AKP’nin teşviki ile sadece yandaş veya işbirlikçi bazı çevreler değil, daha geniş sivil toplum çevrelerin katıldığı bir çağrı yapma çabasından haberdar olduklarını belirten KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, “Bu, kesinlikle AKP’nin Kürt halkını sindirme, güçsüz bırakma ve teslim alma projesinin bir parçası olarak geliştirilmektedir. Bu açıdan dürüst-demokratik sivil toplum kuruluşları ve duyarlı kimseler bu tür girişimlerden uzak durmalı” dedi.
ANF’ye konuşan KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Amed’deki devlet terörü ve direniş ile ateşkes çağrıları ve girişimleri konusunda önemli açıklamalarda bulundu.

14 Temmuz’da Amed’de yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bugün Kürdistan halkı 14 Temmuz direniş ruhunu milyonlara mal etmiş bir süreci yaşamaktadır. Aslında 14 Temmuz’da Amed’de Türk sömürgeciliğinin kabul etmediği gerçeklik budur. Orada uygulanan tek kelime ile faşizmdir; ırkçı sömürgeciliğin vahşi uygulamasıdır. AKP bu kararıyla sivil de olsa barışçıl da olsa Kürdistan adına olan girişimlere hiçbir biçimde tahammül etmeyeceğini bir kez daha göstermiştir. Ancak burada halkımızın direnişi karşısında yenilen AKP olmuştur. Kürt halkı ve Kürt siyaseti yaralı vermiş, örselenmiş, coplanmış ama çok kararlı bir direniş sergilemiştir. İradesini ortaya koymuş ve onuruna sahip çıkmıştır. Orada yüzbinler toplanıp da Önder Apo’nun özgürlüğünü, barışı ve demokratik çözümü isteseydi ne olacaktı? Savaş mı tırmanacaktı, yoksa siyasal ortam mı aralanacaktı? Bu, siyasal ortamı aralamaya dönük bir girişimdi ama AKP’nin zihniyeti bunu da şiddetle karşılayarak engellemiştir. 



Siz AKP’nin kararı diyorsunuz ancak Diyarbakır Valisi kararı kendilerinin aldığını belirtiyor…

O valinin çıkıp “kararı ben aldım” demesi kamuoyunun aklına hakaret etmektir. Herkes biliyor ki bu karar Başbakan’ın kararıdır. Kürdistan’da uygulanan her şey bizzat en zirveden alınan kararlar temelinde uygulanmaktadır. Bu, eskiden de böyleydi, şimdi de böyledir. AKP, Kürt halkıyla barış yapmak değil, onu teslim almak istemektedir. Kürt siyasetine diz çöktürmek istemektedir. Zaten Başbakan “Türkiye’de herkes önümde diz çöktü, bir tek bu PKK ve Kürtler kaldı” diyor.

Kürt halkı ve seçilmişleri direndi ve boyun eğmeyeceklerini haykırdı...

14 Temmuz’daki tablo bir taraftan sömürgeciliğin vahşi, ırkçı gerçeğini yansıtırken öbür taraftan Kürt siyasetinin, Kürt halkının gururunu, direnişçi tutumunu ve başarı ruhunu ortaya koymuştur. Kemallerin, Hayrilerin ne kadar büyük bir ruh yarattığını herkese göstermiştir. Gerek Amed halkının gösterdiği direniş, gerekse de Kürdistan çapında bu direnişi sahiplenme-destekleme anlamında sergilenen tutum bunu açıkça ortaya koymaktadır. Her şey ayan beyandır. Kürt halkı Türkiye’yle birlikte yaşamak istiyor ancak onursuz bir teslim almayı kabul etmiyor. Önderliğinin özgürlüğünü ve Özerklik istiyor. Bu, çok açık ve nettir. Türk devleti ve başındaki AKP şeflerinin bu gerçeği doğru görmesi gerekmektedir. 


Türk İçişleri Bakanı da Kürt vekillere hakaret etti, neden?

Irkçı bir zihniyete ve bozuk bir ağza sahiptir. Çıkıyor, Kürt toplumuna hakaret ediyor. Yeri geldiğinde AKP “milli irade” bahsediyor ama diğer taraftan parlamenterleri içerde tutar, onları coplar, onların ayağını kırar. Pervin Hanım’a yapılan bu saldırı BDP’li kadın parlamenterlerin ayağının üçüncü kez kırıldığı bir olaydır. Bundan önce bu şekilde 2 olay yaşanmıştı. Bu bir sindirme politikasıdır. Kadın parlamenterlere karşı bu biçimde vahşi uygulamaların yapıldığı dünyanın neresinde görülmüştür? Ancak kalkıp bu vahşeti sorgulayacağına, bu mitingi tertipleyenleri sorgulamaya kalkışmak, sömürgeci-ırkçı zihniyetin uygulamasından ve ayrımcı politikalarının dışa yansımasından başka bir şey değildir. Kürt halkına bu kadar zulüm yapılıyor, iradesi çiğneniyor, ondan sonra kalkıp alay ediliyor; Kürt halkının temsilcilerine zavallı denilerek dalga geçiliyor ve bu halkın iradesine hakaret ediliyor. Ne zamana kadar bu halk bu hakaretlere tahammül edecek?
Şimdiye kadar bir siyasal soykırım uygulaması vardı ama ona rağmen bazı çevreler “siyasal bir zemin oluşabilir mi” diye beklentiye giriyordu. İşte AKP’nin Amed’de 14 Temmuz’da uyguladığı faşizm bu çevrelerin son umut kırıntılarını da yerle bir etmiştir, katletmiştir. Yapılan budur.

14 Temmuz aynı zamanda Demokratik Özerklik ilanının birinci yıldönümüydü, bunun etkisi var mı?

Evet. Sanırım AKP’nin bu kadar tahammülsüz davranmasının bir nedeni de bu olsa gerek. Zaten Türk devlet heyetiyle hem Oslo’da hem de İmralı’da sürdürülen diyalog sürecinin AKP Hükümeti tarafından askıya alınması ve sonlandırılmasının en önemli nedeni de Kürt siyasetinin Demokratik Özerkliği ilan etmiş olmasıdır. Her ne kadar onlar, aynı gün Silvan’da yaşanan bir çatışmayı gerekçe gösterseler de gerçek gerekçe bu değildir. Onlar da çok iyi biliyor ki Silvan’daki çatışma, planlı bir şey değil, tesadüfi bir çatışmaydı. Belki konuyla ilgili olmayan sıradan insanlar bilmez ama devlet bunu çok iyi bilmektedir ama gerekçe yaptı. “Kürtler özerklik istiyorlar, ben bunu kabul etmiyorum, bunun için Kürt özgürlük dinamiklerini ezeceğim” demek yerine, “PKK bize şiddeti dayatıyor, ben de PKK’ye karşı operasyon yapacağım, savaş ilan ediyorum” dedi. Özünde ise statü olarak özerklik isteyen tüm kesimleri hedefleyen bir kararlaşma durumu vardır. 


Son günlerde Türk basınında öne çıkan tartışmalardan biri de gelen Ramazan ayı vesilesiyle bir yumuşamanın yaşanacağı. Bu konuda çeşitli açıklamalar ve çağrılar da oldu. Hatta bir gazete bu konuyu manşetine de taşımıştı. Gelinen süreçte bir yumuşamadan bahsetmek mümkün mü?
Bugün İmralı’da hiçbir hukuki ve ahlaki temele dayanmayan, ulusal ve uluslararası düzeyde hiçbir izahatı bulunmayan ağırlaştırılmış tecrit ve psikolojik işkence var. Yine Kürt siyasetinden önüne geleni “KCK’li” diye suçlayıp içeri atıyor. Bu rehin alma politikası özünde bir siyasal soykırımdır. Herkesi kapsayan bir sindirme savaşı vardır. Bugün bu savaş yoğun bir biçimde sürdürülüyor mu, evet sürdürülüyor. Gerillaya karşı her gün yüksek teknolojiye dayalı imha saldırıları geliştiriliyor mu, evet geliştiriliyor. Roboskî’deki katliam açıkça yapılmış bir sivil katliam olmasına rağmen orta yerde kalıyor mu, evet kalıyor. O zaman bütün bu saldırıları yapan bir tarafa karşı Kürt halkının ve Özgürlük Hareketi olarak bizlerin herhangi bir geri adım atması mümkün müdür? Türk sömürgeciliği adına AKP’nin bütün alanlarda saldırıya geçtiği bu koşullarda bizden herhangi bir biçimde direnişi zayıflatmayı beklemek, bizden teslim olmayı istemektir. Sömürgeciliğin yürüttüğü bizi teslim alma politikasına destek vermek demektir. Onlar bize karşı kapsamlı bir saldırı geliştirmişler, biz de ona karşı dişimizle tırnağımızla direniyoruz; kanımızı dökerek direniyoruz. Onurumuzu ve geleceğimizi kurtarmak için her şeyimizi ortaya koyarak direniyoruz.
Bazı çevreler eğer gerçekten sorunun barışçıl yöntemlerle çözümünü istiyorlarsa önce açıkça savaş ilan etmiş olan tarafı yani Türk sömürgeciliğini bu savaşı sonlandırmaya çağırmalıdırlar. Bunu yapmadan gerillanın kendini savunma eylemlerini durdurmasını istemek, teslim olmasını istemekle eş anlamlıdır. Onun ortamı yoktur, ortamı olsaydı ‘hay hay’ derdik. AKP döneminde resmi ve uzun süreli olarak 5 kez ateşkes ilan etmişiz. Onlarca kez kısa süreli, barışçıl arayışlar anlamına gelen ateşkesler geliştirmişiz. Ama AKP zihniyeti bunu her zaman zayıflığımıza yordu ve fırsatçı yaklaşarak bizlere darbe vurmak istedi.
Eğer yumuşamayı isteyenler varsa hükümete gitsinler; hükümet, insanlık dışı-hukuksuz tecrit politikasını sona erdirsin, özgürlük imkanını geliştirsin. Kürt siyasetçilerini tutuklamaktan vazgeçsin, Kürt halkına karşı yapılmış bu kadar haksız uygulamalara son versin, açıkça katlettiği 34 insanımız için özür dilesin. Yumuşama böyle olabilir.
Herkes şunu doğru görmeli: Biz sorunun diyalog ve barışçıl yöntemlerle çözülmesi için yapılması gereken her şeyi yaptık. Zemini olsa şimdi de yaparız ama şimdi zemini yoktur; zemini ortadan kaldırmışlardır.
Ben, bu tür çağrıları yapan ve bu tür uğraşları olan kesimlerin bir kısmının, bunları iyi niyetle yapmakta olduğunu düşünüyorum. Onlara şu çağrıyı yapıyorum: Lütfen bir an için kendinizi bizlerin yerine koyun, bir an için empati kurun. Sizin bağlı olduğunuz önderlik işkence altında olsa ve 1 yıldır hiçbir haberiniz olmasa; size sempati duyan, halkınızın kimlikli mücadelesini savunan, yasal bir faaliyet yürüten 8 bin kişi içeri atılmış olsa; sizin gençleriniz, kadınlarınız, çocuklarınız her daim polislerin copu altında kalsa ve katledilse; bizzat sizin varlığınıza karşı topeykun bir saldırı söz konusu olsa siz ne yaparsınız? Bu nedenle kimse bize onursuzluğu dayatmasın, ayıptır. Vicdanlı olalım, empati kuralım ve adil yaklaşalım. Eğer savaşın durmasını istiyorsanız Erdoğan’a gidin, top ondadır. Çünkü savaşın düğmesi onun elinde ve her gün o düğmeye basmaktadır.
Vicdanlı olan bütün çevreler, bütün sivil toplum kuruluşları bu konuyu düşünmeli. Aldığım bilgilere göre AKP’nin teşviki ile sadece yandaş veya işbirlikçi bazı çevreler değil, daha geniş sivil toplum çevrelerin katıldığı bir çağrı yapma çabası da vardır. Bu, kesinlikle AKP’nin Kürt halkını sindirme, güçsüz bırakma ve teslim alma projesinin bir parçası olarak geliştirilmektedir. Bu açıdan dürüst-demokratik sivil toplum kuruluşları buna dikkat etmelidir diye düşünüyorum. Biz onların çağrılarına her zaman saygı gösterdik; ciddiye aldık, halen de alıyoruz. Ama burada açıkça söylüyorum, kimse AKP’nin birçok koldan geliştirdiği Kürt halkını sindirme siyasetine dolaylı da olsa destekçi olmamalıdır; buna zemin açmamalıdır. AKP bir taraftan polisini halkımızın, askerini bizim üzerimize gönderirken, öbür taraftan kendine yakın bazı kesimleri de “ateşkes çağrısını gündemleştirin” diyerek harekete geçirmektedir. Biz buna aldanmayız. Tüm Kürdistanlı, yurtsever, demokratik, tarafsız, barıştan yana ve vicdan sahibi kesimlerin bu tür girişimlerden uzak durması gerektiğini özellikle vurgulamak istiyorum. Çünkü bunun zemini yoktur, AKP zemin bırakmamıştır. Hiç kimseye manevra sahası bırakmamıştır. Kürt halkına tek yol kalmıştır; direnmek, direnmek, direnmek. Bu nedenle bugün Kürt Halk Önderi ve Kürt siyaseti zindanda, halkımız sokakta ve gerillamız da her tarafta direniyor ve direnmeye devam edecektir. Bu sömürgecilik bu halkın iradesini çiğnediği müddetçe bu direniş gelişecek ve asla geri adım atılmayacaktır. Bunun herkes tarafından bilinmesi lazım. 
Bu açıdan ben diyorum ki bu tür çağrıları yapan kesimlerin bir kısmı iyi niyetli de olabilir ama esas olarak bu tür çağrılar, bu topyekun savaşı yürüten kurumların politikaları çerçevesinde gündemleştirilen projelerin bir sonucudur. Bizim üzerimizde, Önderliğimizin üzerinde ve halkımızın üzerinde bu kadar baskı varken bu tür şeyleri bizim kaale almamızın mümkünatı yoktur. Yoksa biz de her zaman mübarek Ramazan aylarını ve dini bayramları hürmetle karşılıyoruz ve aslında mümkün olduğu kadar barışçıl koşulların sağlanmasından yana politikalar geliştirmişizdir. Ancak AKP hükümeti bugün bunun zeminini bırakmamıştır. Her taraftan ırkçı-şovenist-ayırımcı bir saldırı söz konusudur. Bu ortamda kimsenin herhangi bir şey yapma durumu söz konusu olamaz. Çünkü tek taraflı ve kapsamlı bir saldırı durumu vardır ve halkımızın bu saldırılar karşısında direnerek zaferi garantileme görevi söz konusudur.

ANF/BEHDİNAN