Başbakan yine “Sorunlarımızı siyasetle çözelim” demiş. Sanki aksini inkar eden varmış gibi! Peki, Türkiye’deki politik oligarşi ve bunun karar alma konumunda olan AKP Hükümeti sorunları siyaset yoluyla çözmüyorsa ne olacak? Zaten sorun da siyasetin Kürt sorununu çözme iradesi göstermemesinden kaynaklanıyor. AKP Hükümeti korktuğundan değil, bir çözüm zihniyeti olmadığından Kürt sorununun çözümünde gelişme sağlanamıyor.

Binlerce Kürt siyasetçi rehin alındı, ama dört beş yıldır bırakılmıyorlar. Onlarca gazeteci yine siyasi nedenlerle tutuklu. Onlarca avukat Kürt Halk Önderiyle görüştüler diye zindanlarda tutuluyor. AKP Hükümetinin hoşuna gitmeyen gazeteciler işlerinden atılıyor. Türkiye’de televizyon ve gazetelerin büyük çoğunluğu hükümet ve müttefiklerinin elinde. Yani her bakımdan tam bir hegemonik zihniyet ve politika başta Kürtler olmak üzere muhaliflere nefes aldırmıyor. İşte böyle bir zihniyette olan bu hükümet ve Başbakan, sorunların siyasal yoldan çözümünü istiyor.
Binlerce siyasi tutuklunun zindanda tutulduğu yerde “Sorunları siyaset çözsün” demek yüzsüzlük ve pişkinliktir. Ortada siyasetçi bırakma, siyaset yapma zeminini ortadan kaldır, ondan sonra çözüm adresi olarak siyaseti göster. Siyaset dediği, kendisinin yaptığı tek taraflı tasarruflar oluyor. Bunun da sorunu çözme değil, çözümsüz bırakma politikası olduğu herkes tarafından görülmektedir.
Kürt sorunu siyasetle çözülsün diyerek bir süreç başlatan Kürt Halk Önderinin ne gazeteciler ve aydınlarla, ne Türk ve Kürt siyasetçilerle ne de kendi örgütüyle görüşmesine imkan tanıyor. Bu durumda Kürtler siyaseti nasıl devreye koyacaklar. Kürt Halk Önderi siyasal yöntemle sorununun çözümünü gerçekleştirmede rolünü nasıl oynayacak? BDP’lilerin bile İmralı’ya gidişine engel konuyor. “Şu gider, bu gidemez” deniliyor. “Bunu ben belirlerim” deniyor. Bu durumda siyasetin devrede olduğunu ya da bu imkanın bulunduğunu kim söyleyebilir? Siyaset devreye girsin demek, her şeyden önce Kürtlerin siyasi iradesini tanımakla olur. Kürtler adına siyaset yapanlara “Sen Kürtleri temsil edemezsin” denilerek nasıl siyaset devreye girer? Kürtlerin siyasi iradesini her türlü baskı altına alacaksın, ondan sonra siyaset sorunu çözsün diyeceksin! Amiyane deyimle buna kargalar güler.
Siyaset demek Mecliste 20-30 milletvekili ve Belediye Başkanı demek değildir. Belediye Başkanlarının üzerinde de Demokles’in kılıcının nasıl sallandırıldığı biliniyor. Siyaset; sokakta, mahallede, kasabada ve şehirlerde toplumun örgütlenmesine katılan insanlarla yapılır. Bunları tutuklayacaksın, bunların toplumu örgütlenmesini terör örgütü olarak tanımlayacaksın, ondan sonra siyasetle sorunların çözülmesinden söz edeceksin! Siyasi partinin Milletvekili ve Belediye Başkanının dayandığı zemini boşaltacaksın, havada bırakacaksın, ondan sonra siyaset sorunları çözsün diyeceksin! Bu söylemlerin ciddiyeti de, geçerliliği de yoktur. AKP Hükümeti ve onun başkanı ciddiyetsizdir, toplumla alay etmektedir.  Başbakan’ın “Siyaset devreye girsin” dediği; yalan, demagoji ve oyalamanın devrede olması anlamına gelmektedir. Eskiden siyasetçilerin sorun çözme gibi bir gündemleri olmadığı için toplum, siyaseti aldatma, kandırma, yalan söyleme, ve bitince atılacak sigara paketlerinin üzerine halkın isteklerinin yazılması olarak anlardı.
Siyaset gerçekten de kutsal bir iştir. Toplumun sorunlarını çözme işidir. Sadece yol yapmak, apartman dikmek değildir. Ancak Türkiye’de yalan söylemek, oyalama, aldatma yapmak ve biraz da yol ve benzeri işler yapmaktır. Başbakan ve AKP yetkilileri de hala böyle bir eski tip politikacılık yapmaktadırlar. Buna kasaba politikacılığı denirdi. Bu kasaba politikacılığının sadece imkanların arttığı bir dönemde yapılması durumu söz konusudur. Bu politikacılığın da sorun çözme gibi bir derdi olmadığı bilinmektedir.
Başbakan Kürt sorununda yıllardır oyalama politikası izliyor. Kürt Halk Önderi ve Özgürlük Hareketi’nin şimdiye kadar AKP Hükümetine sunduğu fırsatları böyle kullanarak heba etmiştir. Bir yıllık sürece yaklaşımı da bundan farklı olmamıştır. Siyaset devreye girsin dediği de, bu oyalama sürsün ve bu oyalamaya göz yumun anlamına gelmektedir; ya da Kürt Halk Önderinin “Artık gevezeliğe dönüştü” dediği görüşmelerin, İmralı’ya gidip gelmelerin sürmesine siyaset demektedir. Yani siyasetten anladığı, oyalamanın sürmesi ve biline biline buna ses çıkarılmaması olmaktadır.