Kuzey Kürdistan’da yürütülen yeniden işgal savaşını azmettiren tek “komutan” Erdoğan.
Türkiye’de “katillere ortak olmayacak ve seyirci kalmayacağız” diyenlere atfen, Noam Chomsky’yi de kapsayan binden fazla akademisyeni, sözde aydın, cahil, aydın müsfedesi ve karanlık” olarak addetti.
Bu çabanın adı: Kürdistan’daki direnişin yarattığı aydınlık dünyayı “karanlığa boğmak”.
Bu konzepte göre, itirazı olan herkesin boyuna göre kefen, karşı çıkan herkesin boynuna göre infaz ilmiği.
Başbakanını, yardımcısını, çocuklarını, hatta bizzat kendisini; herkesi silip süpürecek bir korku ve baskı tufanı.
Türkiye’de, insan şuurunun son “akli rasyonelleri” tükenmek üzere.
Bunun şimdiki nedeni, çocukların gençlerin, kadınların, yaşamlarını kendi kararlarıyla yönlendirmek üzere ayaklananları susturmak için başlatılan askeri müdahale.
Savaşın yapıldığı yer Kürdistan’ın kuzeyi.
Amacı, fiilen kaybedilen Kürdistan halkının iradesini kırmak, katlederek yeniden Ankara’ya bağlamak.
Savaşın araçları: Bir milyona yakın Ordu gücü, yüzbinlerce polis, Özel timler, JİTEM, sivil katiller vs.
Bir de Türkiye’deki egemen basın.
Karşısında, bir halkın iradesi var.
Uyanır ve harekete geçerse, Erdoğan’ın sonunun geleceğinin ilk adımı olacak güç ise, Türkiye’de yaşayan kitleler.
Yani halk.
Bu halkı susturan önemli güç: devlete bağlı resmi aygıtlar.
Bu halkın görmesini engelleyen ise: Türkiye’de iletişimi elinde tutan basın.
Özel bir savaş konseptiyle susturulanlar ve itiraz edenlerin de son bir yılda susturulduğu, ikinci derecede önemli güç.
Gücün başı devlet.
Gücün ayakları: gazete manşetleri.
Yazdılar:
“Silopi’de hayat normale döndü!”
Bunu nasıl okumalı?
Türk ordusu, Silopi’yi işgal etti: “Kürdistan burada meftundur”u hatırlattı.
“Cemil Bayık İran’a kaçtı” haberini yorumlamaya çalışıyorum,
Buna da: “Erdoğan’ın sığınacak bir ülke bulamayacağını idrak ederek, kendisinden bile korkarak, bir kabus koridoruna girdiği” şeklinde yorumladım.
“Mehmetçik çocuklarla oyun oynadı” haberi ise, “mehmetçiğin katlettiği anne ve babaların geride kalan çocukları”nın gözlerinin içine bakarak, “ölüm mangaları”nın sergiledikleri, “kanlarıyla duş edeceğiz” sahnesi gibiydi.
“Bahoz çembere alındı”yı da, “Vietnam sendromuna yakalanan binlerce Mehmetçik’i” tedavi için atılan beyhude bir adım gibi, es geçtim.
Savaş basını: “PKK’ye büyük darbe”yi manşete çıkarınca, direnene Cizre ve Sur’daki iki mahalle sakinlerini, çocuklarla birlikte “toptan katlettik” gibi, bir histerik narayı duydum.
“Bölündüler, birbirlerine girdiler, infazlar başladı” gibi haberler, tekrar; tekrar; tekrar….
“Hitler Almanya’sındaki Başkanlık sisteminde görüldüğü gibi”:
Goebbels, Hitler’in iktidara gelmesinden bir ay sonra, 27 Şubat 1933’de “Reichstag”in yakılmasını azmettirmiş ve fail olarak, Alman komünisti Ernst Torgler ve Georgi Dimitrov, Blagoi Popow ve Wassil Tavev adındaki üç Bulgar komünisti tutuklanıp yargılanmışlardı. Mahkeme 21 Eylül’de Leipzig’de başlatılmış ve Dimitrov’un güçlü savunmaları sonucu, komplo açığa çılkarıldıktan sonra, Dimitrov ve arkadaşları 23 Aralık 1933’de beraat etmişlerdi.
Kürdistan’daki şehirlerin yakılmasını azmettiren ve “Hitler Almanya’sındaki Başkanlık sistemi gibi” bir makam isteyen o adama atfolsun:
Tarih tekerrür eder: tekrar; tekrar; tekrar…