"(AKP iktidarı) Suriye Kürtlerinin o bölgede özerk bir işleyiş kurmalarına karşı çıkarken, bu özerkliği taşıyan örgütü PYD'yi PKK'yla eşdeğer tanımladı ve IŞİD, El Nusra gibi örgütlerle kah göz yumarak, kah destekleyerek PYD ve Kürt yapılanmasını dolaylı olarak yıpratmak ve temizlemek politikası güttü. Rojava'da pek çok katliam bu politikasının gölgesinde yaşandı. Başka bir ifadeyle dün Êzîdîlerin karşı karşıya kaldığı durum, bugün Kobanê'de yaşananlar bu politikadan bağımsız değil."

Yukardaki cümleler bana ait değildir. Bu cümleler, AKP rejiminin sözcüsü ve savunma mevzii, alışılan deyimle Yeni Şafak gazetesinin yazarlarından, Ali Bayramoğlu’dan alınmadır. Bayramoğlu, rejim varoş kalemi değildir. Erdoğan’ın uçağında yer alacak kadar önem verilip değer biçilen, "ağır" kalemlerdendir.
IŞİD ya da DAİŞ denilen uluslararası çetenin kiralık katiller birliği olduğunu dünya biliyor, Kürtler bedeller ödeyerek darbelerini yaşıyor, ama iktidar inkardan geliyor, "Kur’an'a el basar, kıldığım namaza yemin ederim ki, ilgim yok" diyordu.
Ali Bayramoğlu, içerden biri olarak yazdıklarıyla bunlarda din, iman, Kur'an, namaz üzere yeminin sudan ucuz olduğunu ortaya koyuyordu. Yaşananlar gerçek, ağızlarından çıkan her şey yalandı. Bayramoğlu yazdıkları ile bilerek, ya da bilmeyerek gerçek katilleri tarihe not ediyordu.
Katillerin, bilinen en azılı öteki iki destekçisi ise Suudi Arabistan ve Katar’dı.
Üçlüyle Amerika'nın ilişkilerini kabaca analiz edersek, TC NATO’nun nefer kalabalığı deposuydu. Eski Cumhurbaşkanlarından Sunay’ın deyimiyle düne kadar ordusunun donunu bile veriyordu. Don değilse bile bugün silah, mühimat tedariki berdevamdır.
Türk Başbakan adayları, hala yarış pistine çıkmadan önce mutlaka, Washington’u tavvaf eddiyorlar. Genelkurmay başkanlarının "tavvafgah ziyaretleri", TC "sivilleşti" tertibinden, alayla valayla açıklanmıyor, artık. Washington’un gerek gördüğünde Generallere darbe izni çıkıyordu.
Yani, TC iç işleriyle de Washington'a bağlı ve bağımlı.
Bu bağlı ve bağımlılığa eskiden "sadık müttefik" deniyordu. Sonra, "sadaketin" başka canlılar için de kullanıldığını ezberlerinde tutunca, kullanılmamaya başladılar.
Katillerin öteki iki tedarikçisi Suudi Arabistan ve Katar’a gelince, onlar da en azından TC kadar Amerikan nezdinde yüksek himayeye mazhar. Ayrıca onlar, aklı ermeyen kimileri gibi petro-dolarlarını TC’ye istifleme yerine, Ana vatanı Amerika ve Avrupa olan çok uluslu şirketleri tercih edip ortak olmuşlar. Yani "kapital" bağları da güçlü.
Bu durumda, Amerika, "katili beslemeyi bırak, insanlığa bak" diyecek ve üçlü ayrı ayrı "emrin olur" demeyecek!..
Nitekim Suudiler ve Katar istenilen hedefleri kurmaya katıldı bile.
Ama, dünyanın bildiği bu gerçeke rağmen Amerika, "vicdanlı" rolünü de kimseye bırakmıyordu. Dışişleri Bakanı John Kerry, "biz katil besleyenlerden değiliz" demeye getiren şu sözleri söylüyordu:
"En başında, Esad'ı devirme çabaları başladığında, 'arada çürük elmalar olsa da, önemli olan Esad'a karşı savaşmalarıdır' diye hesap yapanlar vardı. Bu da, farklı gruplara kaynak sağlanmasına sebep oldu."
Ve katiller rollerini oynaya dursun, çevresiyle 600 bin insan nüfuslu Kürt şehri Kobanê, insan kesmeyi, kadınlara tecavüz ve onları köle pazarında satmayı islamiyet olarak ilan eden canilerin kuşatması altındaydı. Kadını, erkeği, çocuğuyla Kobanê halkı vahşi dalgayı kırmak için silah ardında direniyor, "medeni" dünya seyrediyordu.
Kuzey Kürdistan, bir şeyler yapma "hewar" sesiyle ayakta ve Kobanê sınırlarına akıyordu.
Kobanê savunmasının sözcüsü Polat Can, istemelerine rağmen kimseden tankların hücumuna karşı koyacak silah alamadıklarını söylüyordu. Amerika’nın katil sürülerine hava desteği de yoktu.
 Türk devleti ise yerde yatandan kazanç elde etme hazırlığındaydı. Bu kez, beslediği DAİŞ’e karşı, kurtarıcı rolü oynayıp, tampon bölge adıyla işgal anını bekliyordu.
Amerika kimin ülkesini ona, buna bağışlayandı bilinmez, ama Recep Erdoğan bu amaçla müzakere halindeydi. Erdoğan'ın tamponu, Rojava'nın işgaliydi.
İyi ama, ayaklanmış Kürt halkı tek başına da kalsa yedirir miydi?
Suriye güçsüzlüğüyle yerinde dursa bile Rusya, İran, Çin, Erdoğan türü işgal olan tampona sessiz kalır mıydı?