Birincisi: Erdoğan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) yargılanacak.

İkincisi: Erdoğan ya Katar ya da Suudi Arabistan’a kaçacak.

Üçüncüsü: Erdoğan, Türkiye Sistemi’ne, kolonyalizme, erkek egemenliğine, yoksulluğa, kadın ticaretine, mafya sistemine teslim edilen sosyal yapıya, proleter gücü hunharca ezen çapulcu kapitalist diktaya "HAYIR!“ diyecek Kürdistan’daki  halka ve Türkiye’deki emekçilere yenilecek.

Birincisine dair: Almanya’nın Bremen kentinde biraraya gelen yüzlerce Savunma Avukatı, "41’inci Savunma Avukatları Günü“nde, 26 Mart 2017 günü kamuoyuna duyurdukları Resolüsyon’da, Türkiye’de tutuklu bulunan 300 Avukat ve haklarında kovuşturma yürütülen 700’ü aşkın meslekdaşlarıyla ilgili yayınladıkları bildirgede diğerlerinin yanında:

- Tutuklu bulunan avukatların hemen serbest bırakılmasını;

- Avukatlar Barosu’nun yasağının kaldırılmasını;

- Almanya ve Türkiye arasındaki polis ve gizli servis arasındaki bilgi alışverişinin hemen sonlandırılmasını;

- Alman Hükümeti’nin "Terörle Mücadele“ kapsamında yürüttüğü pratiğe son vermesini, Türk Devleti’nin insan haklarına saygı duymayan bir devlet olduğunu beyan ederek, O’nun Almanya kovuşturmayı gerektirecek bir korumaya layık olmadığını;

Beyan etmesini talep ettiler.

Daha önce BM’de Türkiye’nin Cizre’de "insanlık suçu“ işlediğine dair beyanatlar kamuoyuna yansımıştı.

Aylar önce Berlin’de Erdoğan Hükümeti’nin savaş suçu işlediğini ve yargılanması gerektiğini talep eden bir dosya ilgililere sunulmuş, Prof. Fincancı’nın BM’ye sunduğu Cizre Raporu ve son olarak da Faysal Sarıyıldız’ın Cizre Katiamıyla ilgili Almanya’daki Yüksek Eyalet Mahkemeleri nezdinde verdiği ifadeler, bilirkişilere göre AİHM’de ispat değeri olacak deliller olarak öngörülmekte.

Erdoğan son çıkışlarıyla, Avrupa’nın O’nu AİHM’e sanık olarak göndermesine davetiye olarak yorumlanıyor.

İkincisine dair: Erdoğan’ın son şansı; AİHM nezdinde hakkında açılacak bir dava sonunda, ya Türkiye’yi ebedi terketmemeye mahkum edilecek, ya da Türkiye’den çıkmaması durumunda, "kellesine ödül konmuş“ adam olmaktan kurtulmak için, kendisine sponsorluk yapan Katar veya Suudilere sığınacak. Amerika’dan, Erdoğan’ın servetinin nerede olduğunu sorgulayan sesler yükselirse, Katar’da kıymeti harbiyesi kalır mı, ona da Erdoğan karar versin.

Üçüncüsüne dair: HAYIR! Sadece Erdoğan’ın sorgulamayacak bir dönüşümün hikayesi olarak sahne bulacak. Kürdistan Cephesi’nde seçenek, evet ile hayır arasında bir zikzak değil, Hayır’ın içini dolduracak politik bir bilinç mücadelesi vererek ilerliyor.

Türkiye’deki kolonyal sistemle, Kürdistan arasındaki son sahnelerden birinde, Kürdistan’da son ikiyüz yıllık Türk egemenliğinin bir bilançosu çıkarılacak: Devlet’den kopuş ile halklar arasındaki ilişkilerin toplamının cetvele vurulduğu, bir "tarihi muhakeme“deyiz gibi.

Hayır! Dendiğinde, sadece Erdoğan değil, Kürdistan’da tüm Türki sistem kaybedecek.

Nereden bakarsanız bakın, her üç opsiyonda yenilgiyi Erdoğan yaşayacak;

Kaçsa da, kaybetse de!