Neden sorusuna verdiği cevabı daha da ilginç buldum.
"Çiller hükümeti, Erdoğan sistemi harekete geçirdi.“
"Kolonyal faşizm“ kuramını içinden geçtiğimiz dönemi ne kadar anlatıyor bilmiyorum ama, biçimlenen tabloyu incelemek, nasıl bir feleketin eşiğinde olduğumuzu gösterecektir.
Gelecek felaket sonuçta kimin sonu olacak?
Buna veya Erdoğan’ın kaderini kim tayin edecek sorusuna tablonun kendisi cevap olacak.
Türkiye’deki tüm resmi kurumları, tek kanala odaklayan "Erdoğan rejimi“ gibi bir gerçekle karşı karşıyayız.
Fethedilmeyen tek kale "Diyarbekir“de saklı duran, o halk gücü.
İşte Kürdistan toplumunun direnen dinamiklerini yoketmek için başlatılan "Erdoğan rejimi“ seferi de bundandır.
Erdoğan’ın "onlar da bunun bedelini ödemeye mahkum olacaklardır” dedikleri BDP’li milletvekilleri, onlara oy verenler, kentlerde köylerde, yaylalarda yaşayan Kürtler; erkekler, kadınlar, daha doğmamış Kürt çocukları;
Hergün "Türküm, doğruyum…“ demek mecburiyetinde bırakılanlar; dillerini okulllarda öğrenmekten menedilenler;
Gelecekte "Kürt“ dünyaya getirecek hamile kadınlar;
Erdoğan’ın istemediği şarkıları söyleyen Kürt sanatçıları;
TRT-Şaş’a biat etmeyen Kürt yazarları, dengbêjleri, mülakatçıları;
Tanklara karşı direnişlerde, kendilerine en yakın müdafaa aracı taşları avuçlamaya "mecbur“ edilen Kürt çocukları;
Diyarbekir’i merkez seçenler;
Kürtçe namaz kılanlar;
Yani "Erdoğan rejimi“nin infaza aday adayı seçtiği her Kürt.
Bu birinci tabo.
Karşı tabo da ise şunlar var:
Demirtaş tehditlere karşı koydu: "Diz çökmeyeceğiz!“
Türk ordusunun Federal Kürdistan Bölgesi’ne karşı gerçekleştirdiği saldırılara Barzani’den cevap geldi: Barışçıl sürece zarar veren bu girişimlere son verin!“
Ve daha da önemli bir gelişme Hakkari’den: Canlı Kalkanlar Yürüyüşü başladı.
Kürtler, "Suriye’den sivil halka yönelik şiddet ve güç kullanımının derhal durdurulması“nı talep eden MGK’nin dayandığı sistemin, Kürdistan’daki halka karşı sürekli bir soykırım politikası uyguladığına onyıllardır şahit oldular.
Türkiye, bazı Kürtler’i "seruma bağlı“ tutmaya devam edecektir.
Ve bu Kürtler, "Erdoğan rejimi“ne biat etmekten vazgeçtikleri an, yaptıklarının "bedelini ödeyeceklerdir“. Bunu en iyi onlar biliyorlar.
"Erdoğan rejimi“nin hedef seçmediği Kürt, ya ona biat eden, ya da sessiz kalan Kürt'tür.
Bundan dolayı da Erdoğan’ın kaderini belirleyecekler, birey olarak kimliğinin çiğnenmesine müsade etmeyen, pazarlanmamakta direnen aydınlar, sanatçılar, yazarlar, geleceklerinin kolonyal faşizm tarafından ipotek edilmesini kabul etmeyen gençler ve temelde, politik bir toplum olarak, yarattıkları tarihin tanklar tarafından ezilmesine göz yummayanlar olacaklardır.
Eğer bu güç milyonları temsil etmeseydi. Erdoğan’ın bir felaketin habercisi olan hamleler yapmasına hiç gerek kalmazdı.
Bu güce rağmen, bu "tarihi çılgınlığa“ başvurması ise, Türkiye’nin Kürdistan’da sonunun habercisi oluyor.
Bu sistem Kürdistan’da çökecek, bundan hiç kuşku duymuyorum.