Kanlı ve gizemli darbe girişimin ardından bir ay geçti, darbenin komuta kademesi, planlayıcıları hala aydınlatılamadı. Erdoğan, Allah’ın lütfu olarak gördüğü başarısız darbe girişimini kendi gücünü daha da pekiştirmek, muhalefeti etkisiz hale getirmek ve Kürtleri sindirmek için kullanmaya başladı.

Demokrasiyi durağa geldiğinde inilecek tramvay olarak gören Erdoğan, 15 Temmuz itibariyle son durağa gelmiş bulunuyor. Peşine taktığı Kılıçdaroğlu ve Bahçeli ile birlikte laik, demokratik cumhuriyetin tabutuna son çiviyi de koyuyor.

Erdoğan’dan demokrasi, hukuk ve adalet bekleyenler kavak ağacında muz yetiştirmeyi hayal etse, daha başarılı olabilirler. Türkiye’nin yönü çok nettir. Arkasında geniş bir kitle desteği bulunan Erdoğan, 1930’ların Almanyası’nda tanık olduğumuz bir oyunu tekrar başarıyla sahneye koymaktadır.

Olağanüstü Hal yönetimini istediği kadar uzatma şansına sahip olan Erdoğan, bütün kilit kurumları kendisine bağlayarak arzu ettiği başkanlık sistemine sahip olmuş durumda. Kanun Hükümünde Kararnamelerle Meclis’i tamamen devre dışı bırakarak keyfi yönetimini başarıyla sürdürecektir. Bölgedeki gelişmeleri, mülteci krizi, ekonomik ilişkiler nedeniyle Türkiye’ye mahkum olan Amerika ve Avrupa, laf olsun torba dolsun tarzındaki kınamalardan öteye geçmeyecek ve ülke derin bir faşizm karanlığına girecektir.

Erdoğan, siyaseti ‘düşman’ kavramı üzerinden yapan, kitlesini hayali düşmanlarla korkutarak kenetlenmiş bir halde tutan bir siyasetçi. Bu taktik de 1930’ların Almanyası’ndan.

Bugün FETÖ tehdidi, sadece kendi kitlesini değil, CHP ve MHP tabanından da ciddi bir destek almış olmasını sağlıyor. Ancak, hayali ve gerçek FETÖ’cüler ya yakalanmış ya da dünyanın dörtbir yanına dağılmış durumda. FETÖ’cü yaftalamasıyla barış isteyen akademisyenler, gazeteciler gözaltına, açığa alınmış veya tutuklanmış bulunuyor. Cezaevlerinden gelen haberler, 1980 koşullarını hatırlatıyor insana.

Evet, FETÖ’cü dalgası bir süre sonra etkisini yitirecek. Kamuda her zaman böyle bir endişe hakim olmaya devam edecek ama sokaktaki insan üzerindeki etkisini kaybedecek. FETÖ’cü yerine yeni bir düşman gerekecek Erdoğan’a. Bu düşman Cumhuriyet’in değişmez düşmanı Kürtler olacak.

Erdoğan bu nedenle Demirtaş ve HDP’yi Yenikapı’ya davet etmedi. Angajman kurallarını kendi koyduğu Rus uçağının düşürülmesini bile FETÖ’ye bağladı ama Cizre’nin, Sur’un Yüksekova’nın yerlebir edilmesini, insanların bodrumlarda yakılmasını böyle bir örgüte mal etmedi.

Kürtlere yapılanları onaylamakla kalmadı, aynı politikayı daha da şiddetle sürdüreceğinin işaretini verdi. Kürt gazetecilerin gözaltına alınması, HDP merkezlerinin polis tarafından basılıp yağmalanması bunun göstergesi.

Abdullah Öcalan’a uygulanan tecrit de öyle…

Çünkü Kürtlerin sokağa çıkıp eylem yapmasını, Batı’daki halkı korkutmasını istiyor. Kürt ve bölünme tehdidiyle OHAL’i de, keyfi yönetimini de, anti-demokratik uygulamalarını da sürdürmeyi amaçlıyor.

Kürtler, Erdoğan’ın tabanını biraraya tutmayı sağlayacak yeni ‘öcü’ ve kullanım tarihi çok uzun. Terörle mücadele ederken, Güneydoğu kan gönlüysen OHAL kalkar mı söylemlerine hazırlayın kendinizi. Çünkü gelecek olan o.

Böyle bir politikanın barışın, huzurun ve birliğin yolunu açmayacağı çok net. Oysa Erdoğan 15 Temmuz başarısız darbe girişimini Kürtlerle barış ve eksiksiz bir demokratik düzen için bir fırsata çevirebilirdi. Kandil’in bile böyle bir beklenti içinde olduğuna dair göstergeler vardı.

Ama öyle yapmadı. FETÖ’cü dediği darbe girişimine karşı ilk önlemi Abdullah Öcalan’a tecrit kararı oldu. Çünkü muhalefet daha ne olduğunu anlamaya çalışırken o bir sonraki hamlesine hazırlanıyordu. Gezi Parkı ile ilgili söylemi de bunun göstergesiydi.

Bir süre sonra CHP ve tabanı aldatılmış duygusuna kapılıp öfkelenecek ama ellerinden bir şey gelmeyecek.

Ama Kürtler öyle değil. Aralarındaki derin görüş farklarına rağmen bugün Şengal’den Minbiç’e uzanan bir coğrafyada savaşarak, can vererek, bedel ödeyerek bağımsızlık kazanmış ve yeni yönetim biçimleri geliştirmeye başlamış örgütlü bir halkı Demir pençeyle yönetmeniz mümkün değil.

Deneyebilirsiniz elbette… Bedeli sizin için olmasa bile, ülke ve halkları için çok ağır olur. Yaşayıp göreceğiz.