Sebahat Tuncel’den “ikici tokat”ı daha da etkileyici buldum.
Tuncel,  “Ergenekon” ile devletin aklandığını söyledi.
Bu ikinci “tokat”ın adresi Erdoğan’dı.
Erdoğan ile Tansu Çiller ve Mehmet Ağar arasında ne fark var.
Ve hatta Erdoğan az Hayri Kozakçıoğlu, biraz Erkan Ünal ve eğer illegaliteye geçmiş olsa, daha çok “Yeşil”e benzemiyor mu?
Erdoğan patentli devlet siyaseti, Ergenekoncular’ı gölgede bıraktı.
Kara bir bulut dolaşıyor ortalıkta.
Eğer Erdoğan yönetimi Newroz’a kadar bugünkü politikasından çark etmezse, geriye dönülmez bir çöküşe girecektir.
Kürdistan’da birkaç aydır devam eden “sessizliği”, biraz da “bir adım ileri, iki adım geri” olarak kabul ettim.
“Buzlar çözülmeye” başladığında, yani 21 Mart’ta, şimdiye kadar görülmemiş bir Newroz’un Diyarbekir’i “Başkent”e doğru taşıyacağına dair büyük bir zemin var.
Yaralar daha da derinleşti.
Kürdistan’daki operasyonlarda kullanılan AKP neşteri, Kürtler’i Ankara’ya daha da yabancılaştırdı.
Erdoğan’ın Güney Kürdistan’a müdahalesi, Sömürgeci Bağdat’daki diktatörlükle Ankara arasında bir soğuk savaş dönemi başlatmış bulunuyor.
Türkiye artık Kürdistan’ı işgal eden Sömürgeci Devletler’in öncüsü değil.
Dört devletin stratejisyenliğini yürüten merkez artık Ankara değil.
Kürdistan’ı “böl-yönet” politikası yeniden gündemde.
Paylaşım savaşı belirginleşiyor.
Ahmedi Nejad Erdoğan’ı takmıyor.
Erdoğan, Nejad’ı gölgesine düşürecek kudretten yoksun.
Esad yönetimi Türkiye’ye rest çekti.
Erdoğan, Esad’ı da ipe götürmeye hazırlanıyor.
Bu arada en önemli gelişme Kürdistan cephesinden.
Kürtler yukarıda isimlerini sıraladıklarımın hiçbirini “takmamaya başladı”.
Mücadeleci Kürt güçlerinden bahsediyorum.
Güçlü bir Kürt hareketinin Lenin’in deyimiyle, geçici bile olsa “şeytanla bile anlaşmaya” gidebileceğini görebiliyorum.
Geriye kalan Kürtler ise, artık “köy korucuları” değil.
“Köy Korucuları” modeli, mücadelenin temel olarak kırsal kesimlere dayandığı dönemin işiydi.
Şimdilerde Kürt mücadelesi kentlerin zeminini dolduruyor.
Artık “Şehir Korucuları” var.
Bu konsept AKP patentidir.
Şehir Koruculuğuna ikinci kez soyunan şimdiki “as” isim dejawu Mehmet Metiner’dir.
Şehir Koruculuğu, ölü Metiner’i diriltecek gücü olduğunu gösteriyor.
Metiner’in, Köy Korucu liderlerinden, Adıyaman’dan farkı var mı?
Dahası TRT (şaş)‘a dayanıyor. Gerçekten birileri Murat Ciwan’ın Korucular’ın diğer lideri Sedat Bucak’dan bir farkının olabileceğini söyleyebilir mi?
Ben tek farkı görebiliyorum: Köy Korucuları silah kuşanmak mecburiyetinde bırakılırlar.
Şehir Korucuları ise, ya mikrofona konuşarak, ya da kaleme sarılmaya mahkum edilirler.
Ortak yanları; maaşlı olmaları.