Türkiye freni patlamış bir araba gibi ve faşizme sürükleniyor. Aslında 31 Mart seçimlerinde Türkiye halkları Erdoğan faşizmine dur dedi. Erdoğan bütün oyun ve hileleriyle yenilettiği İstanbul seçimlerini daha büyük bir farkla kaybetti. Erdoğan’ın kendi deyimiyle “İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder”di. Kaybeden belli oldu da kazanan ortada yok. CHP seçimi kazanan gibi durmuyor. Bu da Erdoğan’ın en büyük lüksü. Seçimi kazansa da, kaybetse de iktidarda. Esasen 7 Haziran 2015’ten beri Erdoğan kaybediyor.

Eskiden siyasi mizah konusu olarak “ne olacak bu Türkiye’nin hali?” denirdi. Şimdi de aynı şeyi CHP için söylemek çok uygun düşüyor, “ne olacak bu CHP’nin hali”. Kemal Kılıçdaroğlu, Anayasa’ya aykırıdır ama biz yine de HDP milletvekillerini hapse attırmak için Erdoğan’a evet diyelim, dedi. Aynı şekilde Suriye’de ne işiniz var diye eleştirdiği Erdoğan’a, savaşa daha fazla asker göndermesi için evet oyu kullandı. En kritik konularda ve Türkiye’yi demokrasi açısından zehirleyecek kararlarda Erdoğan’a evet diyeceksen, ne diye halktan oy istiyorsun? Oy halkın iradesidir. Halktan irade beyanı alacak sonra da gidip Erdoğan’a teslim edeceksin. O zaman Erdoğan’ın yaptıklarını niye şikayet ediyorsun? Şikayet hakkın yoktur. Bu uygulama ve politikaların sorumluluğuna ortak olursun.

Erdoğan açıktan faşizmi örgütlüyor. HDP’li seçmeninin milyonlarca oyunu yok sayarak, bütün evrensel hukuk kurallarını çiğneyerek belediyelerini gasp ediyor. CHP’den dişe dokunur bir girişim yok. Virüs salgını döneminde bile bir günde 8 belediyeye el koydular. CHP’nin Türkiye’yi harekete geçirip iktidarı sallaması gerekmez miydi? Şimdi Erdoğan İstanbul, Ankara belediyelerinin salgın nedeniyle bağış kampanyalarını yasaklıyor. Resmi gerekçesi de devlet içinde devlet olmazmış! Devlete bu kadar tapınmak, her şeyi merkezileştirmek faşizmin zirveleşmesi değil mi? Dünyadaki eğilim merkezileşmeyi zayıflatmak, yerel yönetimleri güçlendirmek yönündedir. Kaldı ki, Türkiye’de Erdoğan hazineyi savaşa, kendisine ve etrafındaki vurguncu çevreye peşkeş çekmiş. Devlet hazinesi tam takır.

AKP-MHP iktidarı deprem vergilerini, kefen parası dedikleri emekçilerden kesintileri bile istediği gibi harcamış. Bütün bu birikimleri hazineye aktarıp keyfiyetine göre kullanmış ve bunun hesabını vermeye bile tenezzül etmiyor. Çünkü ortada yakasına yapışacak bir muhalefet yok.

Avrupa ve ABD’de, Çin’de devlet salgınla mücadele için çalışanlara, halka trilyonlarca dolar ödenek ayırdı. Türkiye’de ise Erdoğan “biz bize yeteriz Türkiyem” kampanyası başlatıyor. Halka yardım için yine halktan destek istiyor. Halbuki diğer devletler gibi devletin halktan topladığı vergileri, kaynakları halkın hizmetine sunması gerekiyor. Devlette para yok, çünkü iktidarını ayakta tutmak için bütün kaynakları tüketmiş. Üstüne üstlük yüz milyar doları aşacak İstanbul kanalını ihaleye çıkartıyor. Bu parayı da hazine karşılayacak, diyor. İş halka geldi mi musluklar kapalı, iktidara ve yandaşlarına geldi mi musluklar açık.

Belediyeler bölgelerde imkanları oranında halka hizmet etmeli, yardımlar yapmalı. Bunları örgütlemede bölgeyi ve halkı en iyi onlar bilir. Merkez yapmadı diye halkı kaderiyle baş başa bırakmak olmaz. Çünkü belediyeler de halkın oyuyla seçilmiş, onların da halka karşı sorumlulukları var. Bütün bunların ötesinde demokrasinin gelişmesi, bütün imkanların ve yetkilerin tek merkezde birleşmemesi, faşizmin ve despotizmin güçlenmemesi açısından en önemli silah demokrasidir. Yerellerin zayıflaması demokrasinin zayıflamasıdır. Ayrıca devletin yardım kampanyalarını merkezileştirmesi, her şeyi ben yaparım demesi toplumu soluksuz bırakır. Yerel yönetimleri de etkisizleştirir. Tamam, Erdoğan Saddam’ın, Hüsnü Mübarek ve El Beşir gibilerinin akıbetinden ders çıkarmıyor. Ölümsüzmüş gibi iktidara tutkuyla bağlanmış. İktidar dışında var olmayı, yaşamayı düşünemiyor. İktidarı için Türkiye’yi Suriye’de, Libya’da savaşa sürmüş. Onun ötesinde iç savaşı bile göze aldığı, Türkiye toplumunu parçaladığı, kutuplaştırdığı herkesin malumu.

Hal böyleyken CHP muhalefette aktif rol almak için daha neyi bekliyor? Türkiye toplumunun büyük bir kesimi Erdoğan’ın şirretinden, besleme medyasından, hukuk tanımazlığından, vurgunculuğundan bezmiş durumda. CHP tabanı dahil, Aleviler, Kürtler, sol ve demokratik çevreler büyük bir öfke ve arayış içindeler. Hapishaneler siyasi tutsaklarla dolu. AKP salgın günlerinde bile muhalif güçleri hapiste tutarak toplu ölümlerini göze almış, onlardan kurtulmak istiyor.

Sonuç olarak herkes bilmeli ki faşizm, çürümüş iktidarlar kendiliğinden yıkılmazlar. Sudan halkı başkaldırmasaydı El Beşir hapse atılmazdı. Mısır halkı meydanlara akmasaydı Hüsnü Mübarek gitmezdi. Türkiye’de de etkili bir muhalefet olmadan Erdoğan iktidarda kalmaya devam edecek. Toplumun önünü açacak muhalefete, siyasi öncülere ihtiyaç var. Mevcut haliyle CHP ön açan değil önü kapatan durumdadır. CHP etkili, demokratik bir muhalefet yapmadığı sürece iktidarın bütün kötülüklerinin vebalını taşıyacak, suç ortağı olacaktır.