Amerika’dan Bakış


Türkiye’de Kürtlere katliamlarla boyun eğdirmeye çalışan Erdoğan rejiminin enkaz halindeki Suriye ihtirasları darbe üzerine darbe alıyor. Kobanê ile başlayan ve Til Abyad ile devam eden yenilgi sürecinde geçen hafta üçüncü önemli dönüm noktasıydı.

Bilindiği üzere Erdoğan rejimi 'Azaz koridoru’ denilen ve Türkiye sınır kapısından Halep merkezine ve oradan da İdlip’e uzanan 10-25 kilometre genişliğindeki ince şerit üzerinden Suriye’deki çeşitli cihadist örgütlere 'insani yardım’ adı altında silah ve malzeme ikmali yapıyordu. İşte Türk hükümetinin tam PYD’yi Cenevre’den dışlamanın zafer sarhoşluğunu yaşadığı bir sırada, Rus bombardımanı eşliğinde Suriye ordusu bölgedeki iki küçük Şii kasabası Nubl ve Zehra’yı ele geçirerek Türk hükümetinin terör örgütlerine silah ve malzeme yardımında kullandığı cihadçı otoyolunu trafiğe tamamen kapadı.

Bu, savaşın kaderini değiştirecek kadar önemli bir gelişme, çünkü Türkiye’den cephe gerisi olmaktan çıkıyor ve Halep diğer muhaliflerin kontrolündeki bölgelerden izole ediliyor. Eğer aksi yönde dramatik bir gelişme olmazsa bu yeni durumun Türkiye destekli grupların dağılmasıyla sonuçlanması kaçınılmaz. 


YPG Azaz kapısında

Ruslarla pasif bir ortaklık içinde hareket eden Afrin kantonu SDF güçleri ise aynı esnada daha Kuzey’de Azaz’a doğru ilerledi ve Erdoğan’ın terör otoyoluna bir darbe de onlar indirdi. Birden fazla köyü ele geçiren Kürt güçleri Azaz-Halep otoyolunu iki ayrı noktadan kesmeyi başardı. 

Bu durum Türkiye güdümündeki çeşitli cihadist örgütlerin dağılma, teslim olma ve birbiriyle çatışma eğilimlerini artıracağı gibi, Türkiye ve Suudi Arabistan’a duyulan ihtiyaç ve güvende de ciddi bir azalmaya yol açacak. Bu gelişmeyi, haklı bir tepkiyle doğan ancak bölgesel güçlerin elinde oyuncak olan Suriye 'devriminin’ bir trajedisi olarak tarihe not düşmek gerekiyor.


'Ilımlı’ İslamcılar masayı devirdi

Daha 2 hafta önce Kürtler dahil olmasın diye Erdoğan rejiminin yedi düvele tehditler sundukları Cenevre görüşmelerinin ömrü iki gün oldu. Rejim muhalifleri Suriye’deki yedikleri askeri darbelerin ardından Suudi Arabistan ve Türkiye’nin baskısıyla masayı devirmek zorunda kaldılar. Barış görüşmesi yürüttüğü güçlere aynı anda askeri operasyon düzenlemek ancak Rusya gibi mafyatik bir rejime yakışırdı. Bu açıdan Erdoğan-Putin rekabetinin bir 'dinsizin hakkından imansız gelir’ hikayesi olarak izlemek gerekiyor.


ABD-YPG ortaklığı 

kurumlaşmasını ilerletti

Geçen haftanın ikinci önemli gelişmesi uzun süredir hakkında çeşitli spekülasyonlar yapılan Rimelan’daki uçuş pistinin ABD tarafından genişleterek kullanımına açıldığının onaylanması oldu. 

İddialara göre şimdiden 2 ayrı askeri yardım yapılmış durumda. Silah yardımının bir Menbic operasyonu için yapıldığı söyleniyor, ancak Şadadi’nin daha mantıklı olduğunu düşünüyorum. 

Kobanê’de diplomatik temaslarda bulunan ABD liderliğindeki heyet de bu havaalanını kullandı. Rimelan ufak bir uçuş pisti ancak ABD ile Suriye Kürtleri arasındaki işbirliğinin geldiği düzeyi göstermesi açısından büyük bir sembolik öneme sahip. Nitekim havaalanının kullanıma açılması ve siftahı Brett McGurk’un yapması Erdoğan’ı çileden çıkarttı.


Ne beklemeli?

Bir momentum politikacısı olan Erdoğan, Halep yenilgisinden sonra Türkiye sınırına yığılan Suriyelileri Avrupa’dan şantajla para kopartmak için kullanarak yenilgiden yeni hamleler çıkarmak istiyor. Avrupalılar şu an için aciz, köprüyü geçene kadar 'ayıya dayı’ diyecekler. 

Ancak bu durum Erdoğan’ın emperyal hayallerinin suya düştüğü Suriye’de manevra alanının iyice daralmış olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bundan sonra Erdoğan bütün negatif enerjisini Kürtlere yöneltecek. Esad konusunda 'taviz’ verip Suriye’yle ilgili sorununu Kürtlere indirgemeye ve böylece kendisine karşı oluşmuş fiili Rus-Amerikan-Kürt bloğunu çatlatmaya çalışacak. Rusya'yla gerginliği azaltmaya çalışırken de bir yandan da ABD’yi Kürtlerle Erdoğan rejimi arasında tercihe zorlamaya çalışacak. Nitekim Erdoğan bir haftadır ABD’yi PYD’yi terörist ilan etmesi konusunda baskı yapıyor, 'ya bizdensiniz ya da onlardan’ diye tehditler savuruyordu. Sonunda John Kirby’den cevabını aldı, yerine oturdu. 

İşin özü şu: Tarihte eşi benzeri görülmemiş bir biçimde, hem ABD hem de Rusya Erdoğan’ı en zayıf yerinden, yani Kürt sorunundan yakalamış durumda. Rusya ve ABD’nin diplomatik metodları ve üslupları benzemeyebilir ancak her iki devletin de Ortadoğu’nun bu yeni 'serseri’ rejimini 'münasip bir yerinden’ yakalamışken kolay kolay bırakmayacakları kesin.