Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya ve ABD arasındaki çelişkiden yararlanarak, iki rakip emperyalistle anlaşarak Cerablus ve El Rai’yi işgal etti. Bölgesel egemen yayılmacı güç olma hevesi kursağında kalmışken Cerablus işgali Erdoğan’a can simidi oldu.
Yetinmedi, Musul-Başika üssünden çekilmeyeceğini ve Musul savaşına katılacağını ilan etmekte ısrar etti. Başika işgal üssünden çekilmesi yönünde Irak Parlamentosu kararına rağmen çekilmeyeceğini belirtmekle kalmadı. Irak Başbakanı İbadi’yi aşağılayan ve kendi seviyesizliğini sergileyen demeç de verdi: “seviyemde değilsin, kalitemde değilsin, bildiğimizi okuyacağız!” (11.10.16, t24 sitesi)
ABD’nin liderlik ettiği emperyalist cephe İbadi’nin ve Irak Parlamentosunun isteğine destek vererek Musul savaşına katılacak güçlerin terkibini oluşturacağı ihtimali önplanda. Bu nedenle diktatör Erdoğan Başika’da şimdilik kalmakla avunup muhtemelen Musul savaş ganimeti sofrasına oturamayacak.
Fakat asıl değinmek istediğimiz şu: Erdoğan’ın yeni Osmanlıcı yayılmacılık politikası “Mağrip’ten Maşrık’a” iflas ettikten sonra yayılmacılıkta ısrarının anlamı ne? Bu yolda Cerablus ve Musul işgallerinde ısrar çabasının amacı ne?
Mağrip’ten Maşrık’a, daha somut ifadeyle Tunus ve Mısır’dan Suriye ve Irak’a yeni Osmanlıcı yayılmacılık savaşları artı olası Müslüman Kardeşler hükümetleri eliyle siyasi nüfuzu, ABD ve batılı emperyalizmin güçlü bölgesel egemen güç olarak işbirlikçiliğini kapsıyordu. Egemen bölgesel güç olmayı hedefliyordu.
Emperyalist güç ilişkileri ve yerel burjuva güçlerin iktidar kavgaları buna izin vermedi. Dahası Erdoğan’ın -ve temsil ettiği Türk burjuvazisi ile devletinin- mali, ekonomik, askeri gücü buna yetmedi.
Fakat hem Erdoğan’ın hırsı güçsüzlüğünü aşıyor hem de diktatörlüğünü oturtması için işgallere ihtiyacı var. Aslolan da ikincisi.
Erdoğan “yeni Türkiye” adını verdiği diktatörlüğünü ve Kürtlere karşı sömürgeciliğin yeni biçimini oturtmak için, soykırımcı ve tasfiyeci kirli savaşı “zafer”le taçlandırmak istiyor.
Yayılmacılık ve bölgesel güç hedefi, başlangıçta hem amacı hem de diktatörlüğü oturtmak için destek alınacak kitlelere sunulan “büyük devlet şovenizmi” iksirinin kanıtıydı.
Şimdi ise içerde soykırımcı ve tasfiyeci savaşa eşlik eden, dışta ise Kürtler hiçbir yerde statü kazanmasın ve Kürt Özgürlük Hareketi güçlenmesin diye yürüttüğü işgallere dönüştü. Bunun yanı sıra “cep” işgalleri, yeni faşist sömürgeci rejimini oturtmak için “büyük devlet şovenizmi” iksirinin ispatı olarak kullanıyor. “Cep” işgallerini Kürt Özgürlük Hareketi’ne ve Rojava Devrimi’ne karşı daha büyük savaşların basamağı olarak kullanmayı ve Türk halkını büyük devlet şovenizmi iksiriyle sarhoş edip diktatörün çılgını yapmak istiyor.
İçerdeki soykırımcı savaşta bir nevi yenilgi alınca imdadına Yenikapı MC’si yetişti yeniden kitle desteğini geçici olarak genişletti. Dışarıda Kürtlere karşı ve şovenizm iksirinin pratiği olarak başlattığı Cerablus işgali El Rai’den sonra patinaj yaptı. İşgali Mimbic’e, Rojava kantonlarına, Halep’e ilerletemiyor. Şimdi Başika işgal üssünü Musul savaşına katılmanın zoraki aracı yapmak ve ganimet sofrasına oturmak istiyor. Irak Parlamentosu ve ve başbakanının itirazına, mahalle kabadayısı ve işgalcı horgörüsüyle çatarak şovenizm zehirini Türk halkına içirmeye çalışıyor. Düşük profilli başbakana ‘60 küsur devlet Irak’ta var da Türk devletine mi itiraz ediyorsun?’u söylettiriyor.
Dahası Erdoğan diktatörünün militan sözcüleri ile Türk sömürgeci basını şovenizm kusmak için harekete geçti. Birinciler Musul üzerine tarihi “işgal hakkı”ından dem vurur ve Batı’ya karşı yeni Osmanlıcılık rekabetini ajite ederlerken, ikinciler Irak yönetimini “küstahlık”la suçlayarak aşağıladılar.
“Tarihi hak” ve aşağılama ajitasyonlarının her ikisi şovenizm iksirini içirmeyi amaçlıyor. Fakat Musul ganimet sofrasına Erdoğan ve Türk devletinin oturtulmayacağı ve oturmaya gücünün elvermediği açığa çıkıyor ve çıkacak.
Ayrıca Kürtler açısından vurgulamak gerekir ki “bağımsız Kürdistan” ajitasyonuyla iktidarını ve sultasını devam ettirmek isteyen KDP yönetimi Başika işgalinin “Irak Hükümetinin izniyle olduğu” yalanına başvurarak Erdoğan’a yaranmaya çalıştı. “Kuzey Irak’ta hata yaptık Kuzey Suriye’de yapmayacağız” diyen Erdoğan’ın işgallerinin destekçiliğiyle KDP, bağımsız Kürdistan’ı kurma niyetinin olmadığını açığa vurdu.
“Cep” düzeyinde olsa da işgal ilhakçı bir savaştır. Şovenizm zehiri içirmek için işgale ve savaşa niyet etmek, içerde halkı faşist çılgınlığa sürüklemek ve büyük bölgesel savaşların ateşini daha çok yakmaktır.
Erdoğan diktatörünün bu savaşçı faşist niyetlerine ve Kürt düşmanlığına karşı tavır, demokratik bir gelecek için mücadele edip etmemenin ölçüsüdür. Bu nedenle devrimci hareket Erdoğan’ın Cerablus ve Musul işgallerine karşı da mücadelesini sürdürecektir.