüler akıttıkları kanlarda, beraber yediler savaşın rantını. Hatta demokratik bir Türkiye, Erdoğan’ın sonu olacaktır. Uluslararası hegemon güçlerin Türkiye’yi dizayn etme emelleri bu biçimiyle de çıkar sağlayabilir. Uluslar arası hegemonik güçler barışını sağlamış, siyasi ve ekonomik olarak büyümüş ve kontrol edemeyecekleri, bütün bölgeye alternatif model olabilecek demokratik bir Türkiyedense, küçültülmüş ve etkisiz bir Türkiyeyi yeğleyebilir. Böylesi bir Türkiye üzerine ABD-Rusya-İsrail hatta İran uzlaşabilir.
Bu durum halklar, özellikle demokrasi güçleri açısından ciddi kaygılar yaratıyor fakat "şimdi ne olacak?” sorusuna nedense fazla kimse yaklaşmıyor. Herkes İmralı'ya bakıyor.
Yıllardır çok olasılıklarla düşünmeye ve ona göre yaşamaya alıştık. Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı, tam da "barış” denildiğinde alttan alta aslında en kapsamlı savaşın yürütüldüğünü anladık. Çok kapsamlı ve kesinlikle sadece kıra ve bazı bölgelere sıkıştırılmamış şehirleri de içine alacak benzerinden katbekat daha kapsamlı Rojavalaşmış bir savaş gelişecekmiş gibi, bunun yanında hukuksal zemine oturtulacak müzakerelerin gelişme olasılığını göz önünde bulundurma, buna zorlama ve her ikisine de hazırlıklı olmak önemli olmaktadır. Bütün demokrasi güçlerinin kendilerini barış ve çözüm sürecinin özneleri haline gelmesi hayati önemdedir. Unutmayalım; Güney Afrika barış sürecinde 11 bölgesel barış komisyonu, 260 yerel barış komisyonu ve 15.000 gözlemciden oluşan oldukça geniş bir örgütlenme ile esas müzakerenin temelleri atılmıştır. Demokratik çözüm ne devlete ve ne de AKPye bırakılmayacak kadar halkların eseri ve yaratımı olacaktır. Artık demokratik çözüme koşma zamanı…
Erdoğan nereye koşuyor?
AKP'nin diğer bütün hükümetlerden daha fazla demokratik açılım yapma fırsatı oldu, bu fırsatların rantı ile kendisini ayakta tuttu. Kürt halkına ve özgürlük hareketine karşı en iyi imha savaşını geliştirecek bir güç olduğu beklentilerini oluşturarak, özellikle uluslararası güçlerin desteğini alarak yaşattı kendisini. Bu anlamda savaştan en çok kirlenmiş, onun siyasi ticaretini en fazla yapmış bir iktidardır.