7 Haziran seçimleri sonrası yenilgi alan ve bu yenilgiyi “korku ve savaş politikaları” ile örtmeye çalışan Tayyip Erdoğan ve çetesi 1 Kasım’da darbe yaparak iktidarını korumaya aldı. Tek başına iktidar olunca da kendisi için tehlike teşkil edebilecek bütün güçlere karşı baskı politikalarını derinleştirdi.
Erdoğan ve çetesi sanıyor ki yapacağı her şey yanına kar olarak kalacak. Oysa durumlar farklı gelişiyor. AKP faşizmine karşı en tutarlı ve istikrarlı direnişi örgütleyen gücün Kürt Özgürlük Hareketi olduğu bir gerçek. Kürt Özgürlük Hareketi, askeri, siyasi, toplumsal alanda AKP’nin ve Erdoğan’ın hegemonik iktidar yapılanmasına karşı koydu. Bu nedenle AKP Kürdistan’dan silindi. Şimdi AKP kendi iktidarını ve devlet kurumunu Kürdistan’da yeniden egemen kılmak için iç savaş stratejisine göre şekillendirilmiş polis ve asker gücünü bölgede halkın üzerine sürüyor.
İlçelerde günlerce süren sokağa çıkma yasakları, askeri güvenlik bölgelerinin oluşturulması, askeri operasyonlar, tutuklamalar, yargısız infazlarla AKP kendisini ve devleti Kürdistan’da var etmeye çalışıyor. Oysa durum AKP için giderek kötüleşiyor. Kürdistan’a kesinlikle devletin bu askeri zor politikaları hiçbir sonuç vermeyecek. Belki şu anda baskıların yoğunlaştığı yerde halkın zorluk çektiği bazı konular olabilir, ağır bedeller ödenebilir ama tarihsel ve toplumsal anlamda baktığımızda Kürdistan’da devlet tamamen kaybedecektir.
Çünkü askerler sürekli Kürt meselesinin askeri çözüm şansı yoktur demeleri, bütün siyasi iktidarların askeri güvenlik politikaları ile sonuç alamaması gerçeğini en iyi AKP ve Tayyip Erdoğan biliyor. O nedenle Erdoğan ne kadar çok bastırırsam kendimi ve ailemi yargılanmaktan kurtarırım sanıyor.
Erdoğan’ın farkına varamadığı bir gerçek daha var. Bu gerçek uygulanan zulüm politikalarının AKP ve Erdoğan’a yönelik direnişin karakterini sertleştirmesidir. Peki bu ne anlama geliyor? Bu şu anlama geliyor: 12 Eylül 1980 askeri darbesinin uyguladığı zulme karşı Diyarbakır Zindanındaki direniş 15 Ağustos 1984 gerilla gerçeğini ortaya çıkardı. Halk serhildanlarını ve sonrasını...
Şimdi PKK’nin kurucusu ve önderinin İmralı’daki direnişi ile ortaya çıkan bir gerçek var ki, bu gerçek değil Kürdistan’da AKP varlığını, AKP’nin Türkiye’de de bile darmadağan edecek bir öfkeyi biriktiriyor. Devletin Kürt kentlerindeki zulmü, sivil katliamlar, siyasi suikastler, tutuklamalar vb baskı politikaları kesinlikle AKP’ye karşı geri dönecektir.
Türkiye’de de halkın üzerindeki ölü toprağı kalkacak. “Hırsız ve Katil Erdoğan!” sloganları mahkemelerde Erdoğan’ın yüzüne okunacak iddialar olacaktır. Bütün bunların toplumsal zemini var, siyasi geçerliliği var. Bir dönemler AKP ve Erdoğan gibi devleti ele geçirenler, kendilerinden geçmiş gibi sağa sola saldırıp duruyorlardı. Ama sonra kimisi Silivri’de, kimisi başka yerlere kaçarak, kimisi aman dileyerek tuzla buz oldu. Erdoğan’ın da varacağı nokta orasıdır.
PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan; Mednuçe Televizyonunda “AKP’ye ait her şey yakılıp yıkılmalıdır, bu meşru bir haktır” derken yeni mücadele döneminin karakterini de net bir şekilde ortaya koyuyordu. “Teslimiyet ihanete, pasifizm yenilgiye, direniş zafere götürür!” formülasyonu ile tarihsel alandan geleceğe uzanacak direnişin özelliklerini ortaya koyuyordu. Yani işi özü, AKP’nin geleceği karanlık, halklarınki aydınlık olacak.