Cizre’de insanların bodrumlarda, canlı yayında ve dünyanın gözleri önünde diri diri yakılarak katledilmesinin üzerinden neredeyse bir yıl geçti. Şimdiye kadar katliamı yapanlara ya da emrini veren AKP hükümetine ne bir soruşturma açıldı, ne de bir yaptırım uygulandı. Cizre ve Kürdistan’da sadece insanlık diri diri yakılmadı; şehirler yıkıldı, anne karnındaki çocuklar katledildi. 

Cizre’de yaşanan vahşetin tanığı, aynı zamanda mağduru olan HDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, katliamın ardından Avrupa’ya gelerek hükümetler ve devlet yetkilileriyle yaptığı görüşmelerde yaşananları anlattı. 

Sarıyıldız, BM ve Avrupa’nın Erdoğan’ı yargılayacak kadar belgeye sahip olduğunu söyledi ve ekledi: “Halen de BM ve uluslararası kurumlar ileride Erdoğan’ı insanlığa karşı suç işlemekten yargılamak için belge topluyor, biriktiriyor. Ancak Avrupa devletleri siyasi ve ekonomik nedenlerle ciddi tavır göstermiyor. Devletlerin yaklaşımı öyle umudumuzu büyütecek nitelikte değildir.”

Cizre’deki katliamın ardından Avrupa’ya geldiniz ve ülke ülke, şehir şehir gezerek katliamı anlatmaya çalıştınız. Öncelikle tüm bu temaslarınızdan ne sonuçlar çıktı?

Yaklaşık 5 aydır Avrupa’dayım. Şu ana kadar hemen hemen dolaşmadığım kent kalmadı. Gittiğimiz her yerde halkımızla bir araya gelmeye çalışıyoruz. Avrupalı dostlarımızla, siyasi çevrelerle bir araya gelmeye çalışıyorum. Bu süre zarfında Avrupa Parlamentosu’nda, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Cizre ve Kürdistan’da devam eden insanlık suçlarına ilişkin söz alma imkanımız oldu. Bütün temaslarımızda şunu anladık: Avrupa, Ortadoğu’da neler olup bittiğini biliyor. Erdoğan’ı da Türk hükümetini de yeteri kadar tanıdığını düşünüyoruz. Ama buna denk bir tutumun alınması konusunda Avrupa’nın öyle çok ciddi bir tavrı da yok. Mesela birkaç ülkenin hükümet çevreleriyle görüştüğümüzde onlar, Erdoğan’ın nasıl bir siyasi karaktere sahip olduğunu dile getiriyor. Fakat Avrupa, kendini kimi konularda güçsüz hissediyor. Mesela vahşi DAİŞ saldırılarına karşı korumasız hissediyor. Diğer taraftan Türkiye ile ticari münasebetleri var. Türkiye’nin şantajlarına bir yere kadar boyun eğdiklerini düşünüyoruz. Aslında mevcut, verili siyasetle kendilerini koruduklarını düşünüyorlar.

Son zamanlarda biz sürekli dile getirmeye çalıştık: “Bu siyaset sizi mevcut sorundan uzak tutmayacaktır. Kimi bazı şeyleri belki geciktiriyorsunuz ama yarın öbür gün Türkiye Suriyeleştiğinde -ki gidişat büyük adımlarla oraya doğru gittiğini gösteriyor- o zaman Avrupa’ya hem yüz binlerce insan akmış olacak hem de aslında bununla birlikte dünyanın istikrarı daha fazla bozulacak.”

Erdoğan, Kürdistan’daki siyasal hareketi, Kürt Özgürlük Hareketi’ni en ağır, en kirli ve en iğrenç yöntemlerle bastırmaya çalışıyor. Bunu yaparken uluslararası değerleri, ölçüleri ciddiye almadığını görüyoruz. En fazla, “Bizi bu halde Avrupa Birliği’ne almazlar” diye düşünüyor. Zaten mevcut halde Avrupa Birliği ve benzeri yapılara giremeyeceğinin de farkında. Onun için meydan okumakta sakınca görmüyor. Taşra kökenli lümpenler gibi sağa sola tehdit savurmayı iktidarı açısından sonuç alıcı görüyor. 

Şırnak, Cizre, Sur ve Nusaybin’de ne oluyor şimdi?

10’un üzerinde Kürt kenti yıkılıp yerle bir edildi. Cizre’de birkaç mahalle büyük oranda yıkılmış. Nusaybin’de, Şırnak’ta da aynı şekilde yıkım devam ediyor. Mahalle boyunca evler dümdüz edilmiş. Şüphesiz o mahallelerde yaşayan binlerce, on binlerce insan vardı. Kürdistan halkında dayanışma duyguları güçlü olduğu için halen iki, üç hane bir eve yerleşmeye çalışmış durumda. Tabii halkımız 90’lı yılların halkı değil. 90’lı yıllarda özgüveni sınırlıydı, iradesi ve şimdiki gibi bilinci yoktu. Belki büyük bedeller ödediler ama 25 yılda bir irade ve bilinç ortaya çıktı. En anlamlı duruşun Kürdistan’da kalmak olduğunun farkındalar. Evini terk etmek zorunda kalan yüz binlerce insanımız, yasaklar kalktıkça geri geldi. Belki geride sığınacakları bir ev yoktu, fakat bir odası kalmışsa bile oraya yerleşmeye çalışıyor. 

Uluslararası kurumların bu konuda herhangi bir yardımı ya da talebi var mı?

Kürdistan’da yıkılan kentlerin Halep’ten, Şam’dan hiçbir farkı yok. Birleşmiş Milletler’in oralara yardımları var, fakat Türkiye’ye yok. 

Neden yok? 

Türkiye bir NATO ülkesi. Öyle bir manzaranın yenilgisi anlamına geleceğini bildiği için Türkiye kapalı, izin vermiyor. İki gün önce Şırnak vekillerimizin, Şırnak’ın durumunun Şam’dan, Halep’ten, yıkılmış Suriye kentlerinden farkı olmadığı ve Birleşmiş Milletler’in adım atması gerektiği yönünde çağrıları oldu. Ama uluslararası kurumların en ufak ama en ufak  bir çabası olmadı. Şu ana kadar adım atılmış değil. 


Birleşmiş Milletler’in Cizre’ye incelemek üzere göndereceği heyet konusunda bir gelişme var mı? 

Birleşmiş Milletler aslında Cizre’de 100’den fazla kişinin insanlık suçu teşkil edecek biçimde yakıldığının bilgi, belge ve emarelerine sahip olduğunu ifade etmişti. Cizre’ye bir araştırma heyeti göndermek istediğini ama Türkiye’nin olumlu yanıt vermediğini söylemişti. Hala bir yanıt verilmiş değil. Verilmesi halinde AKP’nin talimatları ile işlenen insanlık suçları ayyuka çıkacak ve bu onların yargılanmasına, cezalandırılmasına kadar, yani Erdoğan’dan tutun, orada çocuklarımızın üzerinde benzin döküp çakmak çakan katile, DAİŞ zihniyetli asker ve polise kadar birçok kişi yargılanacak. Dolayısıyla şu ana kadar izin verilmiş değil. 

Birleşmiş Milletler, Cizre’de vahşete tanık olan birkaç insanı da dinledi ve not ediyor. Şu an dünyanın, Birleşmiş Milletler’in, uluslararası kurumların değişen tek yaklaşımları şöyle: Eskiye nazaran bizi daha çok dinliyorlar, dediklerimizi not ediyorlar. 

Yakın zamanda bitireceğimiz dosyayı da Birleşmiş Milletler’e sunacağız. Tüm o çağrılara rağmen onlarca üniversite öğrencisi, gazeteci, sanatçı, siyasetçi, silahsız olan ama politik duruşu nedeniyle o mahallelerde bulunan insanlar toplu halde nasıl yakıldı, bunlara ait bilgiler var bizde. Onlarla günlerce yaptığımız konuşmaların tapeleri de mevcut.

Uluslararası kurumlardan nasıl bir tavır bekliyorsunuz?



O insanlar tüm çağrılara rağmen canlı yayında nasıl yakıldı? En son Mehmet’le (Yavuzel) görüşürken orası bombalanıyor, yakılıyor, yıkılıyor ve bir daha seslerini duyamadık. En son 30 Ocak’ta görüştük. Tabii ondan sonra iki ayrı bodrumda 143 insanımız vahşi bir şekilde yakıldı. Daha sonra bazıları suç izleri ortadan kalksın diye, hafriyatlar ile birlikte derelere döküldü. Dereye dökülen insan parçalarına ait görüntüler de bizde mevcut. Belediyemize ait cenaze aracı ile bir defasında 27 cenaze taşınabilmiş. Bu ne anlama geliyor? Demek ki bedenler tamamen kül olmuş. Dünya bu bilgi ve belgeleri alıyor, kaydediyor. Dünya bir tavır belirlerken, analitik hesaplara göre yapıyor. Dünya sisteminde belirleyici olan kimi ahlak, erdemler değil, analitik hesaplar, çıkarlardır. Ama öyle anlaşılıyor ki, Erdoğan’dan beklentileri kalmadı gibi. Bu nedenle yarın öbür gün Erdoğan başta olmak üzere diğerlerini yargılayacak düzeyde ellerinde belge olsun istiyorlar.

Sizin bu konuda Avrupa’da son olarak yaptığınız girişimler ve ve gelişmeler ne yönde? Açıklamaları ve yaklaşımları nedir? 

En son geçen hafta bir Birleşmiş Milletler raportörü ile Cizre’deki tüm vahşete tanık olmuş bir belediye çalışanımız görüştü. Basına kapalı bir görüşmemiz oldu. Arkadaşımız, Cizre’deki tanıklıklarını, neler olup bittiğini paylaştı. Yarın öbür gün kimi gazetecileri de dinleyebilirler. Orada vahşete tanık olmuş basın mensuplarını…

Raportörler ne diyor, ne yapıyorlar?

Raportörler aslında bu bilgilerin önemli olduğunu ifade ediyorlar. Bu bilgilerin kendilerine iletilmesi gerektiğini söylüyorlar. Birleşmiş Milletler’in Amerika’daki birimleri ile de bu konuyu görüşmeyi ve paylaşmayı düşünüyoruz. Şu çağrıyı yapmak istiyoruz: Birleşmiş Milletler’in eğer insanlık değerlerini korumak, toplumun huzurunu korumak gibi bir derdi var ise, bu konuda samimi adım atması gerekiyor. Şöyle bir gerekçenin bizler için bir anlamı yoktur: “Türkiye izin vermiyor, gidemiyoruz.” Bu ne demek? Şüphesiz bir katil, onun katliamının ortaya çıkmasını istemez. Eğer bunun ötesinde bir irade varsa onu zorlaması gerekiyor. Kimi yaptırımlara gitmesi gerekiyor. Kaldı ki Birleşmiş Milletler’in gücü de vardır.  İnsanları öldürmek, yakmak, insanlığa karşı işlenmiş suçlardır. Sadece orada yakılan insanların aileleri açısından suç teşkil etmiyor. Bunun insanlığa karşı bir tehdit olarak görülmesi gerekiyor.

BM Genel Kurulu’nda oturuma katıldınız. Orada, “Cizre’de katledilen insanlar adına buradayım” dediniz. Genel Kurul’daki insanların yaklaşımı nasıl oldu? 

DAİŞ’in ne kadar tehdit teşkil ettiğini, Kürtlerin büyük bir ruhla direndiğini biliyorlar. Halkların Kürtlere yönelik sempatisi var. Ülkelerin yönetimleri, iktidarları ise böyle değil. Mesela isimlerinde sol, sosyalist olan iktidarların da aslında çok da o isimlerine yaraşır bir tutuma sahip olmadıklarını gördük. Herkes her şeyin farkında. Kürtlerin orada, o vahşi karanlık odaklara karşı mücadelesinin de farkındalar. Minnet duygularını ifade ediyorlar. Ama buna denk bir tutumun olmadığını görüyoruz. Birleşmiş Milletler’in ‘İnsan Hakları’ temalı genel kurulunda İsviçre ile Fransız temsilcilerinin ciddi anlamda Türkiye’ye dönük eleştirileri vardı. Bizim orada ifade ettiklerimiz tutanaklara da geçti. Bence dünyanın orada olup biteni bilmemesi gibi bir sorun yok. Şu an her şeyin farkındalar, biliyorlar; ama adım atılması konusunda çok pozitivist, analitik hesaplarla hareket ettiklerini söyleyebiliriz. Devletlerin yaklaşımı öyle umudumuzu büyütecek nitelikte değil. 

Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümeti hakkında yapılan suç duyurusu başvuruları da var... Bu konuda gelişmeler ne yönde?

Şüphesiz dünya, bu konuda çok siyasi yaklaşıyor. Objektif, hukuki yaklaşmıyor. Şu an Erdoğan’ı Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde Miloseviç ve benzeri birçok despot gibi yargılamak için yeteri kadar malzeme var, dünyanın elinde. Bence ellerinde de hazır tutuyorlardır. 

Öyle anlaşılıyor ki Avrupa, dünya siyasetini belirlemede Amerika ve Rusya gibi etkili değil; Türkiye de bunun farkında. O nedenle sürekli Avrupa’ya meydan okuyor. Rusya da aslında yeni dengeleri oluşturan hegemonya savaşları ile yeni bir alan kapma noktasında Türkiye’ye ihtiyaç duyuyor.


RAMAZAN MARANKOZ / HABER MERKEZİ