Varlığıyla ışıyan, hani dünya onların yüzü suyu hürmetine dönüyor dedirten insanlar vardır. Yıldığınızda, yorulduğunuzda, yenildiğinizde elinizden tutar, ayağa kaldırırlar. Durmak yok derler ama sözle değil, varlığıyla. Sözün yetmediği, tükendiği yerde onlar eyleyerek sizi hayata, mücadeleye dahil ederler. Kayıtsız kalmaktan utanırsınız onların yanında, oturmaktan, şikayet etmekten, görmezlikten gelmekten… İşte Eren Keskin o insanlardan biridir.

 Onun bağırmadan, slogan atmadan ağzından her zaman zerafetle dökülen sözler bir tarihten, köklü ve güçlü bir geçmişten süzülmüştür. Dinledikçe anlar, içinize sindirirsiniz. Katman katman soyar gerçekleri konuşurken, düşündüğü gibi yaşadığını, yapıp ettiklerinden, düşünmenin bizzatihi bir eylem biçimi olduğundan onu tanıdıkça biraz daha emin olursunuz.

Çünkü bilirsiniz ki; burnu düşse eğilip yerden almaz. İki kez silahlı saldırıya uğramış, hakkında 99 dava açılmış biri olmasına rağmen

Ne tehdit, ne işkence, ne baskı ne zulüm bir kez bile durduramamıştır onu, yalpalatmamış, saçmalaştıramamıştır. Çünkü o “Ben, cesaretin insanı en koruyan şey olduğuna çok inanıyorum. Çünkü cesaretiniz olduğunda, size düşman olanlar da saygı göstermek zorunda kalıyor.” diyebilen biridir. O yüzden Öcalan’ın avukatlığını üstlendiğinde hedef haline gelmesini de umursamaz, devletin peşine taktığı adamlardan da korkmaz. Gözaltında işkence ve tecavüze uğrayan sanıkların da yanındadır , her gün bir yenisi eklenen trans cinayetlerinin de takipçisidir. Medya çöplüğünden bir leş olarak yıllardır süpürülememiş, pis kokularını etrafa yaymaktan çekinmemiş Fatih Altaylı kişisi; “ Ben bu Eren Keskin’e ilk gördüğüm yerde cinsel tacizde bulunmazsam namerdim” dediğinde Basın Konseyi lütfen kınama cezası verse de Eren daha nice Altaylı’ya karşı mücadele etmeye devam edeceğini bilir.

Çünkü eril dil söz konusu olduğunda Kürt-Türk farketmez, .. Hapishanedeki erkek yoldaşların bir kısmı etek giymesini istemez, bir kısmı makyajını fazla bulur, özeleştiri ister. Güler geçer hepsine Eren, yine bilir elbette bağzı erkeklik hallerinin tedavi edilemez olduğunu ve daha kalın çeker sürmelerini bu kez… Onun işleri, sorumlulukları vardır hep. İnsan Hakları Derneği mazlum kapısı olalı beri, Eren yetişebildiği herkesin yardımına koşar. 24 Nisan Ermeni Soykırımı anması olduğunda da o en öndedir. Öyle ki bıkmadan, usmadan her türlü bürokratik engelleri aşarak 33 yıl sonra Levon Ekmekçiyan’ın cenazesini Fransa’daki ailesine iade ettirmeyi başarmıştır.

Ondaki vicdan, daha 8-9 yaşlarındayken Deniz Gezmişlerin idamıyla ayaklanmış, o gün avukat olmaya, haksızlığa uğramışların, ezilenlerin yanında durmaya söz vermiştir kendi kendine. Kürt olduğunu 13 yaşında kulağına fısıldanınca öğrenen, 1995’te Kürdistan diye yazdığı için tutuklanan Keskin, “cezaevi okulu”ndan mezun olduğunda da bir adım bile geri atmamıştır. 

Özgür Gündem’in genel yayın yönetmenliği ve yazarlığıyla başı bin defa belaya girmiş olmasına, onca arkadaşı, yoldaşı öldürülmesine rağmen, onu en son geçtiğimiz günlerde, özel tim evini bastığında aynı dik duruş, aynı kararlılıkla gördük. Evdeki kedilerini 85 yaşındaki annesine emanet edip Amed’e gittiği bir akşam, baskına değil talana gelen ekip hâlâ Eren’i susturacağını sanıyor  ya, ben onların o yarım akıllarına şaşayım! İlk uçakla İstanbul’a gelip, ne oluyor millet, ben burdayım, bir yere kaçtığım yok demiş, “Ape Musa’ya, Gurbetelli’ye borcum var, gerekirse girerim içeri” diye açıklama yapmıştır. Eren’in bu tavrı onu tanıyan kimse için yeni değildi ama yine de etrafımızda fırıldak gibi dönen, bir grup Akp’li Hakkariliyi otobüslere doldurup, “yöre halkı ilçe olmayalım diye rica ediyor” diyerek el ovuşturan, Mehmet Uzun’un ekmeğini yemeye doymayan yanındaki mal müdürüyle kameralara poz veren sefilleri görünce insanın bir kez daha Eren’i bağrına basası geliyor.

Neyse ki it ürür, kervan yürür. Ne Özgür Gündem susar, ne Eren Keskin. Gazeteciler alır bilgisayalarını mühürlü kapının önünde haber toplantısı yapar, yeni bir isimle (Özgürlükçü Demokrasi) yeniden çıkar. Eren dikilir hakimin karşısına, bir kez daha; fikir ve basın özgürlüğünden, ortada terör değil savaş olduğundan dem vurur. Bizim gibi faniler de onların bu onurlu mücadelesine bakıp, şapkamızı önümüze koyarak düşünürüz belki; yaşamanın hayatta olmak değil, hayatta kalmak için hangi bedelleri ödettiğini…


Not: Özgür Gündem’i kapattıkları yetmedi, yazarı ve danışma kurulu üyesi olduğu gerekçesiyle edebiyatımızın yüz akı Aslı Erdoğan’ı da tutukladılar. Onu ya da çalışanları içeri tıkmakla, susturup, yıldıracaklarını sananlar avuçlarını yalar. Eren kadar Aslı da onurumuzdur.