Kürt sorunu yüz yıllık bir sorun. 40 bin insanın ölümü, 4 bin köyün boşaltılması ve milyonlarca insanın yerinden yurdundan edilmişliği var. On binlercesi cezaevi yatmış. Sorunu gündeme getirmenin ve çözüme kavuşturmanın bedeli oldukça ağır. Kürdistan’da bunun için neredeyse her Kürt bedel ödedi. Türkiye’de siyasiler açısından çözüm iradesi gösteremediği için sorun daha da karmaşıklaştı. PKK önderlikli Kürt siyasal mücadelesi ise çözüm için yıllarca çaba gösterdi, yol açtı ve en sonunda PKK’nin kurucusu ve lideri Abdullah Öcalan bunun formülasyonunu Amed’de 21 Mart 2013 Newrozu’nda dünyaya ilan etti. Bu ilanın üzerinden ortaya çıkan siyasal zemin ve iklimi herkes kendisince yorumladı, ele aldı ve kendi işini görmenin vesilesi haline getirmek istedi.
Kürt siyasal hareketi yüz yıllık Kürt sorununun kalıcı demokratik bir barışının tesisini istiyor. Bunun samimiyetini de gösterdi. Herkes bunu takdir de etti. Ama AKP bu konuda samimiyet sınavını hala aşabilmiş değil. AKP’nin bu süreçten ne anladığı ve ne yapmak istediği hala net değil. Bizim AKP’den ve AKP sempatizanlarından öğrendiğimiz kadarı ile Erdoğan Kürtlerin hamisi ve cumhurbaşkanı olmak istiyor. Bunun için de zengin taktikler varmış. Kürtleri sayasal olarak bölmek, kendine yedeklemek ve Kürt nüfuzunu hem bölgede hem de seçimlerde Türk devleti lehine kullanmak.
PKK ve AKP dışındaki güçlerin konumu ve duruşu için ise şöyle tespitler yapılabilir: AKP’nin muhalifi olan CHP/İP ve MHP gibi partiler klasik devlet politikası ile zamanın ruhu arasında gidip geliyor. CHP sendeliyor. İP ve MHP ise “inkar ve imha” siyasetinin devamını savunuyor. Bu kulvarda farklı açıklamalarına rağmen Fethullah Gülen cemaatinin de duruşunu iliştirmekte fayda var. Çünkü cemaatin Kürt sorununa yaklaşımı klasik inkarcı Kemalist statükonun yeşillenmiş halidir. Liberal ve diğer sol kesimler ise AKP ve PKK siyasetinin arasında gidip gelmektedirler.
Kürt siyasal yapıları açısından da kısa bir analize ihtiyaç var. Kuzeydeki Kürdistani yapıların süreci PKK’nin ilan ettiği zemin üzerinden desteklediği yapılan konferanslarda açıktı. Ancak Kuzey’deki bazı siyasi çevrelerin ve kişilerin sürece katılım biçiminin KDP siyaseti ile organik bir bağı var. KDP ise AKP’nin paralelinde Kürdistan’da siyasetini geliştirmek isteyen bir parti. Ekonomik ilişkileri ve küresel siyasetle bağı da AKP’ninki ile paralel. Bu nedenle KDP’nin sürece yaklaşımı PKK önderlikli Kürt siyasal hareketinin duruşundan öte AKP merkezli siyaset üzerinden sağlanıyor. Yani KDP, Kürdistani özellikler yerine işbirliği yaptığı Türk devletinin iktidarı ile kurduğu ilişki ile meseleye yaklaşıyor. Bunda şaşırılacak bir şey yok.
1990’larda KDP’nin Türk devleti ordusu ile birlikte PKK gerillalarına karşı savaşa girmesi ile 2013 Kasımı’nda Barzani’nin AKP’nin düğünlerine katılması arasında büyük bir mahiyet farkı yoktur. KDP asıl olarak Kürtlerin ve Kürdistan’ın kazanımları yerine kendi dar çıkarları peşinde yol alıyor. Bu konunun hiç öyle sulandırılması ve Kürt ulusal birliği vb gibi argümanlarla yorumlanması mevcudiyeti değiştirmiyor. Ki öyle olsaydı Kürt Ulusal Kongresi gerçekleştirilir ve oradaki stratejik politika kararlaşmaları ile Kürtlerin çıkarları savunulabilirdi. Ancak durum hiç de öyle değil.
Bu noktada Kürtlerin stratejik çıkarlarının kesiştiği iki temel nokta var. Bu iki noktadaki tutum, güçlerin demokratik ve siyasal karakterini de ortaya koyar. Birincisi Kuzey’deki Kürt sorununun çözümü sürecine ilişkin tutumu. İkincisi ise Rojava’daki halk devriminin kazanımlarına yaklaşımdır. Eğer Kürt siyasetinden birilerini Kuzey’deki çözüm sürecini AKP’nin politikaları doğrultusunda okursa, Rojava’daki devrimi de engeller bir durumda ise orada stratejik, ideolojik, politik ve ahlaki bir sorun vardır. En son Barzani’nin saz ekibi ile birlikte Amed’de AKP etkinliğinde buluşmasını bu iki eksen üzerinde okumakta fayda var.
Şimdi olan durum işte biraz budur. AKP’nin danışmanları ve yazarları gazetelerinde bu gelişi “Kürt siyasetini böldük, bölündüler” söylemleri ile kendi taraftarlarına anlatmaktadırlar. AKP’nin hedefi burada Kürt sorununu çözmek ve Kürtleri statü sahibi kılmak değildir. Kürdistan zaten AKP’ye Türk devletine rağmen vardı ve daha özgürce var olacak. Erdoğan ve şürekası Kürtleri bölmek, seçimde kendisine nefes aldırmak ve Kürtlerin hamisi olarak bölgede siyaset yapmak istemektedir.
Erdoğan’ın Kürt hesabındaki Barzani
AKP-KDP buluşmasını analiz eden ve yorumlayan çok. Bu analizleri herkes kendi siyasetine göre yapıyor. Bunda bir sorun yok. Ama tarihi/sosyolojik ve siyasal zemini es geçerek yapılan yorumlardaki etik; politik ve stratejik hataları görmekte fayda var.