O ona “oh oldu” diyor, diğeri de buna “yuh olsun” diye yanıt veriyor. “Ergenekon davası“nda verilen kararlar, tüm medyada ve siyaset pazarında manasız bir ağız dalaşına neden oluyor.    İşin acı olanı, Silivri’de verilen kararın “kendi devletleri” hakkında verilmiş bir mahkumiyet kararı olduğunun farkında bile değiller.

Şunun da farkında değiller: Silivri’de verilen mahkumiyet kararları, yalnız devletin “Ergenekon” devleti olduğu yönünde verilmiş bir karar olmakla kalmadı, aynı zamanda bu “Ergenekon” devletine karşı otuz yıldır yürütülen mücadelenin de meşruiyetini ilan eden bir karar oldu…
Silivri davasının birinci ve en temel sonucu budur. Derin devlet mahkum olmuş, ona karşı savaşan PKK beraat etmiştir.
Silivri davasının ikinci sonucu da, işte bu birinci sonucu ört bas etmesidir. Bu davada Ergenekon terör örgütünün “elemanları” mahkum edilmiş, ama onların işledikleri suçlar, cinayetler, köy yakmalar, sürgünler mahkum edilmemiştir. Suçluya müebbed hapis verilmiş, suçu ise söylenmemiş, geçiştirilmiştir… Bu dava Fırat’ın Doğusuna bir santim geçmemiştir. Oysa cinayet mahalli Kürdistan’dır, katil Kürdü öldürmüştür; ama bir Türk olan “AKP” adlı şahsı “öldürmeyi düşünmekten” dolayı hüküm giymiştir.
Ergenekon terör örgütü AKP’ye karşı değil, PKK’ye karşı suç işlemiştir. Silivri’de “katil” belli, ama “mağdur” sisler arasında kaybedilmiştir.
Demek ki, Silivri davası “Ergenekon terör örgütü”nü “yarım” yargılamıştır. O nedenle Ergenekoncular “neyle yargılandığımızı bilmiyoruz” derken bu gerçeği dile getirmişlerdir. Onlar Kürdistan’da işledikleri suçları ve mahkemenin bu suçları dosyaya koyamayacağını da bildikleri için, yıllar boyunca bağırıp durdular: “Suçumuz ne? Neden buradayız?” Silivri mahkemesi onların suçlarını asla dile getiremez. Getirmemiştir.
Gelelim “darbeye”… Ortada “bastırılmış” bir darbe yok. Yani “kahraman Erdoğan ve partisi” herhangi bir darbeyi “bastırmış”, Talat Aydemir darbe teşebbüsünde olduğu gibi darbecileri derdest etmiş değil. Generaller darbeyi “düşünmüş”, “müzakere etmiş”, “planlamış“, lakin sonra “vazgeçmişlerdir”. Dava, onlar “darbeye teşebbüs halindeyken” değil, “darbeden vazgeçmiş, tekaüde ayrılmış haldeyken” açılmıştır.
Bu dava ne Ergenekonculuğun ne de darbeciliğin cezalandırılması davasıdır. Bu dava, “askeri disiplinsizlikle” ilgili bir cezalandırmadır. 2002 yılında Türk ordusu, AKP’yi “kündeye” getirmek, “Sünni Müslüman” Irak’a müdahalenin sorumluluğunu onun üzerine yıkmak için, 1 Mart tezkeresiyle ilgili MGK’dan karar çıkartmamış, AKP’nin “uyanıkları” da bir çalımla tezkerenin çıkışını engellemişti. ABD bilindiği gibi kendisine çok pahalıya mal olan bu ayak oyunundan dolayı orduyu sorumlu tutmuştu. Kürt savaşında tam bir başarısızlığa uğrayan, bu savaş boyunca yozlaşan, çeteleşen, uyuşturucuya, yolsuzluğa bulaşan askeri kliği, bu son “numarasından” dolayı, “katıksız hapse mahkum” etme kararı almıştı.  
Bu ordu NATO komutasında bir ordu olduğu için, NATO’nun da başkomutanı ABD olduğu için cezayı aslında o vermişti. Başbuğ gibiler de, NATO’nun “vahşi tümeni” olan Ergenekoncuların “tasfiye” edilmemek için düzenlediği “darbe” provokasyonunun kurbanı olmuştu. Darbelere “yeşil ışık yakan” ABD, bu defa, darbecilere kırmızı ışık, onların tasfiyesi için de hükümete yeşil ışık yakmıştı. Hepsi budur.
Sonuç: Silivri mahkemesi “Ergenekon terör örgütünün” çaptan düşmüş, ıskartaya çıkmış olan unsurlarını cezalandırmış, onların “suçlarını” ise ört bas etmiştir. Çünkü bu “suçları” işleyecek olan ve şu anda Rojava’ya karşı El Kaide elemanlarıyla çalışan “Ergenekon”u korumuştur. Ortada gerçek anlamda bir “darbe durumu” olmadığı halde bunu varmış gibi göstermiştir. Böylece asıl mağdur olan “Kürt halkı” yerine, sahte bir mağdur olarak AKP’yi vitrine yerleştirmiştir.
Ergenekon dediğimiz gibi şu anda Urfa’da, Antep’te, Kilis’te, Hatay’da Rojava’ya karşı faal haldedir. Darbe potansiyeli ise, içinde bulunduğu “jeopolitik” durumda Türkiye hala Kürt sorununu çözmediği ve gerçek bir demokrsiye geçmediği için yerli yerinde durmaktadır. ABD’nin ve AB’nin Mısır politikası bu potansiyeli bir gün içinde harekete geçirecek niteliktedir.
Silivri’deki mahkumiyetlerden “demokrasi” çıkmaz. Çünkü demokrasi mahkemelerin verdiği hapis kararlarının üzerine bina edilmez. Demokrasi halkın temsil edildiği parlamentonun vereceği özgürlük kararları üzerine bina edilir. Mahkemeler sussun, meclis konuşsun!...