Türkiye siyasetinde hiçbir zaman istikrar olmadı. Doğru ama şimdiki gibi bir kaos durumu da hiçbir zaman olmadı. Öyle ki net bir şekilde devlet sistemi çöktü diyebiliyoruz! Şimdi sistem partileri bunu kurtarmaya çalışıyorlar. 

3 Mart Şengal direnişi, 8 Mart ve Newroz meydanları, çöken soykırım rejiminin resmi oldu.

Çöken devlet sistemini yeniden dizayn etmek için AKP etrafında oluşturulan ittifak ise 16 Nisan günü son bulacaktır. 

Bu nedenle sadece 16 Nisan sonrası değil, Erdoğan sonrası senaryolar ciddi anlamda tartışılmakta, konuşulmaktadır. 

Hatta 16 Nisan öncesinde Erdoğan’ın öldürüleceğini iddia edenler bile bulunmaktadır. Sürekli olarak koruma önlemlerini artırmakla gündeme gelmesi de bu bilgiler nedeniyledir. Fakat koltuk meselesi gibi görünen meselelerin ardında Erdoğan’dan daha büyük meseleler bulunuyor. O’nu yok saymaya başlasak iyi olur.

Referanduma hazırlanırken referandum sonrasına hazırlanmayı ihmal etmemek, hatta bunu daha fazla önemsemek gerekir. Çünkü işler pek de göründüğü gibi değil. 3. Dünya Savaşından bağımsız hiçbir değerlendirme isabetli olamaz. Bu anlamda ne evet ne de hayır cephesinin homojen olmaması birçok şeyi anlatmaktadır. 

Mitinglerde topladıkları kalabalıklar Saddam’ın kalabalıklarına benziyor. Bugün “evet” bayraklarıyla toplanan kalabalıklar yarın Erdoğan’ı linç edebilecek olan fanatiklerdir. Bu sonuç tam da fanatizmin ruhuna uyar. Üstelik Türkiye’de öyle çok ve çetrefilli güç odakları var ki AKP istese de hepsini kontrol edemez. Demokrasinin olmadığı tüm ülkelerin akıbeti aynıdır.

“Evet” çıkarsa rejim değişikliği anayasal statü kazanmış olacak ama bugün kol kola olan hiç kimse bunun nimetlerini Erdoğan’a yedirmek istemeyecektir. 

Şunu bilelim ve ona göre hazırlıklı olalım: Referandumdan evet çıksa bile yeni rejimin Cumhurbaşkanlığı koltuğuna Erdoğan oturtulmayacaktır! Kimin o koltuğa oturacağına halk karar vermeyecek, uluslararası dengeler karar verecektir.

“Hayır” çıkması durumunda zaten Erdoğan otomatikman gidici… “Hayır” sayesinde “evet” ittifakı bir gün içinde yıkılıp gider, çok hızlı sonuç alınır. Buna çok iyi asılmak gerekir. HDP’nin 15 yerde miting yapma kararı alması önemli bir hamle olmuştur. Renklerinin, sloganlarının, mesajlarının tüm Türkiye’yi kapsayacak şekilde güçlü olacağından kuşku yoktur. Gerçekleştirilecek mitinglerde referandum kadar “çözüm süreci” adı altında nasıl bir tasfiye sürecini geliştirdikleri, Rojava’daki işgalleri, KDP ile birlikte Şengal’e saldırıları ve zindanlardaki açlık grevleri iyi işlenirse her miting bir Newroz’a dönüşür.

AKP faşizan baskılarla “evet” çıkarmayı başarsa bile bu ittifakın tarafları birbirine girecek, “Osmanlı Tarzı” iktidar kavgası ile çok canlar yanacaktır. Erdoğan kendini Ertuğrul’a ya da Abdülhamid’e benzete dursun bugünlerde siyasetin havaya yaydığı koku yeniçeri darbesiyle Yedikule zindanlarında boğdurulan Genç Osman’ı ziyadesiyle hatırlatmaktadır. Neden?

Öncelikle şu tespitin önemine dikkat çelmeliyiz: Devlet sistemi çöktüğü gibi devlet sahipsiz kalmış durumdadır! 

Devlet hiç bu kadar sahipsiz ve yönetilemez hale gelmemişti. Devlet Bahçeli’nin telaşı bundan mıdır acaba? Tam tersine, bu kaos durumunu yaratan baş aktör Bahçeli’nin kendisidir. Telaşının sebebi yaşanan kaos değil tüm kaosa rağmen ortaya çıkan Newroz iradesidir! Bu yüzden Bahçeli tüm planlarının boşa çıktığını görmüş durumdadır. Erdoğan Bahçeli’nin bir dediğini iki etmese de Bahçeli de Erdoğan sonrası senaryoları yazanlar arasındadır.

Erdoğan sonrası senaryoları en çok konuşanlar kendini devletin asıl sahibi olarak gören “ulusalcılar” ve ikinci sırada ise yeni rejimin koltuğuna oturmayı hayal eden, eskiden açıkça Hocacı olan ama şimdi sadece pusuda bekleyen Abdullah Gül ve ekibi gelmektedir. 

Fakat bunlar arasında yöntem farkı var: Ulusalcılar Erdoğan’ı AKP ile birlikte yıkmak isterken diğerleri sadece Erdoğan’ı yıkmak, AKP’yi ele geçirmek istiyorlar. 

Birinciler yani hem Erdoğan’ı hem de AKP’yi yıkmak isteyenler arasında Mehmet Ağar’ın adamı olan İçişleri Bakanı da bulunuyor. Havada, suda, müzikte, her şeyde “terör” görmekle ünlenen eski içişleri bakanı İdris Naim Şahin AKP’yi kısmen darbelemiş, şimdiki ise tamamlamak istiyor. Galiba biz bu Süleyman efendiye boşuna kızıyoruz. Bırakalım AKP’yi yıksın! Kullandığı dil ve uyguladığı şiddet yöntemleri AKP’nin sonunu getirmeye yeter de artar bile. 

Doğu Perinçek bu aralar neden bu kadar mutlu, bu kadar keyifli? Herhalde Erdoğan başkan olsun diye bu kadar keyiflenmiyor. Bildiği şeyler, daha da önemlisi kapsamlı “rövanş” hazırlıkları var da ondan. 

Yıkım cephesinin asker kişileri arasında başı çeken İlker Başbuğ ise ayaklanma hazırlığındaki “yeniçerilerin” ağası oluyor. Gizli “evet”çi olan CHP eliti Başbuğ’un emrinden çıkmıyor. İlginçtir ki MHP’den ayrılan “hayır” ekibi de ondan emir alıyor. 

Bu ağaya dikkat: Son yıllarda yürürlükte olan AKP’nin soykırım planlarının yaratıcısı olan kişidir. Bu planları hapishanedeyken yapmadı, Genel Kurmay koltuğundayken yaptı. “Çözüm Süreci” adı altındaki tasfiye süreci de onun eseriydi ve planın ilk aşamasını oluşturuyordu. “Çöktürme Planı” da onun ve diğerlerinin hapishaneden çıkışı karşılığında hazırladıkları ve uyguladıkları bir soykırım planıdır.

 Başbuğ’un İsrail’de ağlama duvarının önünde resmi çekilmiş ve yayınlanmıştı. Bugünlerde olup bitenleri doğrudan İsrail’e bağlamak doğru olmaz ama bölgesel hegemonya hesapları düşünülünce ipuçları ortaya çıkıyor. Tüm Ortadoğu yanarken İsrail’in kıyıdan seyretmesi, başını ağrıtmaması hiç mi akıllara bir şey getirmiyor? Çok açık görünen bir durum var ortada: Parçalanmış devletler gerçeği en çok İsrail’in işine gelmektedir. Irak, Suriye parçalanırken Türkiye bundan etkilenmeyecek mi? Fakat AKP parçalama oyunlarını önlemenin değil iktidarda kalabilmenin oyunları peşindedir.

Ortadoğu çapında oyun kurucu olamayan AKP şimdi oyun bozuculuğuna soyunmuş bulunuyor. Avrupa’yı tehdit etmesi de bu mantaliteden kaynaklanıyor. Güya sloganları büyük düşünmekti ama şimdi bırakalım büyük düşünmeyi hiç düşünemez hale gelmiş, sadece etrafa tehditler yağdırmaktadırlar.

Sahadaki en tehlikeli oyunları bugünlerde Rakka’ya odaklanmış bulunuyor. Rakka’nın DAİŞ’ten alınması için yapılan operasyonu en çok AKP engellemeye çalışıyor. Böylece Kürt kazanımlarına darbe vuracak; yine bu sayede hem ABD hem de İran-Rusya karşısında pazarlık gücü elde edecek vs. Peki bu durumun referanduma yansımaması mümkün mü? Avrupa’daki yansımalar herhalde sadece Avrupa’yı ilgilendirmiyor. Dünya savaşının birer parçası oluyor bunlar. 

Bütünün içinde halkların direnişi belirleyici olacak durumdadır, iktidar kavgasına tutuşanlar değil… Bunlar kozlarını paylaşmaya hazırlanırken halklarımız tüm Ortadoğu’yu aydınlatacak demokratik devrimi gerçekleştirmenin arzusu içindedir. 

Newroz halkı, devrimin öncülüğünü yapmaya kararlı olduğunu bir kez daha tüm dünyaya göstermişken 16 Nisan’ı devrim için en büyük basamak yapmayı bilmeli ve zafer yaratmalıyız.