2000 odalı saray yaptırıp, ömrü yeterse 2023 yılına kadar sarayda yaşamayı planlamıştı. Tabii ki “sultan” olarak. Sultanlık hayali devam ediyor mu? Bilmiyoruz. Ancak tek başına iktidar olamayacağını 7 Haziran gecesi öğrendi. Ve üç gün kendini saraya kilitledi.
Hayal kırıklığına karşı dirençli olmak, çocukken öğrendiğimiz, insanın kendini koruma mekanizmalarından biridir. Yaşamın zorlukları karşısında direnmek. Hayal kırıklıkları karşısında teslim olmamak, gerektiğinde sıfırdan başlayabilmek. “Frustratie tolerantie” dediğimiz bu meknizma aslında yaşam çizgimizin yönünü belirler.
Tıpkı bir metre gibi ya da ağırlık gibi ölçebilirsiniz. Ancak sonuçta “frustratie tolerantie”si az, çok ya da ortalamdır diye bir tanımlama yapabilirsiniz.
Narsistlerin frustratie tolerantiesi azdır, ya da yok denecek düzeydedir. Halk arasında “Yenilen pehlivan güreşe doymaz” sözü bir narsistin direnme gücü için söylenmiş bir sözdür. Bu sözdeki pehlivan yenilgisini inkar ederek, kazanacağı güreşin hayali ile yaşadığı için, sürekli dener ve sürekli yenilir.
Yanılgıyı kabul etmek sağlıklı olandır, yenilgiyi yok saymak, inkar etmek ayrı bir şeydir ve patalojik olandır. Yanılgıyı yok saymak, inkar etmek bir narsistin savunma mekanizmasıdır. Çok tehlikelidir. Kendisi ve çevresi için yıkımdır. Halk sözündeki pehlivan yenilgisini inkar ettiği için, sürekli yenilerek kendine zarar verir.
Ancak... Yenilgiyi inkar edenin elinde güç var ise bu inkar çevresi için kan, ölüm ve büyük yıkım demektir. Tarih bu insanlık dramlarının örnekleri ile doludur.
Erdoğan’ın İETT biletçiliğinden, İstanbul Belediye Başkanlığı’na gelişi, sonra hapse girmesi ve derken 2000 odalı saray yaptırıp, sultanlık kurma hayallerini gerçekleştirmeye adım adım ilerlemesi ilk etapta insanda sağlıklı ve güçlü bir “frustratie tolerantie” olduğu izlenimi veriyordu.
Oysa dünya medyası onun narsistliği konusunda hemfikir. Hatta bu konuda İngiltere’nin “Demir Leydisi” Thatcher için 30 yıl önce söylenmiş olan “Hubris syndromu” yeniden gündeme geldi. Ben değil, bütün dünya onda “Hubris sendromu” (parlamenter sistemle iktidara gelmiş narsist lider) olduğunu söylüyor.
Demek ki bu yükselişi, ‘yürü ya kulum’ sözündeki gibi olmuş. Birileri bu kulunu yürütmüş…
Seçim yenilgisi sonrası üç gün kendini dış dünyaya kapatması, devleti tek başıma yöneteceğim iddiasında olan biri için oldukça uzun bir süre. İlk sözü de “Egolarınızı bir kenara bırakıp, hükümeti kurun” oldu.
Erdoğan ve ego kelimelerini yanyana düşünemiyorum. Yoksa üç gün içinde sarayda özel seanslar mı aldı? Egoyu onaran seanslar… Ama psikiyatrisler başarılı olamamışlar. Çünkü Erdoğan, “hükümet kurulamzsa bu benim seçim yenilgim sonucu değil, sizin şişik egolarınız yüzünden olur” demek istiyor. Şimdiden “Bu seçim sonucundan hükümet çıkmaz, nedeni de diğer partilerin şişik egoları…” diyor.
Mübarek, ekranda her gördüğümde gittikçe şişen bir balon (ego) görüyorum. Davud’un Oğlu’nun ekranda yansıtığı ‘ip’ gibi bir şey.
Benden uyarı! Aman bu balon patlamasın… Yavaş yavaş sönsün… Yoksa her gün Kürdistan’dan birileri ölecek…
HDP’ye kulak verelim. Sadece ve sadece iyi örgütlü olursak Kürdistan’daki provokasyonları boşa çıkarabiliriz.
Hep birlikte barajı yıktığımız gibi, Kürdistan’da kardeş kavgasını da önleyebiliriz… Sünnisi, Alevisi, dindarı, ataesti, Müslümanı, Hıristiyani hep beraber katliam hesaplarını boşa çıkarmanın zamanı.