AKP hükümetinin ne kadar gerici bir zihniyete sahip olduğu cumhurbaşkanının söylemlerinden bellidir. Tayyip Erdoğan yıllardır “PKK Zerdüştidir” diyerek halka yuhalatıyordu. En son Tayyip Erdoğan Batman’da yine “Dağda bunlar Zerdüşt’e tapıyorlar” biçiminde konuşmalar yaptı. Bu konuşmaları, IŞİD’in binlerce Êzîdî’yi katlettiği, binlerce Êzîdî kadını kaçırdığı dönemde yapması gerçekten de insanı iğrendirmektedir. IŞİD, Tayyip Erdoğan gibi kafaların zihniyeti ve desteğiyle bu tür katliamlar yapmaktadır. Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olduğu bir yerde bu yönlü katliamlar her zaman olabilir. Ortadoğu’da neden mezhep savaşları oluyor, neden farklı inançlar ve etnik topluluklar birbirini boğazlıyor, Erdoğan’a bakılarak anlaşılabilir. Bir cumhurbaşkanı böyle dedikten sonra, tabii ki mezhep savaşı da olur, uluslararası savaş da olur, herkes birbirinin boğazına da yapışır. 

Dünyada Tayyip Erdoğan gibi bir inanca düşmanlık yaparak, rakiplerini Êzîdî diyerek alt etmek isteyen başka bir siyasetçi bulunamaz. Böyle siyasetçilerin nesli tükenmiştir. Erdoğan’ı dinleyince 20. yüzyıldaki faşist zihniyetin ya da bir faşist siyasetçinin hortladığını düşünüyoruz. Biraz vicdanı olan, ahlakı olan, insaniyet sahibi herkes bu zihniyete karşı çıkar. Çünkü Erdoğan’ın zihniyeti zalimce, alçakçadır. Bu zihniyette vicdan, ahlak ve insanlık olmaz. Nasıl ki IŞİD’te ahlak, vicdan ve insanlık yoksa, Erdoğan’da da yoktur. Şengal’deki Êzîdî katliamı ve soykırım girişimi sıcaklığını korurken böyle şeyler söylemek, ne düzeyde kirli bir kafaya sahip olduğunu gösterir. 


Erdoğan Êzîdîlere yönelik önyargıları kışkırtıyor

Erdoğan, inançlar arasında yaratılmış önyargılara sesleniyor. Bundan daha kirli, alçakça ve tehlikeli bir zihniyet olabilir mi? Hıristiyan Müslüman’a, Müslüman Yahudi’ye, Yahudi İslam’a, İslam Êzîdîliğe önyargıyla, düşmanca yaklaşmıştır. Tarihte inanç kavgaları yaşanmıştır. Türkiye’de Alevi-Sünni önyargısına dayalı gerilim ve çatışmalar görülmüştür. Erdoğan işte tarih içinde inanç ve din adına yaratılan önyargılara sesleniyor. Bir zamanlar Batman ve çevresinde yaşayan Êzîdîlere baskılar ve hakaretler olurmuş. Êzîdîler ötekileştirilmiştir. Şimdi Erdoğan onlarca yıl önce var olan önyargıları kışkırtıyor. Bu konuşmalar 50-60 yıl önce yapılsaydı hemen Êzîdîlere karşı bir saldırı olurdu, katliamlar yaşanırdı. Ancak şimdi Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadelesi sonucu Kürdistan’da Êzîdîlere karşı önyargılar kırılmıştır. Zaten Batman’da onlarca yıl önce var olan Êzîdîlere yönelik ötekileştirici ve baskıcı yaklaşımlar sonucu Êzîdîler topraklarından koparak Avrupalara göç etmiştir. 

Batman’da Erdoğan’ın sandığı gibi Êzîdîlere karşı eski önyargılar kalmamıştır. Ama yine de Erdoğan’ın anlayışı çok tehlikeli ve alçakçadır. Bu konuşmaları Batman’da bir Êzîdî HDP birinci sıra milletvekili adayı olduğu için yapmaktadır. Êzîdîler kötüdür, bakın bir Êzîdî’yi de aday göstermişlerdir propagandası yapmıştır. Bunu açık söylememiştir ama Batman’da, “Dağda Zerdüşti ibadeti yapıyorlar, eğitimi yapıyorlar” demesi bu anlama gelmektedir. 


Kürt düşmanlığına karşı tutum alınmalı 

Şengal’deki Êzîdîlere yönelik 73. Fermandan sonra bu konuşmaların yapılması nefret suçunu ifade etmektedir. Êzîdîlere yönelik katliamları teşvik etmektedir. İnsanlık suçu işlenmiştir. Aslında Erdoğan yaptığı konuşmayla Alevilere yönelik de nefret suçu işlemektedir. Kürtlerin bir kısmı Êzîdî olduğu gibi, Êzîdîlerin beş on katından fazla ise Alevi Kürtler vardır. Bu nedenle PKK içinde Êzîdîler olduğu gibi, Aleviler de vardır. Kürtlerin çoğunluğu Alevi, Hanefi ya da Şafii olsa da, Êzîdîler de önemli bir nüfusa sahiptir. Dolayısıyla PKK içinde Sünni, Alevi ve Êzîdî Kürtler birlikte mücadele etmektedir. Hiçbir inanç PKK içinde kendini inkar etmediği gibi, PKK Alevi, Êzîdî ve Sünni Kürtleri barış ve kardeşlik içinde yaşatan ve ortak mücadeleye yönelten bir harekettir. 

PKK bu karakteriyle sadece Kürdistan’da değil, Ortadoğu’da da örnek bir hareketken, “PKK içinde Alevi ve Êzîdî var” deyip toplumdaki önyargıları kışkırtmak, PKK’ye yöneltmek kadar aşağılık bir şey olamaz. PKK’nin düşüncesi beğenilmeyebilir, PKK’ye karşı savaş da yürütülebilir; ancak PKK’ye ve Kürt demokratik hareketine karşı yürütülen kirli savaşta Êzîdîleri ve Alevileri alet etmek, Êzîdîleri ve Alevileri hedef göstermek, Tayyip Erdoğan’ın ne kadar kalitesiz, seviyesiz, çirkin ve iğrenç bir kafaya sahip olduğunu göstermektedir. Herkesten önce de Êzîdîlere yönelik önyargılara seslenen bu konuşmaya Batmanlılar ve tüm Kürdistanlılar karşı çıkmalıdır. Böyle bir konuşma Kürtlere hakarettir. Kürtlerin bir parçası olan Êzîdîleri ötekileştiren bu konuşma Tayyip Erdoğan’ın Kürtlere nasıl yaklaştığını ortaya koyuyor. Kürtler Tayyip Erdoğan’a tutum alarak artık eski Kürt olmadıklarını göstermelidirler. 

Alevi’siyle, Êzîdî’siyle, Sünni’siyle ve Kürdistan’da yaşayan diğer inanç ve etnik topluluklarla bir demokratik ulus olduklarını göstermelidirler. Kürtler Erdoğan’ın bu yaklaşımı nedeniyle bile olsa Kürdistan’da AKP’ye oy verilmemelidir. Kürtler arası birlik yaratılmışken, Erdoğan’ın Êzîdîleri ve Alevileri ötekileştirerek Kürtleri parçalayıp birliğini bozma anlayışına karşı tutum almalıdırlar. Çünkü bu anlayış sadece Êzîdîlik düşmanlığı değildir, Kürt düşmanlığıdır. 


PKK her inanca büyük değer veriyor 

Êzîdîlik tarihin en eski inançlarındandır. Şu anda tamamen Zerdüşti olmasalar da Zerdüştlük özelliklerini en fazla taşıyan ve en fazla Zerdüştlükten etkilenen inançtır. Türklerin, Arapların, Farsların nasıl ki İslam olmadan önce de bir inancı vardı, bir dine sahiplerdiyse, Kürtler de bir inanç ve dine sahipti. Bu inanç da Êzîdî ve Alevilerin İslamiyet’le tanışmadan önceki inançlarıdır. Eskiden Kürtlerin Zerdüşti olduğunu bilmek ve söylemek bir tarihi konuydu. Bunu da tarihi ve dinler tarihini bilen herkes söylemektedir. PKK’lilerin toplumlar şu dinden ve inançtan olsun diye ne bir çabası ne de bir eğitimi vardır. PKK sadece ve sadece hiçbir inancı inkar etmeden, ötekileştirmeden tüm inançların kardeşlik ve barış içinde yaşamasını istemektedir. PKK İslamiyet’e de, Aleviliğe de, Êzîdîliğe de değer vermektedir. Hiçbirinin ötekileştirilmesi ve rencide edilmesini kabul etmez. Bundan daha güzel ve değerli bir şey olabilir mi? Bu nedenle Kürdistan’ın büyük din adamlarından olan Mele Abdurrahman Timolkî yaşamının son aylarını Kürt Halk Önderi’nin yanında geçirmiştir. İslam’a gerçek değeri vermesinden dolayı Kürdistan’da en fazla da Kürt meleleri Kürt Halk Önderi’ne saygı duymaktadırlar. Aleviler de, Êzîdîler de, Asuri-Süryaniler de Kürt Halk Önderi’ne büyük bir saygı ve sevgi beslemektedirler.

Kürt halkı, tüm inanç sahibi insanlar PKK’nin, bir bütün olarak Kürt Özgürlük Hareketi’nin dinlere ve inançlara nasıl yaklaştığını bilmektedir. Bu açıdan Erdoğan’ın demagojileri, çarpıtmaları tutmaz. Hatta Erdoğan’ın konuşmaları en başta da Şafii ve Hanefi mezhebinde olanlarda tepki yaratır.


 AKP fitne ve fesatlıkla meşgul 

HDP’nin Diyanet İşleri kaldırılsın demesi ve bunu gündemleştirmesi, aslında hayırlı olmuştur. Dini, devlet dini haline getiren, devletin sömürü ve baskısına alet edenler dini din olmaktan çıkarırlar. Dini devlet dini haline getirip devletin sömürü ve baskısına alet ederek dini din olmaktan çıkaranlarla; dini esas olarak haksızlığa, baskıya ve zulme karşı, daha doğrusu iktidar ve devlete karşı vicdan, ahlak, hak, adalet olarak yaşayan ve topluma ait görenler arasındaki fark daha iyi anlaşılacaktır. Din, devlet tarafından yaratılmamıştır, zamanın iktidarlarına ve devletlerine karşı toplumun duruşu ve inancı olarak neşet etmiştir. HDP, Diyanet İşleri kapatılsın, din devlete değil, topluma ait olsun diyerek dine gerçek anlamda sahip çıkmakta ve saygı duymaktadır. Gerçek inanç sahipleri, din bilginleri HDP’nin ne demek istediğini çok iyi biliyorlar. Dinlere en büyük hizmet ve saygı, dinleri devlet vesayeti ve güdümünden çıkarmaktır. 

Selahattin Demirtaş “Taksim işçiler için Kabe gibidir” biçiminde benzetme yapmış, AKP’liler hemen bunu da kullanmıştır. İnsanlar çok değer verdikleri yere benim kıblem ya da Kabe’m gibi benzetmeler yaparlar. Birçok konuşmada ve yazıda bu tür benzetmeler yapılır. Herhalde birçok AKP’li de, başka partiden olanlar da, çok inançlı Müslümanlar da bu tür benzetmeleri yapmıştır. Bu benzetmelerde Kabe’ye ve Kıbleye bir hakaret ve küfretme yoktur. Aksine Kabe’ye büyük değer verildiği için, Kıble çok önemli görüldüğü için birçok insan bu tür benzetmeler yapar. Bu tür benzetmeleri de bir Hıristiyan ya da başka bir inançta olan yapmaz. Kabe’yi kutsal görenler Kıbleye çok büyük mana verirler. Şurası şunun Kabe’si gibidir, şunun Kabe’si şudur derler. Kuşkusuz onun Kabe’si, Kıblesi şudur biçiminde olumsuzlayan sözcükler de kullanılır. Bu durumda yanlış yer ve yön belirlemiş anlamında kullanılır. Bunda bile Kabe ve Kıble değerlidir. Ama yanlış Kabe ve Kıble seçimini ifade etmek için kullanılır. 

Selahattin Demirtaş bunları yaparken Kabe’ye değer vermiştir. İşçilerin çok değer verdiği anlamında ifade etmiştir. Bunu çarpıtmak ve demagojik biçimde “Kabe’ye saygısızlık yapıyor, sanki Mekke’deki Kabe’ye şirk, ortak yaratıyor” gibi değerlendirmeler yapmak kötü niyetliliktir. Böyle yapanlar da gerçek anlamda ahlaklı ve vicdanlı insanlar olamazlar. Her şeyi insanlara karşı kullanan fitne fesat kişiler olarak görülürler. Zaten şu anda AKP’nin işi gücü fitne fesatlıkla meşgul olmaktır.