Çünkü anksiyete bozukluğu diye bilinen ciddi bir hastalık geçiriyor.
Wikipedia’ya göre anksiyete, “başına kötü bir şey geleceğini düşünme, rezil olmaktan veya komik duruma düşmekten korkma gibi düşünsel, fakat çoğu kez nedeni belirsiz, tanımlanamayan bir gerginlik durumudur.”
Paronayak güvensizlik olarak özetlenebilecek bu bilgi, bire bir Tayyip Erdoğan’ın yakalandığı hastalığı tanımlıyor.
Anksiyete hastası, duygusal açıdan kendisini korku ve panik içinde hisseder. Kişi her şeyi olabilecek en olumsuz yönüyle ele alır, moral seviyesi en alt düzeydedir.
Erdoğan ve AKP Hükümeti, Kürtlerin Rojava’da ilan ettikleri demokratik özerkliği tanımayacaklarını başından beri belirtiyorlardı.
Bu stratejinin bir gereği olarak, Kürtlere karşı kim savaşıyorsa onları desteklediler.
Erdoğan’ın bugünlerde artan tutarsızlıkları, çelişkili ve kendi kendisini yalanlayan konuşmaları anksiyetesinin zirve yaptığını gösteriyor.
PKK’ye, PYD’ye ve YPG’ye yönelik saldırganlığının altında, dünya halklarının Kürt halkına ve PKK’ye artan ilgisi ve büyüyen sempatisi yatıyor.
Çünkü Erdoğan, bütün gücüyle desteklediği ve ideolojik olarak kardeş gördüğü DAİŞ çetesinin yenilgisini görüyor.
Erdoğan önceki gün Estonya’dan dönerken, uçakta gazetecilere, “Kobanê Araplarındır. Zaten oranın gerçek ismi Ayn’el Arap’tır” demesinin nedeni de bu hastalıktır.
Bu hastalık ehil doktorlar elinde tedavi edilirse bir yılda düzelebiliyormuş.
Ama Erdoğan’ın o şansı da yok.
Çünkü Erdoğan’ın anksiyete bozukluğunu tetikleyen ciddi ve ağır bir hastalığı daha var.
Adına  “Hubris sendromu” denilen, güç zehirlenmesi…
Le Monde gazetesinde iki hafta önce Alain Frachon imzası ile çıkan yazıda, Tayyip Erdoğan’ın Hubris sendromu yaşayan tipik bir vakıa olduğu yazılıyordu.
O yazıdan öğrendik ki hubris sendromu yaşayanlar, güç kullanarak bütün dünyayı kendi yüceltme alanı haline getirebileceklerine inanırmış.
Hubris hastası, ilahi adalet dışında kendisinin hesap vereceği hiçbir mekanizma tanımazmış.
Kendisini yarı tanrı gibi gören ve bu konumuna içtenlikle inanan hubris hastalarının gerçekle bağı kopuk olurmuş.
Hubris hastası görüntü ve ifadesi ile orantısız bir endişe içinde, kesintisiz tedirginlik yaşarmış. Çevresinde ve en yakınındakilere dahi güvenmez, bir çok çevrenin ve gizli düşmanın kendisi aleyhine sürekli tuzaklar kurduklarına inanırmış.
“Orası Kobanê değil Ayn’el Arap’tır… ABD Kobanê’yi neden bu kadar önemsiyor anlamadım? Kobanê’ye yardımı Obama’ya ben önerdim… ABD’nin Kobanê’ye silah sevkiyatı kabul edilemez…Peşmergelerin Kobanê’ye geçmesini biz önerdik… Özgür Suriye Ordusu Kobanê’ye giderek PYD’nin oyununu bozacak…”
Bu cümleler Erdoğan’a ait. Her bir başlığı açımlayarak gerekçelendirmiş.
Anlamak, bir mana çıkarmak için kendinizi zorlamayın.
Çünkü ciddi bir anksiyete bozukluğu yaşayan ve bu hastalığı, hubris sendromu ile tetiklenen bir hastanın sayıklamaları bunlar.