Tayyip Erdoğan’ın ölünceye kadar tek adamlık ısrarı, kendisi bakımından ikinci bir alternatifin bulunmayışındandır.
2002 yılında girdiği ilk seçimlerden, iktidarının son dönemine kadar AKP’yi ve Erdoğan’ı destekleyen ABD ve Avrupa, uzun bir süredir Erdoğan’ı uzun vadeli ilişkiler bakımından güvenilir bir partner olarak görmüyor.
Irak, Suriye, İran bakımından Tayyip Erdoğan, güvenilmez ve kötü bir komşudan öte bir şey değil.
AKP’nin kuruluşundan itibaren, 2002 ve 2007 iktidarı dönemine kadar Erdoğan’ı koşulsuz destekleyen iş çevreleri ve liberaller, Erdoğan karşıtı cephenin içindedirler.
Fethullah Gülen ve örgütü, artık Tayyip Erdoğan’ın kan davalısı konumunda.
Kürt siyasi hareketine mesafeli duran, DBP ve HDP’yi desteklemeyen, kurulduktan sonra AKP ve Erdoğan’ı destekleyen Kürtlerin çok önemli bir kesimi de, AKP Hükümetinin DAİŞ çetelerini desteklemesi ve Erdoğan’ın “Kobanê düştü düşecek” sözlerinden sonra pozisyonlarını değiştirdiler.
Abdullah Gül, Bülent Arınç, Hüseyin Çelik ve Ali Babacan gibi isimler bundan sonraki süreçte, Tayyip Erdoğan’la birlikte yürümeyeceklerini; onun tek adam yönetimini kabul etmeyeceklerini değişik konuşmalarla ilan ettiler.
Abdullah Gül, “Türk usulü başkanlık sistemi olmaz” derken açık bir biçimde Erdoğan’a, “bundan sonra herkes kendi yoluna” demiş oldu.
Bülent Arınç’ın “daha kral çıplak demedim ama zamanı gelecek” sözleri doğrudan Tayyip Erdoğan’a yönelikti.
Hüseyin Çelik’in, “Everest en yüksek tepedir ama Himalayalar olmasaydı, Everest bir hiçti” benzetmesi Erdoğan’a yapılmış, “yol arkadaşlarını ve AKP tabanını hiçe sayarsan sonuçlarına katlanırsın” restinden başka bir anlama gelmiyor.
Ali Babacan, önceki gün Erdoğan’la aynı cephede olmadığını ilan etti. Tek adamlık ve başkanlık sistemine karşı olduğunu beyan etti; “Kişiler gelip geçicidir, herkes fanidir. Ama ileri demokrasilerde kurumlar ve kurallar esastır.”
Bütün bunları Tayyip Erdoğan da görüyor ve yalnız olduğunu çok iyi biliyor.
Erdoğan içeride ve dışarıdaki yalnızlığını öyle güçlü bir şekilde ördü ki artık giderilmesi mümkün değil.
Şimdi güvenebileceği bir tek müteffiği kalmıştır: Ordu ve askerler.
Erdoğan’ın yalnızlığı, onu “askeri vesayeti sonlandıran lider”likten, “orduyu ve askerleri yeniden iktidara taşıyan kişi” konumuna getirdi.
Bu dönüşü “meşrulaştırmak” ve askerlerle ittifak için keskin bir dönüş yapmak zorundaydı.
O dönüşü yaptı, “Kürt sorunu yoktur”, “müzakerelere ve izleme komisyonuna gerek yoktur” dedi.
PKK’nin savaş ve çatışmayı başlattığı yalanını uydurdu. Bu yalana Necdet Özel de ortak oldu. Tayyip Erdoğan ve Necdet Özel seçimler öncesinde provokasyon yaratarak gerilimi tırmandırmak istiyorlar. Sınır boylarında, Ağrı’da yapılan operasyonlar bu kapsamdadır ve 7 Haziran seçimlerine “hazırlık” faaliyetleridir.
Erdoğan, tek adamlığını tesis etmek ve cumhurbaşkanlığı sona erdikten sonra da kendisini güvenceye alma telaşı içindedir.
Güvensizlik ve korku ona her şeyi yaptırabilir. Bu gözükaralığın kendisi açısından “makul ve mantıklı“ gerekçesi var.
Başkanlık sistemini oluşturacak sayısal çoğunluğa erişemezse eğer, kendi güdümündeki iktidarı da kaybedecektir.
Seçimlerden sonra AKP’li veya AKP’siz yeni iktidarın kabul görebilmesi ve yeni bir süreç başlatabilmesinin yegane koşulu, Tayyip Erdoğan’ın krallığına son vermesidir.
Erdoğan diktası sona erdiğinde kendisi ve çocukları için yolsuzluk soruşturmaları da gündemleşecektir.
Kader kendisine yardımcı olmazsa eğer, Erdoğan’ın beş yıl cumhurbaşkanlığı sürdürebilmesi bile imkansız hale gelebilir.