
RAMAZAN MARANKOZ/HABER MERKEZİ
Almanya’da Merkel hükümeti, yasaklara rağmen gerçekleşen 25. Kürt Kültür Festivali ardından Almanya’nın Ankara Büyükelçisi’ne nota veren Türkiye’nin tehditlerine boyun eğdi. PKK yasağının genişletilebileceği mesajı veren Almanya İçişleri Bakanlığı’na festivalin organizatörü NAV-DEM ve Kürtlerin Avrupa’daki çatı örgütü KCDK-E tepki göstererek “Kürtleri kriminalize etme politikaları Türk devletine hizmet, Erdoğan’a teslim olmaktır” dedi.
Almanya’nın Köln kentinde “Önder Apo’ya özgürlük, Kürdistan’a statü ve Ortadoğu’ya demokrasi” şiarıyla 16 Eylül’de gerçekleşen 25. Uluslararası Kürt Kültür Festivali’ne onbinlerce Kürdistanlı katılmıştı. Alman polisinin, yiyecek, içecek, kitap standların kurulmasını yasakladığı festivalin ardından Türkiye Merkel hükümetine baskı yapmaya çalıştı. Festivalin ardından Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Martin Erdmann Türk Dışişleri Bakanlığı’na çağrılmıştı. 24 Eylül’de genel seçimlere giden Almanya, Türkiye’nin tehdit ve baskıları karşısında Ankara’ya sıcak mesajlar vermeye başladı.
İçişleri: Yasak somutlaştırılacak!
Berlin’deki bir basın toplantısında konuşan İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Johannes Dimroth, PKK’ya yönelik yasağın daha somut hale getirilmesi konusuna yönelik incelemelerin başlatıldığını açıkladı. Aralarında YPG, YPJ ve PYD’nin bayrakların da bulunduğu birçok sembolünün yasaklandığını bildiren 2 Mart 2017 genelgesine dikkat çeken sözcü, genelgelerin yeterli olup olmadığı konusunun açıklığa kavuşturulması gerektiğini savundu. Köln polisinin festival ardından “Bütün Öcalan posterleri yasak değil” açıklamasına da açıklık getiren sözcü Dimroth “Yaşananların sembollere uygulanan yasak anlayışımızla bağdaşmadığı ortadadır” şeklinde konuştu.
NAV-DEM: Danışıklı dövüş
Aylardır Erdoğan rejimiyle yaşadığı kriz ve gerginlik karşısında geri adım atmayan Almanya’nın krizin faturasını Kürtlere kesmesi Kürt kurumları tarafından tepkiyle karşılandı. Konuya ilişkin görüştüğümüz Almanya Demokratik Kürt Toplum Merkezi (NAV-DEM) Eşbaşkanı Ayten Kaplan, Almanya İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasının kabul edilemez olduğunu vurguladı. Türkiye’nin festival ardından Alman Büyükelçisini çağırarak hesap sormaya çalıştığını vurgulayan Kaplan, “İki ülke arasında yaşanan krizde Türkiye kendi istem ve taleplerini Almanya’ya kabul ettirmek için bu gelişmeleri baskı unsuru olarak kullanıyor. Seçim arefesinde Kürtleri tehdit unsuru göstererek buradaki Türkiye kökenli seçmenleri yönlendirmeye çalışıyor” diye konuştu.
Almanya’ya karşı da tehdittir
Kaplan, “Burada bir danışıklı dövüş var. Erdoğan’ın kendisini dayatarak, seçim döneminde Almanları tehdit ederek, ‘ben insanları şöyle ya da böyle yönlendiriyorum’ mesajı vermeye çalışıyor” diye belirtti ve ekledi: “Türkiye’nin kendi seçmenini yönlendirerek ADD’yi güçlendirme çabasında. Bir ülkesinin seçim politikasına karışmayı Almanya tehdit olarak ele alması gerekiyor.”
Türkiye politikanı gözden geçir
Almanya’nın esas olarak Türkiye politikasını gözden geçirmesi gerektiğini belirten Kaplan şöyle konuştu: “Ne Almanya ne de Türkiye kendi çıkarlarını Kürtler üzerinden yürütemez artık. Artık bunu da anlamaları gerekiyor. Yasayı kırparak da karşılıklı bir uzlaşı ortaya çıkamaz. Ne yasal mevzuat ve ne de İnsan Hakları Evrensel Bildirgeleri buna izin vermiyor.”
Özgürlük istemek suç değil
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın posterlerine ilişkin İçişleri Bakanlığı’nın ‘PKK yasağına yeniden ele alacağız’ açıklamasına ilişkin ise Kaplan, “Sayın Öcalan, bir halkın önderidir. Bunun kabul edilmesi gerekiyor. Sayın Öcalan’a özgürlük istemek de son derece insancıl, anayasal ve meşrudur” dedi.
Almanya’nın Türkiye ile arasındaki gerginlikte Kürtleri kullanmaktan vazgeçmesini isteyen Kaplan, “Bunu kabul etmiyoruz. Kürtlere yönelik yasaklar da kabul edilemez. Bir insanın özgürlüğü ve tecridinin kaldırılmasını talep etmesi, sokaklarda haykırmasını yasaklamaya çalışmak hiçbir insani değere sığmaz. Bunun engellenemeyeceğini kendileri de biliyor” ifadelerini kullandı.
Öcalan posterlerinin tamamen yasaklanmasının ifade özgürlüğü ile bağdaşmadığının altını çizen Kaplan, “Özgürlük talep etmek, anayasal bir haktır. Sen bunu Türkiye-Almanya ilişkilerinde diplomatik krizi kapatmak için kullanırsan kendi hukukunu çiğnersin. Almanya’yı kendi hukukunu çiğnememeye çağırıyoruz” mesajı verdi.
Almanya Türkiye’ye teslim
Avrupa Kürdistanlılar Demokratik Toplum Kongresi (KCDK-E) Eşbaşkanı Yüksel Koç ise, Almanya İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasını, “hukuk ve ahlak dışı, siyasi çıkarları esas alan, Türkiye’nin kirli politikalarını destekleyen bir siyaset” olduğunu ifade etti. Koç, “Türk devletinin notası ardından Alman devletinin böyle bir karar almasının anlamı şudur: Alman devleti ve siyaseti Türkiye’ye teslim olmuştur” diye belirtti.
Almanya’nın bu tutumla Türkiye’ye arka çıktığına vurgu yapan Koç, “Almanya bu zihniyetle Erdoğan siyasetini desteklemektir. Türkiye’de diktatörlüğe ilişkin Alman kamuoyunun rahatsızlıkları var. Alman siyaseti Kürtlere ilişkin politikasını değiştirmeli. Bu politika diktatörü destekleme politikasıdır. Diktatörün siyasetini desteklemeyin. Böylesi bir diktatöre karşı yapılması gereken siyasi baskı uygulamaktır. O’nun söylemlerini, taleplerini kabul etmek değildir” açıklamasında bulundu.
‘Belçika yargısını örnek alın’
KCDK-E Eşbaşkanı Yüksel Koç, Belçika yargısının “PKK terörist değildir” yönündeki kararını hatırlatarak şu değerlendirmede bulundu: “Bu karar görmezden gelinemez. Belçika’nın kararı Almanya için emsal teşkil etmeli. Yasakçı, Kürtleri kriminalize zihniyeti, Erdoğan’ın talebi ile siyaset yürütmek ne hukuka ne ahlaka ne de insanlığa sığar. Almanya’nın tartışması gereken Belçika mahkemesinin kararını esas almak, buna göre Kürt siyasetini gözden geçirmek, Kürtler üzerindeki kriminalize politikalarına son vermektir.”
Kürt halkı kabul etmez
Koç son olarak, “Almanya’daki kurumlarımız, halkımız bu yasakçı zihniyetlere karşı hukuki ve demokratik mücadelesini sürdürecektir. Artık Kürtleri kriminalize etme politikalarının Almanya’ya değil, Türk devletine hizmet sunduğunu herkes bilmelidir. Almanya’nın da bunu böyle bilmesi gerekiyor” dedi.
Almanlar da PKK yasağına karşı

Köln’de 16 Eylül’de yapılan 25. Uluslararası Kürt Festivali’ne Kürt dostu Almanlar, Almanya’nın Kürtleri kriminalize politikalarına tepki gösterdi.
Almanya Federal Parlamento Köln milletvekili adayı Dr. Ernst Herbert, Belçika yargısının geçtiğimiz günlerde aldığı “PKK terörist bir örgüt değildir” kararına atıfta buldu. Herbert, “Brüksel Mahkemesi’nin bu kararı olumlu, selamlıyorum” dedi. Bu kararla Avrupa’daki PKK yasağının haksız ve yasadışı olduğunun teyit edildiğini vurgulayan Herbert, PKK’nin Kürt halkının en önemli özgürlük hareketi olduğunu belirterek, “devrim meşrudur ve bir suç değildir” diye ekledi. Almanya’da halen yürürlükte olan PKK yasağının kaldırılması gerektiğini vurgulayan Dr. Herbert, Kürt halkının da demokratik hakların güvence altına alınma hakkı olduğunu vurguladı.
Gençler yasaklara karşı
Festivale katılan Alman gençleri de PKK ve Kürt sembollerinin yasaklanmasına tepkili. Alman genç aktivist Gerrit M., Alman devletinin Kürt siyasetçileri tutuklamasına tepki gösterdi. Gerrit, Alman hükümetinin Erdoğan’a boyun eğdiğini ve Kürt aktivistleri, Erdoğan’ın rejimine karşıt olanları hukuk bir temeli olmadan tutukladığını kaydetti.
Festivale Siegburg’dan katılan Nils W., Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın insanlık dışı tutukluluk koşullarından dolayı Avrupa Birliği’nin (AB) Ankara’ya baskı uygulaması gerektiğini söyledi. Nils, özellikle Kürt Özgürlük Hareketi’nin kriminalize edilmesine son verilmesi gerektiğini vurguladı.
Köln’de yaşayan Tanja C. ise Türkiye’de yaşayan azınlıkların durumlarından endişeli. Sivil halkın, aktivistlerin ve siyasetçilerin herhangi bir hukuki temeli olmadan katledildiklerini, tutuklandıklarını aktardı.
Çocuktaki bayrak dahi alındı!
Festivale katılan Kürt Kadın Barış Bürosu (CENİ) Yönetim Kurulu üyesi Melanie Kupper ise Almanya’nın yasakçı zihniyetinin festivale de taşındığına dikkat çekti. Yiyecek-içecek, kitap standlarının yasaklanmasına tepki gösteren Kupper, yasaklı sembollere ilişkin ise şöyle konuştu: “Festival alanına girerken sıkı kontroller yapıldı; hatta polis, küçük bir çocuğun elinden bayrağı alacak kadar ileri gitti. Koca bir katalog doldurmuşlardı, yasaklı sembollere ilişkin. Bu yasağın etkisi festival alanında da görünüyor. Çok fazla renkler yok; çok çeşitli bayraklar yok” diye konuştu.
Kürt sembollerine ilişkin yasağının saçma ve çelişkili olduğunu söyleyen Melanie Kupper, seçim öncesi Kürtlere yönelik baskının arttığını söyleyerek, “daha da sıkılaştırılmasından endişeliyiz” dedi ve ekledi: “Bu yasağa karşı mücadele etmeliyiz.”
Jeopolitik çıkarlara kurban ediliyor
Festivale ikinci kez katıldığını belirten Alman aktivist Henrik S. (aktivist) de Kürtleri Kobanê direnişinde tanımış, Şengal’de Êzîdîlerin kurtarılmasından çok etkilenmiş. Türkiye’nin baskıları ve yaşanan haksızlık karşısında susmak istemediğini belirten Henrik, bu yüzden Kürt Özgürlük Mücadelesi ile dayanışma içerisinde olmak istediğini ifade etti. Kürtlere yönelik kriminalizasyona tepki gösteren Henrik, “Aslında sadece Almanya değil, tüm dünyada kriminalize ediliyor. Uluslararası jeopolitik çıkarlar, insan haklarından önce geliyor ve bunların hepsi Türk devleti ile ilişkinin bozulmaması için” dedi.
Silah ticaretine son verin
Alman silah şirketi Rheinmetall’in Türkiye’de bir tank fabrikası kurma planlarını kınadığını buna karşı eylemlerde yer aldığını ifade eden Henrik S., “Alman hükümeti isterse bu fabrikayı önleyebilir ama kendi yetkilerinin dışında olduğunu savunuyor. Bu hükümetin ikiyüzlülüğüdür” dedi.
MUSTAFA MENGE/KÖLN