
TC tarihi, Kürtlerle sefil bir savaşın safhalarıdır. Başlangıcı da, 1920 Koçgiri’dir.
O günden beri, aralıksız kanıyor Kürdistan. Türk ırkçılığını köpürdettenler, bahar güneşiyle kanı ısınan sığır arısı enerjisiyle saldırıyorlar.
Çünkü, onlar için, bu mesele, Türk’ün "bek‘aa" (gelecek) davasıdır.
Recep Erdoğan, bu teraneyi geveleyerek, günümüzde yer yüzündeki bütün Kürtlere karşı kin bilemekte, örneğin "Kuzey Suriye’de Kürtleri susturup sindirmenin, Türk devleti için bek’aa meselesi" olduğunu söylemektedir.
Dünyada, hayatiyetini bir başka ülkenin, halk ya da devletin yok olmasında arayan, böylesi soysuzca ayıplı, uğursuzca kanlı ve ahlaksız hayat tarzı ve bu tarzdan sadır olan düşmanlık yoktur.
Söz gelişi, orta Avrupa ülkeleri etniksel olarak karma, katışıktır. Ama hiç biri, bek’aa için ötekinin ölümünü tasarlayıp yolunda tuzaklar kurmuyor.
Ama, Türk devleti, bir garip ırkçılık mayasıyla zehirlemektedir, kendi yurttaşını. TC’nin bölgesel bütün hesapları, Kürtleri yok etme üzerinedir. Onların ayakları üstünde durması Türkler için, bek’aanın kararması demektir, çünkü…
Atatürk, Kürtleri kırıp, ülkelerini yakıp yıkmayı bek‘aanın kurtuluşu olarak görmüş olamlı ki, tabuta son çiviyi çakma misali, Kürtçe konuşmayı bile yasaklamış, dağ, bayır, köy, kasaba isimlerini ayakta bırakmamış, tümünü değiştirmiş, kendince Türk yapmıştı.
Faşist Mussolini‘den alınan ceza kanununun maddeleriyle, bek’aa korumaya alınmıştı.
Buna rağmen, 1984 yılında, başkaldırının ilk kurşunu tetiklendi. TC, karşılık olarak topyekün haydutlaştı. Kolay av olan sivillere saldırdılar. Köyler yaktılar. Yol kestiler. İnsan kaçırdılar. Sivil katliamlar yaptılar.
2002’de savaşı devir ve teslim alan AKP iktidarı hilekar, madrabazdı. Daha sonra Arap dünyasını kan tarlasına çevirecek, IŞİD’ın Türk versiyonuydu. Siyasal, sosyal dolandırıcıydı. Cami, din-iman diyorlardı ama hırsızlık, cinayet, kırım, ne kötülük varsa onlardaydı.
IŞİD dindarlığı, kindarlığını sürüyor, öte yandan barışçı da görünüyorlardı. İnsaniyet deseniz onlardaydı. O kadar ki, Türk ırkçılığının derin çeteciliği olan yeminli Kürt kanlısı Ergenekoncular, Kızılelmacı, Kemalist Avrasyacılarla koalisyon müzakerelerindeyken, Kürtlerle de barış ve kardeşlik müzakerelerinde. Müzakere ile Kürtleri oyalayarak, topyekün savaş hazırlığı, yığınak yaptılar. Sonra Erdoğan bir gün aniden, "barış duasına paydos" dedi.
Irak ve Suriye’ye salınmış İslamo Faşist çetelerden devşirilen ÖSO takviyeli ordu, polis ve MİT genel taarruz için öne sürüldü. Hepiniz, bütün dünya şahittir. Kürtlerin bütün kazanımları hedefti. En başta da mezarlıklar…
Mezarlıkları havadan bombalayarak talan, kırım ve yıkım seferini başlattılar. Kürtlerin özgürlük penceresi, nefes borusu olan belediyeciliği hedef aldılar. 10 Kürt şehrini ayrı ayrı kuşatıp tanka, topa, havadan da füzelere tuttular.
Kürtlerin seçimle aldıkları Belediyeleri tanklar, toplarla kuşatıp IŞİD naralarıyla düşman kalelerini zapta çıktılar. Binalara, Türk bayrakları çektiler. Seçilmiş başkanları kelepçelediler. Çalışanları işten attılar. Belediyelerin dil, tiyatro, müzik gibi kültür, her türlü sanat kurumlarını yok ettiler. Kürtçe hizmet veren kreşleri kapattılar. Kürtçe tabelaları indirdiler. Aralarında büyük Kürt yazarı Ehmedê Xanî, siyasetçi Orhan Doğan heykeli, Roboskî katliamını simgeleyen anıt ile, katledilmiş çocukları temsilen dikilmiş Uğur Kaymaz, Ceylan Önkol anıtlarını kaldırdılar.
Valiler, kaymakamlar kayyum olarak, seçilmiş belediye başkanlarının yerine oturtuldu. Halka ait olan her şey halka kapandı.
Sonra mı? Kürtler kayıplara uğradılar, elbette. Acı çektiler. Kürtler için, kazançsa eğer, Türk İslamının İslam değil, kana doymayan Kürt kini ve talanıyla IŞİD-ÖSO dini olduğunu yaşayarak gördüler.
Türk rejimine gelince: Borç para ile dört parçada Kürtlere saldırmanın sonucu olarak, şimdi açlık, kıtlık uçurumunda. Açlar çare olarak intihara koşuyor, çıldıranlar birbirini boğazlıyor.
Recep Erdoğan’ın başı belada olduğunu görüyor. Ama kurtuluş olarak, ırkçı zehirle insanlıktan çıkan yandaşlarına hala, Kürtlere karşı zafer vaadediyor. Haydutlaşma ile, gelecekte de belediyelerin çalınıp gasp edileceğini…
Bu Türk devletinin mafya düzeneğine geçtiğinin ilanıdır. Ama, Kürtleri yıldırmak mümkün değildir. Onlar ki, nice vahşi sulardan geçip geliyorlar…
*
SEVGİLİ OKURA:
Bir hafta süreyle yokum, ben. Yeniden buluşmak dileğiyle, iyiliklerle…