İsviçre Gündemi
AKP’nin 1 Kasım seçimlerinde çoğunluğu sağlayarak tek başına iktidar olması, İsviçre basınında haber olmaya ve yorumlanmaya devam ediyor.
Seçimlerden AKP’nin birinci parti olmasının, Erdoğan’ı tek başına iktidar yaptığını, seçimlerin adil olmayan bir ortamda gerçekleştiğini, askeri operasyonların arttırıldığı, devlet medyasının seçimleri AKP lehine yönlendirdiği, Suruç, Ankara vb katliamların halkı hükümeti tercihe zorladığı, HDP’nin seçim çalışmalarını yürütemediği vb. konularda sıkça yapılan haberlere, uzmanların yorumları da eşlik ediyor.
Bern Üniversitesi Türkiye-Experti Dr. Christoph Ramm Blick gazetesinde yayınlanan geniş bir söyleşisinde Türkiye’yi ele aldı. Ramm’ın değerlendirmeleri bizim için şaşırtıcı olmasa da, İsviçre kamuoyuna çizdiği Türkiye resmi açısından önemli vurguları içeriyor.
Erdoğan’ın parlamentoda çoğunluğu sağladığını ama tek başına Anayasayı değiştirecek sayıyı yakalayamayışını mevcut ortam içinde olumlu bir gelişme sayan Ramm, Erdoğan’ın ısrarla istediği başkanlık sisteminin hiç bir parti tarafından desteklenmemesini de pozitif yanlardan biri olarak görüyor. Ortaya çıkan durumdan geriye Türkiye’de otoriter kurum ve seçkinlerin otokratik yönetimine göre şekillenen bir demokrasi bıraktığının altını çizen Dr. Christoph Ramm, AKP’nin elde ettiği çoğunluğu devlet kaynakları ve kurumlarını kontrolü altına almak için kullanacağını da belirtiyor.
AKP'nin kendi gücünü korumak için Sünni çoğunluğun inancını kullanan bir dini-sağcı popülist parti haline geldiğine de vurgu yapan Ramm, kimi konservatif Kürtlerin de desteklediği AKP’nin çoğunluğu sağlamasının Kürtlerin özgürlük taleplerini ve demokratik istemlerini daha fazla gündeme getirmekten alı koymayacağına da dikkat çekiyor.
Türkiye’nin Macaristan ve Polonya gibi diğer Avrupa ülkelerinde de açıkça görüldüğü üzere otoriter-milliyetçi siyaset modellerine doğru bir eğilimin parçası olduğunu da yorumlayan Dr. Christoph Ramm bu gelişmelerin liberal demokrasiye büyük bir sorun teşkil ettiğini ve bu durumun Türkiye’de siyasal baskıları arttıracağı ve Kürt çatışmasını yükselteceğini hatırlatıyor.
Gazetede yayınlanan geniş yorumda Erdoğan’ın AB’ye karşı mülteci sorununu bir koz olarak kullandığı ve tavizler koparmak amacı güttüğü de belirtiliyor. Özetle, korku üreterek, savaşı tırmandırarak Türkiye seçmenini kendini muhtaç edecek hale getiren AKP’nin dünya için de bir tehlike oluşturduğu kamuoyunca dile getiriliyor. Elbette bu oyunu bozmak ve diğer halklar ve Kürtler için yıkıcı sonuçları engellemek AB ülkelerine de önemli görevler yüklüyor.
Türkiye diplomatik alanda bu denli karşıtlarını çoğalttığı bir süreç yaşamadı. DAİŞ tehlikesi ve AKP ile dirsek taması da bu durumu güçlendiriyor. Bu durum Avrupa’da yürütülen politik çalışmalara da büyük avantajlar sağlıyor. Hiç kimsenin savunamadığı Türkiye’ye karşı, Avrupalıları harekete geçirmek ya da köşeye sıkıştırmak daha kolay gibi gözüküyor.