Fehim Işık

Koronavirüs salgınının tüm dünyada yayıldığı bu günlerde gözden kaçan olgulardan biri de Türk devletinin Suriye ve Rojava’daki faaliyetleri. Kürt düşmanlığından zerre geri adım atmayan AKP-MHP rejimi, Birleşmiş Milletler’in tüm uyarılarına rağmen Rojava’ya dönük saldırılarını ara vermeksizin sürdürüyor. Örneğin son bir ay boyunca Til Temir ve Zirgan ilçeleri aralıksız bombalandı. Bu bombardımanlarda iki Suriye askeri yaşamını yitirirken çok sayıda sivil de yaralandı.

Saldırılar bunlarla sınırlı değil. Rojava’da yüz binlerce sivilin içme suyunu sağlayan su hatları hizmet dışı bırakıldı. İşgal altındaki Serêkaniyê’de bulunan Elok içme suyu şebekesi Hesekê Kantonu’nun günlük içme suyu ihtiyacını karşılıyor. AKP-MHP rejimi Elok Su İstasyonu’nu sadece Mart ayı boyunca 5 kez hizmet dışı bıraktı. Hijyenin alabildiğine önemli olduğu bu kritik dönemde kesilen içme suyu nedeniyle neredeyse bir milyona yakın insan korona virüs salgını ile yüzyüze kaldı.

Türk devleti askeri saldırıların yanı sıra bölgenin içme suyunu keserek halkı koronavirüsüne karşı önlemsiz bırakma girişimlerine, koronavirüsünü bölgede yayma suçunu da ekledi.

İşgal altındaki Serêkaniyê’den bilgi veren kaynaklar bu kentteki hastane etrafında geniş güvenlik önlemlerinin alınmasından sonra yüzlerce koronavirüs hastasının kente getirildiğini öğrendiklerini söylüyor. Türkiye’deki göçmen Suriyelilerden Covid-19 tespit edilen hastaları bu kente getiren Türk devletinin aynı zamanda bu hastalığı, henüz hiçbir vakanın bulunmadığı Rojava’da yayma planının bir parçası olduğunu ise Til Temir’deki Şehit Lêgerîn Hastanesi Müdürü Dr. Hesen Emîn açıkladı. Emin, Türk devletinin koronavirüsü vakalarını bölgeye göndererek, salgını bölgede yaymak istediğini söyledi.

Demokratik Suriye Meclisi - MSD Yürütme Kurulu Başkanı İlham Ehmed, Türk devletinin işlediği suçların önüne geçmek için uluslararası güçlerin devreye girmesi gerektiğini belirtti. Ehmed, uluslararası güçler Türk devletine baskı yapmaz, özellikle Birleşmiş Milletler’in ateşkes çağrısına uymasını sağlamaz ise bölgedeki tahribatın sonuçlarının çok ağır olacağına dikkat çekti. Birleşmiş Milletler’i de eleştiren Ehmed, “Çözüm bulunmadan yapılan ateşkesler yeni savaşların kapısını açıyor. Ateşkes çağrısı olumludur fakat yeterli değildir. Ateşkesin ardından sorunların çözümü için çabalanmalıdır” dedi. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetiminin Birleşmiş Milletler’in çağrılarına uyduğunu hatırlatan Ehmed, bölgenin haber ajansı ANHA’ya “QSD, Birleşmiş Milletlerin ateşkes kararına uyarak tüm askeri operasyonlarına son verdiklerini açıkladı. Türk devleti Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik işgal saldırılarına bugüne kadar devam etmektedir. Koronavirüs mücadelesi nedeniyle herkesin evinde kalması gereken bir dönemde halklar göçe zorlanıyor” şeklinde konuştu.

Ehmed çözüm için Türk devleti ve çetelerinin durdurulması gerektiğini söylüyor.

İlham Ehmed’in çağrısı, bölgede yaşananlar bunlar iken geçtiğimiz günlerde Erdoğan’ın Trump ve Putin ile birer telefon görüşmesi gerçekleştirdiği basına düştü. Erdoğan’ın danışmanları her ne kadar koronavirüs salgınının görüşüldüğünü söylese de açıklamadaki satır aralarında esasen Suriye ve Rojava’daki durumun görüşüldüğü anlaşılıyordu. Ayrıca Trump ve Putin’in koronavirüs tedbirleri bağlamında en son akıl alacakları kişinin Erdoğan olduğunu göz önüne getirirsek, asıl meselenin Suriye olduğunu anlamak zor olmaz.

Suriye ve Rojava’da bunca suç işleyen Türk devletinin başı ile bölgedeki gelişmelere ilişkin ne konuştuklarına dair bir ayrıntıdan haberdar olmasak da, hem Putin’in, hem Trump’ın hala çıkar peşinde olduklarını, ince hesaplarla Erdoğan’ı kendi lehlerine kullanmaya çalıştıklarını biliyoruz. Erdoğan’ı bu kadar cesaretlendiren, pervasızlaştıran da bu tutumdur. Bu nedenle tüm dünyanın koronavirüs tehdidi ile meşgul olduğu bu günlerde işgal saldırılarını, baskı, işkence ve zulmünü rahatlıkla sürdürebiliyor.

Türk devletinin, Erdoğan’ın bölgede işlediği suçlar gözardı edilemez.

Türk devletinin insanlık suçu işlediği bu kadar aşikar iken ona sessiz kalanlar da hiç kuşku yok suç ortağıdır.